Antalya’nın Kekova Adası yakınlarında yürütülen su altı kazılarında, yaklaşık 4 bin 400 ila 4 bin 700 yıllık amforalar gün yüzüne çıkarıldı. Erken Tunç Çağı’na tarihlenen batık, Anadolu’nun denizcilik geçmişine ilişkin önemli bulgular barındırıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, keşfin Doğu Akdeniz’deki ticaret ilişkilerini ve geçmişteki denizcilik faaliyetlerini anlamak açısından önem taşıdığını belirtti.
KEKOVA’DA DÜNYANIN EN ESKİ BATIKLARINDAN BİRİ ARAŞTIRILIYOR
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya’nın Demre ilçesi açıklarındaki Kekova Adası yakınlarında bulunan antik batığa ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, su altı kazılarında ortaya çıkarılan eserlerin Anadolu’nun denizcilik tarihine katkı sağladığını vurguladı. Ersoy, keşifle ilgili açıklamasında, "Mavi Vatan'da, dünyanın en eski batığının izlerini gün yüzüne çıkarıyoruz" ifadelerini kullandı.

Akdeniz Üniversitesi tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen su altı araştırmalarında tespit edilen batık, taşıdığı amforalarla Erken Tunç Çağı’na tarihlendiriliyor. Alandaki çalışmaların 2026 yılında kazı aşamasına taşınmasıyla birlikte, deniz tabanında bulunan kalıntıların daha ayrıntılı incelenmesi hedefleniyor.
AMFORALARIN KÖKENİ ÜRDÜN VADİSİ’NE İŞARET EDİYOR
Kazılarda çıkarılan amforaların yaklaşık 4 bin 400 ila 4 bin 700 yıllık olduğu değerlendiriliyor. Antik dönemde sıvıların ve çeşitli gıda ürünlerinin taşınmasında kullanılan bu kaplar, ticari faaliyetlerin izlerini takip etmek açısından arkeolojik araştırmalarda önemli bir yere sahip.

Kekova’daki buluntular üzerinde yapılan kil analizleri, amforaların muhtemelen Ürdün Vadisi’ndeki atölyelerde üretildiğine işaret ediyor. Kapların zeytinyağı ya da şarap taşımak amacıyla kullanılmış olabileceği düşünülüyor. Bakan Ersoy, amforaların kökenine ve benzer örneklerin farklı coğrafyalarda bulunmasına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"Kil analizleri, amforaların muhtemelen Ürdün Vadisi'ndeki atölyelerde üretildiğine işaret ediyor. Benzer örneklerin Mısır, Troya ve Girit'te de bulunması, farklı coğrafyaları deniz yoluyla birbirine bağlayan ticaret ağlarını anlamamız açısından büyük önem taşıyor."
Mısır’daki Giza, Saqqara ve Abusir piramitleri çevresinde, Troya’da ve Girit’te benzer kapların bulunması, dönemin ticaret ilişkilerinin geniş bir coğrafyaya uzandığını gösteren bulgular arasında yer alıyor.

GEMİNİN ROTASI LEVANT KIYILARINDAN BAŞLAMIŞ OLABİLİR
Araştırmacılar, geminin Levant kıyılarındaki bir limandan hareket ederek Troya veya Girit yönüne ilerlemiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Ancak geminin kesin rotası ve taşıdığı yükün tamamı hakkındaki değerlendirmelerin, araştırmalar ilerledikçe netleşmesi bekleniyor.
Amforaların farklı bölgelerdeki benzerleriyle karşılaştırılması, Erken Tunç Çağı’nda Doğu Akdeniz kıyıları arasında kurulan bağlantıların anlaşılmasına yardımcı oluyor. Seramiklerin üretim yerlerinin belirlenmesi, yalnızca hangi ürünlerin taşındığını değil, bu ürünlerin hangi merkezlerden hangi bölgelere ulaştırılmış olabileceğini de ortaya koyabiliyor.
Kekova ve çevresinde daha önce yürütülen arkeolojik çalışmalar da bölgenin farklı dönemlerde deniz ticaretinde önemli bir konuma sahip olduğunu ortaya koydu. Ada çevresinde çeşitli dönemlere ait amforaların tespit edilmesi, bölgenin uzun bir zaman dilimi boyunca deniz yoluyla gerçekleşen ticari hareketliliğe katıldığını gösteriyor.

DOKUZ İŞARETLİ AMFORA DENİZCİLERİN GÜNLÜK YAŞAMINA IŞIK TUTUYOR
Kazılarda ortaya çıkarılan eserler arasında, üzerindeki dokuz farklı işaret ve gövdesindeki iki delikle öne çıkan bir amfora da bulunuyor. İlk incelemeler, kabın peynir veya tereyağı üretiminde kullanılan bir yayık amforası olabileceğine işaret ediyor. Bu ihtimal, gemide yalnızca ticari ürünlerin taşınmadığına, denizcilerin yolculuk sırasında kendi yiyeceklerini hazırlamış olabileceklerine ilişkin yeni soruları da beraberinde getiriyor. Araştırmacılar, söz konusu kabın işlevinin doğrulanması halinde, dönemin denizcilerinin beslenme alışkanlıkları ve gemideki yaşam koşulları hakkında daha ayrıntılı değerlendirmeler yapılabileceğini belirtiyor.
Gemide keçi bulundurulmuş, hayvanlardan süt sağılmış ve süt ürünleri üretilmiş olabileceği ihtimali de bu buluntuyla gündeme geliyor. Bununla birlikte, bu senaryo henüz kesinleşmiş bir bulgu değil; amforanın işlevine ilişkin araştırmaların değerlendirilmesi gereken bir olasılık olarak öne çıkıyor.

SU ALTINDAKİ KÜLTÜREL MİRAS KORUNACAK
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen izinler doğrultusunda, Antalya Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Doç. Dr. Hakan Öniz'in bilimsel sorumluluğunda yürütülen kazılar, batığın ve çevresindeki kültürel kalıntıların incelenmesini amaçlıyor.
Su altı arkeolojisinde eserlerin tespit edilmesi kadar, çıkarılan buluntuların bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve korunması da önem taşıyor. Deniz tabanından alınan seramiklerin üretim özelliklerinin, kullanım amaçlarının ve tarihsel bağlamlarının araştırılması, geçmişteki yaşam biçimlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlıyor.
Bakan Ersoy, kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda yürütülen çalışmalara ilişkin, "Anadolu'nun denizcilik tarihini yeni bulgularla aydınlatmaya, su altındaki kültürel mirasımızı koruyarak gelecek nesillere aktarmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. Ersoy, kazıların bilimsel sorumluluğunu üstlenen Doç. Dr. Hakan Öniz ile çalışmalarda görev alan ekibi de kutladı.



