Mevcut müesses nizamın temelleri Fransız devrimiyle rota bulmuş, 2.Dünya Savaşı ile vücut bulmuş, Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte tek merkeze sıkışmıştır.

Müesses nizamın unsuruları kendini korumak ve dönüştürmek için 11 Eylül Saldırıları, 2008 Küresel Krizi, Kırım’ın ilhakı, Pandemi ve son yıllarda artan bölgesel savaşları tetiklemiştir. Bu krizleri yönetme bahanesiyle de başka sorunlar üretmişlerdir. Geldiğimiz noktada Küresel yapılar bırakın düzeni yaşatmayı, çözüm üretememenin yanında çözüm üretme bahanesiyle başka sorunlar üretme enstrümanı haline dönüşmüştür.

Öte yandan, başta bilginin alenileşmesi, yapay zeka ve para arzının artması gibi unsurlar nedeniyle ABD başta olmak üzere G7 Ülkelerinin hegemonyası kırılmış, rakiplerin güçlenmesini engelleme politikaları işlevsiz hale gelmiştir.

Bugün ekseriyetle tüm Devletler ve Halklar sistemin tıkandığını dillendirmektedir. Tek merkezli dünya sistematiği ve çok kutuplu dünya sistematiği tartışmalarda öne çıkan modeller olarak görülmektedir. Bu tartışmalar içerisinde Çin, Hindistan ve Türkiye önümüzdeki dönemde yeni sistemin inşasında en etkin olacak ülkeler olarak sıralanmaktadır.

Savaşlar, sınamalar ve krizler ortasındaki coğrafyada parçalanması ön görülen, 2011’den 2018’e yaşadığı kriz tüneline hapsedilmek istenen Türkiye, her şeye rağmen yıkılmayı bırakın, gücünü, potansiyelini ve bölgesel etkisini ileriye taşımış durumdadır. Çin ve Hindistan ise kriz yaşamayı bırakın, sermaye pompalanarak ve küresel eksende her alanda desteklenerek, nüfus yoğunluğunun avantaja çevrilmesiyle adeta doping basılmış iki güçtür.

Haliyle yeni arayışların peyda olduğu günümüzde bir model olarak Türkiye, birçok eksende gözlemlenmekte ve model ya da partner olarak talep görmektedir. Son NATO toplantısı ise Batı ile 2007’den bu yana gerilen, 2011’de ısınan ve 15 Temmuz ile ayyuka çıkan gerilimin dönüştüğü, göz hizasında kurulan yeni bir partnerlik dönemine geçildiğinin nişanesi olarak tescillenmiştir. Buradaki detaylar grift olduğundan Kanal 5’te yapacağımız programda değineceğiz inşallah.

Tüm bu gelişmeleri makro seviyede okuduğumuzda;

1. Dünya yeni bir düzen arayışına fiili olarak geçmiştir.

2. Tarih boyunca olduğu gibi, yeni dönemde de Mezopotamya Dünyanın esas merkezidir ve bu merkezdeki etkinlik, Dünya çapında etkinlikle eşgüdümlü ilerlemektedir.

3. Herkes bu bölgeye muhtaçtır, Batı çok daha muhtaçtır. Çünkü Batı sistematiği sömürü üzerine kurduğu refah ile “medeniyet”e ulaşmıştır. Medeniyeti ellerinde tutmalarının yolu, kaynakların merkezlendiği Mezopotamya’yı kontrol etmekten geçmektedir.

4. İsrail ise bölgeyi ateşe atarak Arz-ı Mev’ud hülyasına hizmet etmenin ötesinde, dünya sistematiğini İngiltere ve ABD başta olmak üzere Batı’dan bağımsız şekilde kurulmasını hedeflemektedir. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Çin ve Hindistan’ın 2000’lerden sonra bir anda sıçramasının nedeni, İsrail’in tek merkezli dünya kurma yolunda bu iki devleti temel enstrüman haline getirmesidir. (Çin ve Hindistan rekabetini ise coca-cola vs. pepsi ile piyasayı tekelleştirme modeline benzetebiliriz)

5. Bu hedef Batı’nın Türkiye’ye olan muhtaçlığını arttırmıştır. Bölgede İsrail’i hal edecek, stratejik gücü olan, sosyolojik ağırlığı olan ve Batı ile konuşabilen yegane ülke Türkiye’dir. Hedefleri İsrail’i Türkiye ile, Türkiye’yi İsrail ile kaos dengesinde tutmaktır.

6. Batı bu gerekliliği çok önceden öngörmüş, Gezi, 15 Temmuz ve Ekonomik operasyonlarla Türkiye’yi yıldırmak istemiştir, 2023 seçimleriyle birlikte bu politikanın çalışmadığını kabul ederek; Trump üzerinden sıkıştırılmış bir diyalog kanalını, “Meşruiyet” olarak tanımlayarak kurmuştur.

7. Türkiye potansiyelinin ve etki gücünün Devlet ekseninde çok öncelerinden bu yana farkında, uzun yıllardır kurguladığı siyasetleri de hayata geçirmiş durumdadır. Bir anda savunma sanayiinde atılımlar yapmamız, Libya gibi coğrafyalarda oyun kurucu olmamız, Hamas’ın bir ayda kaybetmesi beklenirken aylarca direnebilmesi gibi birçok meselede görülüyor ki; uzun yıllardır hazırlıklar yapılmış.

Lakin mücadele ve ilerleme artık tüm satha yayılması için elzem hale gelmiştir. Yani aksiyonların Devlet kademeleriyle sınırlı kalmaması gerekmektedir.

Bu bağlamda bireyden aileye, aileden cemiyete, cemiyetten coğrafyalara, coğrafyalardan tüm ülke sathına ve ardından Türk ve Müslüman Devletlere ve Halklara bu kritik dönüşüm sürecinin anlatılması, makrodan mikroya aksiyona geçme bilinci kazandırılması gerekmektedir. Bunu 85 milyonun tamamına kazandırmalıyız demek ütopik olur, kastımız entelektüellerin, iş adamlarının, STK’ların, kanaat önderlerinin ve en kritiği saha siyasetçilerinin bu perspektifi anlayarak icrada bulunması gerekliliğidir.

Gel gelelim, NATO toplantısına ev sahipliği yapan Ankara’nın öne çıkan isimlerinin konuştuğu gündem bile atılan asfalt, kapatılan yollar, şehrin silüetinin değişimi gibi magazinsel gündemden ibarettir.

Yeni bir dünya düzeni kurulurken, olayların merkezinde olan ülkenin başkentinin sadece Devlet kurumları nezdinde görev gereği aktif olması, dönüşümlerin içselleştirilmesi için tabandan tavana yayılması gerekliliğiyle birlikte okunduğunda endişeye düşmemek elde değildir.

Türkiye bundan sonra Dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olacak, bölgesel bir güç olacaktır Biiznillah. Lakin bu güç “Milli” unsurlarla, “Öz”ümüzün salahiyetine mi hizmet edecek? Müesses Nizam 3.0’ın varlığını idame ettirmesine mi?

İKNA Düşünce Kuruluşu olarak bu perspektifle çalışmalar yapmaya hazırlanıyoruz, önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşacağız inşallah.