Türkiye’nin son yıllarda en ağır sınavlarından biri, devletin kılcal damarlarına kadar sızan FETÖ yapılanmasıyla mücadele olmuştur. Bu yapı, sadece bir terör örgütü değil; aynı zamanda yargıyı, emniyeti ve bürokrasiyi araçsallaştırarak algı operasyonlarıyla siyaset dizayn etmeye çalışan karanlık bir aklın temsilcisidir.

Bugün gelinen noktada, Akın Gürlek üzerinden yürütülen tartışmalar da bu çerçeveden bağımsız değildir. Türkiye’de hukuk mekanizması işletildikçe, geçmişte olduğu gibi benzer yöntemlerin devreye sokulmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Çünkü “kumpas” dediğimiz şey, sadece sahte deliller üretmek değil; aynı zamanda kamuoyunu yönlendirmek, itibarsızlaştırmak ve yargı süreçlerini baskı altına almaktır.

FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemlerde, masum insanların hayatları nasıl karartıldıysa; bugün de benzer senaryoların farklı aktörler üzerinden yeniden sahneye konulmak istendiği iddiaları ciddiyetle ele alınmalıdır. Özellikle sosyal medya ve bazı medya kanalları üzerinden oluşturulmak istenen algılar, geçmişteki “yargı mühendisliği” dönemlerini hatırlatmaktadır.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ortaya koyduğu duruş, bu noktada kritik bir eşik anlamına gelmektedir. Çünkü mesele sadece bir kişi değil; doğrudan Türkiye’de hukukun bağımsızlığı ve devletin terörle mücadelesinin kararlılığıdır. Eğer bugün bu tür iddialar ve algı operasyonları karşısında net bir tavır sergilenmezse, dün yaşananların farklı versiyonlarının yarın yeniden yaşanmasının önüne geçilemez.

Unutulmamalıdır ki, FETÖ aklı her zaman doğrudan saldırmaz. Bazen içeriden konuşur, bazen muhalefet diliyle kendini gizler, bazen de “hukuk” söylemini araçsallaştırarak meşruiyet üretmeye çalışır. Bu nedenle meseleye sadece siyasi bir tartışma olarak değil, bir “devlet güvenliği” perspektifinden bakmak gerekir.

Türkiye artık eski Türkiye değildir. 15 Temmuz’da milletin ortaya koyduğu irade, bu tür yapılara karşı en büyük sigortadır. Ancak bu, tehditlerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Tam aksine, yöntem değiştirerek varlığını sürdürmeye çalışan bu akla karşı her zaman uyanık olunmalıdır.

Sonuç olarak; Adalet Bakanı Akın Gürlek üzerinden yürütülen tartışmalar, basit bir siyasi polemik değil, daha derin bir mücadelenin yansımasıdır. Türkiye, geçmişte kurulan kumpaslardan büyük dersler çıkarmıştır. Bugün yapılması gereken ise aynı hatalara bir daha asla izin vermemektir.