Yeni bin yılın en çok üzerinde durulan konularından biri de çevre...

Çevreye gereken önemi vermez, sahip çıkmaz ve korumazsak başımıza neler gelebileceğini tahmin bile edemeyiz…

 

SANAYİLEŞME İLE BİRLİKTE

 

Özellikle sanayileşme süreci ile “yaşanabilir alanlar”ın sürekli azalması; başta göçmen kuşlar olmak üzere, “yerleşik” hayvanların bile dağı-taşı, nehirleri-okyanusu terk etmesi, insanların da bir gün yaşadığı mekanlarda barınamayacağı endişesini getirdi akıllara...

Ve gelişmiş ülkelerde örgütlü bir mücadele halini alan “çevre hareketi”, gelişmekte olan ülkelerde de kendisini hissettirmeye başladı.

Bu çerçevede, dünyada “Çevre Günü” ilk defa 1970 yılında ABD’nin Stanford Üniversitesi’nde bir grup tarafından kutlandı.

 

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ İLANI

 

İçtiğimiz sudan soluduğumuz havaya, yediğimiz balıktan beslediğimiz hayvana kadar çok geniş ve önemli alanı kapsayan çevre sorunları ile, bu konuda alınması gereken önlemlerin görüşüldüğü Stockholm’deki “BM İnsan Çevre Konferansı”na (1972) katılan 132 ülke temsilcisi, aldığı bir kararla, konferansın yapıldığı 5 Haziran’ı “Dünya Çevre Günü” ilan etti.

 

TÜRKİYE’DE ÇEVRE KONUSU

 

Türkiye’nin çevre ile ilgili kanunlarına temel oluşturan Anayasa’nın 56. Maddesi, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” der.

1983’te çıkarılan Çevre Kanunu ile korumaya ve kirliliğin önlenmesine dair ayrıntılı tedbirler ve düzenlemeler getiren Türkiye, bu çalışmaları 1978’de kurulan Çevre Genel Müdürlüğü ile yürütüyordu. Çevre Bakanlığı’nın kuruluş tarihi ise 1991...

O tarihten beri çevre ile ilgili tüm çalışmalar bu bakanlık tarafından yapılıyor.

 

BÜYÜK ZARARLAR VERİYOR

 

Çevre kirliliği her ülkeye olduğu gibi Türkiye’ye de büyük zararlar veriyor. Sadece; Marmara Denizi’ndeki 125 balık türünün son 30 yılda 4’e düştüğünü hatırlatmak bile başlı başına bir çevre ve ekonomik felakete işarettir... Her gün denizlerimize, İstanbul’da üretilen çöp miktarının üç katı kadar, yani 20 bin tona yaklaşan çöp dökülüyor.

 

MANYAS KUŞ CENNETİ

 

Dünyanın en eski koruma alanları arasında yer alan Manyas Kuş Cenneti, Avrupa Konseyi tarafından 1976 yılında dünyada 16 doğal koruma alanına verilen A sınıfı diploma ile ödüllendirilmesine, 1994 yılında Ramsan Sözleşmesi ile uluslar arası öneme sahip sulak alanlar statüsüne alınmasına rağmen kirlilikten korunamıyor.

 

ÇEVRE İLE İLGİLİ BAZI NOTLAR

 

-Türkiye doğal alanları koruyamadığı sürece doğallığını kaybedecek ve bir cazibe merkezi olmaktan çıkacaktır.

-Ormanlar, Türkiye’nin hem yüz akı hem de yüz karası! Ormanlarımız temizlik bakımından Avrupa birincisi olmasına rağmen, yangın ve diğer yollarla talan edilmede de birinci...

- Karadeniz, doğal hayatın hüküm sürdüğü en bakir alanlardan biri. Fakat gelişmeler pek de iç açıcı görünmüyor. Özellikle çöp, bölgenin en büyük sorunu.

-Doğu Karadeniz ve Orta Karadeniz’de de, diğer yörelerde olduğu gibi kirlenme hızla devam ediyor. İşte İlişi Plajı’nın geçen yılki hali...

-Altyapı sorunlarının halledilememiş olması da kirlenmede büyük bir etken.

-Türkiye’deki 3 bin 215 belediyenin sadece 310’unda standartlara uygun kanalizasyon şebekesi, 128’inde ise arıtma tesisi var.

-Balıkların ölmeye başlaması, sadece hayvanlar için değil insanlar için de yaşanabilir alanların daralmaya başladığına işaret. Havasını, suyunu, toprağını, denizini kirlettiğimiz dünyanın neresinde yaşayacağız.

-Türkiye’nin en gözde yerlerinden olan “kuş cennetleri” de kirlenmenin öldürücü tehlikesi ile karşı karşıya.