Bir kez daha hem de olanca şiddetiyle kınadık.
“Hesap soracaz, intikam alacaz’ı” kameralara bakarak haykırdık.
“Allah Kahru Belalarını versin” diye beddualarımızı sıraladık.
Bu defa öyle böyle değil, çok fena lanetledik çok.
Eğer bunları facebook’tan, internetten çatır çatır yayınlayıp, vicadanımızı rahatlattıysak, o zaman bu terör işini çözelim mi bir zahmet. Yok çözemeyeceksek, devlet olarak, hükümet olarak o makam ve mevkilerde ne işimiz var? Derhal terk edelim değil mi, sevgili büyüklerimiz. Bunu siz çözeceksiniz, Aşağı Mahalle’nin muhtarı değil.
“Ne mutlu şehit olana, keşke bizde olsak” deyip, yüzlerce koruma, en zırhlısından araçlarla korunmak kolay. Zor olan fidan gibi gençleri de koruyabilecek tedbirleri almakta. Bir Büyükşehir Belediye Başkanı diyor ya; “Bizim gibileri Allah koruyor, yoksa çoktan ölürdük” O gençler ölüyorsa, onların Allah’ı yok mu? Birisi şu başkanı durdursun artık, sinir uçlarımızla fena oynamaya başladı.
Devlet olarak istihbarat zafiyetimiz kabak gibi ortada. “Efendim şu kadarını da yakaladık”. Bir zahmet yakalayın, ama kaçırdıklarınızda şu kadar vatandaşımızı al bayraklı tabutlara sardı, o iş ne olacak? Şu istihbarat işine artık bir iyi el atmak lazım değil mi? Hiçbirşey bilmiyorsak, nasıl darbeyi enişteden öğreniyosak, şu bombacıları da kayınçomuza soralım bari.
Teröre bugün onlarca devletin destek verdiğini sağır sultan bile biliyor. Bu kavga ortamıyla, bu herkesle çatışma siyasetiyle bu işin üstesinden gelemeyiz. Eski külhanbeyleri gibi; “Anamı kesen ben, babamı kesen ben, var mı bana yan bakan” dersek, gün gelir, tüm namluların bize dönmesi kaçınılmaz olur ve nitekim oldu da. Akıllı bir dış politika ve strateji gütmediğimiz sürece, ona buna kendi çapımızda ayar vermekle bu işin üstesinden gelemeyiz. “Alayınız gelin, topunuza hodri meydan” diyerek topluma ve kendimize verdiğimiz gazları bir kenara bırakıp, olması gerekeni yani, yani “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini benimsememiz lazım. Kavgadan maraz doğduğunu öğrenmek bize çok, hem de çok pahalıya patlıyor.
Klasik savunmalarımızdan birisi de şu; “Efendim onlar Hristiyan biz Müslümanız, çekemiyorlar, zorlarına gidiyor, bizi istemiyorlar.” İyi de bu kadar basit mi mesele. Japonya’nın dini Şintoizm ve Budizm, Çinlilerin çoğunluğu Ateist veya Budist, İsrail Yahudi. Niye onlara kimse bir şey yapamıyor? Onlar güçlü oldukları için değil, biz zayıf olduğumuz için bu haldeyiz. Hemen “Güçlü olmamızı istemiyorlar, önümüzü kesiyorlar” propagandasına da sarılmak yanlış. Hem önümüze sahip çıkacağız hem arkamızı kollayacağız, olay bu. Bunu yaparken de akılcı politika, doğru stratejiyi izleyeceğiz.
“Osmanlı’dan kalan kuyruk acıları var.” Diyorlar. Olabilir, ama artık şu Osmanlı sevdasına bir nokta koysak. Artık geçmişle yaşamak değil, geleceğe bakmak lazım. Osmanlı devri bitti, bunu kabul edelim. O devir delikli sopa çıktıktan sonra tarihe karıştı. Yeniçerilik, eskidi. Yeniçeri değil, yeniçağı yakalamaktır makbul olan. Madem iş kuyruk acısında Moğolları ve Cengiz Han’ın yakıp yıktıklarını alalım bir kenara, Roma İmparatorluğu’nun hesabını açalım tekrar falan filan. Tarihçilik mi oynayacağız, yoksa 21. Yüzyıla, uzay çağına mı adapte olacağız? Tarih tarihe karıştı, biz acilen önümüzdeki maçlara bakalım.
Bu işi nasıl kotarırız’a kafa yoralım. Her gün fidan gibi pırıl pırıl şehit olan vatan evlatlarına yenileri eklenmeden nasıl çözeriz’e bağlayalım mevzuyu. Varsa bir sorumsuzluk, ihmalkarlık onun da hesabını keselim bu arada. Alışmayalım al tabutlu aslanlarımızı toprağa gömmeye.
Depremle yaşamaya alış, terörle yaşamaya alış, maden kazalarına alış, tacize alış, tecavüze alış, nereye kadar? Alışalım derken yalama olduk.. SAYGILARIMLA
HAFTANIN SÖZÜ: Kimse teröre kılıf uydurmaya, bir örgütü masumlaştırmaya, kendini haklı çıkarmaya kalkmasın, insanların öldüğü hiçbir dava haklı değildir. Tüm şehitlerimize Allah Rahmet eylesin.