Eskiden köylerde imamlar, parası köylüler tarafından ödenerek tutulurdu. Ve imamın yemeği her gün sırayla bir hane tarafından verilirdi.

Köyün birisine imam tutulur. Pazarlık biter, imam göreve başlar. İlk gün yemek sırası muhtarındır. Muhtar yemeği getirir. Yemek kabak yemeğidir. Muhtar; “Hocam kusura bakma sormadan yapmış bizim hanım, sen kabak severmisin?” der.

Hoca yeni olmanın çekingenliğiyle de; “Severim elbette” der.

Köy yerinde kulaktan kulağa bu haber çabucak yayılır; “Hoca kabak seviyor, hoca kabağı çok seviyor, hoca kabağa bayılıyor” en sonunda da “Hoca kabaktan başka bir şey yemiyor’a” varır dedikodu.

Hal böyle olunca da sabah kabak, öğlen kabak, akşam kabak… yemek olarak kabaktan başka bir şey gelmiyor. İlk günler iştahla ve gün gelir başka yemek gelir umuduyla yedi Hoca kabağı. Ama 3 gün 5 gün 10 gün hep kabak. Hoca canından bezdi.

Çekingenliğini atıp köye biraz daha alışan hoca, en sonunda dayanamaz ve minareye çıkıp bağırır; “Bu ne lan kabak kabak kabak, yeter artık, hoca kabak sevmiyor, hatta kabaktan nefret ediyor”

Yıl 2002

Koalisyon hükümetinden umduğunu bulamayan Türkiye, yeni kurulan, umut vadeden ve hitabet özelliği tavan yapan AKP’ye büyük aşkla sarıldı. Her seçimde rekor üstüne rekor kırarak bugünlere geldi AKP.

Türkiye’nin özeti gibi Haymana’da da AKP rüzgarı alabildiğine esti elbette. Hem yerelde hem genelde, hatta referandumda bile Haymana AKP’ye oyunu verdi. Haymana her seçimde AKP’den başka bir şey demedi. AKP ye bayıldı, AKP’den başka bir partiye oy vermedi.

Sadece ilk yerel seçimde AKP adayı değil, Bünyamin ADACI kazandı. Ondan sonra AKP rüzgarı fırtına oldu, esti, yağdı, gürledi Haymana’da.

Genel seçimde, referandumda, yerel seçimde; kucak kucak oy çıktı. Buraların tabiriyle bire kırk verdi AKP’nin tarlaları.

Ancak bu işte bir terslik vardı. Haymana devlete, dolayısıyla AKP’ye çuval çuval oy verirken, AKP’den Haymana’ya zırnık gelmiyordu. Haymana AKP’ye bayılıyor, ama AKP Haymana’ya hiç yüz vermiyordu. Elle tutulur, gözle görülür, Haymana’yı alıp götürecek, kanatlandıracak bir devlet yatırımı yapılmıyordu. Üstüne üstlük devletin ağırlığı olan, hatta bizzat devlet bünyesindeki kurumlar bile kışın sıcak yerlere göç eden leylekler gibi, birer birer terk ettiler burayı.

Hatta CHP Milletvekili Levent GÖK’ün; “Haymana kaplıcaları yeterince tanıtılmıyor” diyerek meclise sunduğu gensoruyu bile AKP reddetti. Ama Haymana aşıktı bir defa AKP’ye. Balkon altından aşığına seranat yapıp ta, aşk öpücüğü beklerken, başına bir kova su boca edilmiş gibi sırılsıklam olurken bile, kostak yürüyüşlü, Davos fatih’i Tayyip Erdoğan’a dolayısıyla AKP’ye aşkı, sönmedi alevlendi günden güne.

Dolayısıyla AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Melih GÖKÇEK’e bile, yapılmayan yollara, tutulmayan vaadlere ve sık sık duran saat kulesine rağmen oy yağdırdı. Melih GÖKÇEK, her seçim öncesi kah otobüsün üzerine çıktı, kah ramazanlarda iftara geldi, “iki bayram arası, yol gelecek” dedi, “bugün yarın termal tesis yapılacak” dedi, “Ankara’da ne varsa burada da olacak” dedi.

Bir seçim, iki seçim, üç seçim; hep dedi. Ama artık kabak tadı vermeye başlamıştı vaadleri. Haymana’lı iş istiyor, yol istiyor, aş istiyor, hizmet istiyor du.

Geçtiğimiz yerel seçimde Haymana yüreğine taş bastı ve AKP adayı Belediye başkanlığını kaybetti. Bu AKP’ye olan inancın yavaş yavaş kaybolduğuna delaletti. Melih GÖKÇEK tekrar Ankara’dan ve Haymana’dan galip çıksa da, kabak acılaşmaya başlamıştı.

Durum gösteriyor ki Haymanalı minareye tırmandı ve “Yeter artık” demeye başladı. Ardından diyeceklerini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Çekingenliğini attı, ufaktan isyan sesleri yükselmeye başladı, gelmeyen hizmet ve var olan kurumların karınca katarı gibi gitmesiyle; “Haymana kabağı sevmiyor” diyeceği günler yaklaştı gibi. “Hakikaten şu menü değişsin artık” diyenlerin sayısı günden güne çoğalıyor. E…biraz da haksız değiller mi? Hocaya günde üç öğün kabak, bize her seçim vaad…. Minarenin safları sıklaşmaya başladı, ona göre...

SAYGILARIMLA.