15 Temmuz'un yıldönümünde demokrasi nöbetleri tutuldu, anı defterine kahramanlık sözleri yazıldı, demokrasi çadırında çay kahve eşiliğinde herkes o gece kendi yaptığı vatanseverliği ballandırdı. “Maşallah, inşallah” ile bir 15 temmuz daha kutlandı. Ne güzel...Peki ne bu, ne de geçtiğimiz 15 Temmuz’larda kimse o gece köprüden atılan, boğazı kesilen, vurulan, öldürülen daha 20'li yaşlardaki askerlerin, gariban ve emir kulu erlerin, hiçbirşeyden habersiz onlarca ana kuzularının katilleri nerede? Neden yargılanmadı? Ya da bir sivillerin arasına sızıp askere, bir de askerlerin arasına girip sivillere ateş eden karanlık kişileri kim diye sormayacak mı?Zamanında bir dandik şeyhin peşinden koşanlar, donuna, atletine hatta sümüklü mendiline yüz sürenler, bugünlerde hangi daha dandiklerinin peşine takılıyorlar diye sorgulamayacak mı?Peki “Ya bu dandik şeyhlerin tarikatlarının memlekete, vatana, ekonomiye, bilime, sanata, uygarlığa, insanlığa ne faydası var”diye de sormayacak mı?Tek dertleri öteki dünya ise, bizim güzel insanımız onu alayından iyi bilir. Siz bir uzaklaşın şöyle, dükkanın ve memleketin önünü kapamayın. Bereketi kaçıyor bilader...xxxxxMadem konu 15 Temmuz’dan açıldı. Hani o gün donunu, atletini tankın egzosuna tıkayıp durduranlar, savaş uçağına kafa atanlar, ömründe araç sürmemiş ama o gün ne kerametse kamyon bile süren kahraman kadınlarımız vardı. Vs.vs Sonradan tek tek yalanları ortaya çıktı ya.. neyse.İşte o atlet sokularak etkisiz hale getirilen tanklardan da bir anekdot paylaşalım. Ayrıca 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıldönümünü de unutmayarak kahraman ordumuza bir selam çakalım.Yıl 1974. Kıbrıs çıkartmasına katılan teknik personele verilen adreste toplanması istenir ve 200 personel Ankara'da bir araya gelir.O personele "savaşta en çok sıkıntı çektiğimiz şey nedir?” diye sorulur.Katılanların çoğu tank paletlerinden şikayet eder. Öyle ki dar zamanda Erzurum'daki tankların paletleri sökülüp, Kıbrıs'a götürülüp takılmıştır.Personele “Peki bu paletleri yerli olarak üretebilir miyiz?" sorusuna 200 kişiden 42’si "evet” der. “Yaparız diyenler kalsın, diğerleri birliklerine dönebilir." denir.Sonra o 42 kişiye "Siz yaparız dediğinize göre, kafanızda bir plan proje var. Kafanızdaki o bilgiyi kağıda dökün, 1 ay sonra yine burada buluşalım."1 ay sonra yine buluşurlar. Her birinin hazırladığı plan proje toplanır. Denir ki "1 ay sonra tekrar burada buluşalım."3. buluşmada 42 kişinin her birine Türkiye’nin özel resmi tüm kurum ve kuruluşlarına serbest giriş çıkış ve inceleme yapma hakkı tanıyan belgeler dağıtılır. 7 kişiden oluşan 6 ekip kurulur. "Türkiye'ye dağılın, istediğiniz yerde inceleme, araştırma yapmakla yetkilisiniz. 3 ay çalışın. 3 ay sonra yine buluşalım"denir.4. buluşmada bir ekip Sakarya'daki Şeker Fabrikası, Vagon Fabrikası ve Zirai Donatım'da, bir örnek palet üretebileceklerini söyler. Bir adet palet için, civatasının nasıl olacağına dair projeleri bile hazırlanmıştır; buna göre bir adet örnek üretim yaptırılır.Aynı ekip o paleti Kıbrıs'a götürüp bir tanka takar. Çamurda , toprakta , taşta, kayada, gece, gündüz sıcakta denemesini yapar. Bir tane cıvatası dahi kırılmamış, istenilenden daha sağlam olmuştur.Bu proje Sakarya'da bugünkü Tank Palet Fabrikası'na dönüşür. Hani şu Katar'a devredilen tank palet fabrikamız.Binbir emeğin, umudun, azmin ve vatansaverliğin kısa tarihi vee.. işte sonucu.. Yorum sizin...(