Türk tarihi kadar eskidir KIZILELMA hikayesi. Varılması gerekeni, ulaşılması, fethedilmesi, elde edilmesi zorunlu hedefi anlatmaktadır. Taa… Oğuz Kaan’a dayanır. Hani annesiden bir defa süt emen, sonra emmeyen, çiğ et yemek, kımız içmek isteyen efsaneden başlar yani. Dede Korkut soy soylar, boy boylar katkıda bulunur. Osmanlı zamanında daha bir alevlenir, dile söze gelir kızılelma. Avrupa hatta dünyaya hakim olma hedefidir Osmanlı’nın Kızılelma’sı. Sultan Kanuni’nin Viyana kapılarına dayanıpta, palas pandıras geri döndüğünde, kızılelma’nın içindeki kurt çıkar ve içten içe kemirerek koskoca Osmanlıyı bugünlere kadar getirir. Yıllar sonra Sultan Süleyman’ın zevcesi Hürrem’le beraber bir dizi de; 2012 Türkiyesinin gündem saptırmasına vesile olacağını bilemezdi elbette. Ya Ankara kapılarına dayanan Haymana’nın hedefi, amacı ya da KIZILELMA’sı ne bundan sonra? Hoş Haymana, Ankara kapılarına daha dayanamadan, Ankara baktı Haymana’nın geleceği yok, o geldi çepeçevre içine alıverdi Haymana’yı Büyükşehir yasası ile. “Söz uçar, yazı kalır” diyerek işi şansa bırakmadı ve yasalaştırı verdi. Bu iş böyle olunca, seçimden, siyasete, beldelerden, köylere işin rengi değişiverdi. Şapkalar öne iki defa konacak artık. Kafalar herzamankinden daha fazla kaşınacak. Daha fazla kafa yorulacak. Seçim kazanmak için de, seçimden sonra Haymana’yı yönetmek etmek içinde. Evdeki kara sığırını satıp ithal inek aldı Haymana köylüsü. Yetinmedi eldeki traktörünü sattı, gırtlakla borca girmekten çekinmeyerek traktörünü çiftçekerle yeniledi. Anız ekti, dağ-bayır ekti işledi, ama bir arpa boyu yol alamayınca tarımda sınıfta kaldı. Üstüne üstlük köyleri boşalttı, beleş unun, bulgurun, makarnanın peşine düştü Büyükşehir’de... Ağır sanayi, organize sanayii, hacimli ve kapasiteli bir fabrika’nın adı bile anılmadı oldum olası. Teğet bile geçmedi bunlar Haymana’ya. Rüyasında bile görmeye kalksa dürtüp uyandırdılar “üstün açıkta kalmış” diye. O da sıçrayarak uyandı ve hayra yordu, yattı tekrar rutin rüyalar görmeye. Geriye bir tek kaplıcaları kalıyor. Yoğun konsantrasyon, birikim, çalışma bu iş üzerine yapılmalı. Elalemin Kızılcahamam’ı sıcak suya soğuk suyu karıştıra karıştıra; Japonya’dan, Avrupa’dan turist ağırlarken, bizler Çankırı-Şabanözü’nden, Yozgat’ın Şefaatli’sinden ortadirek banyocuyu gözler olduk. “Dünyanın en şifalı suyu bizde’’ diye şişinen Fransızları kıskandıracak suyumuz var, Evelallah. Ancak buna reklam, tanıtım, pazarlama açısından bakarsanız; Ankara’nın Dikmeninden öte adımızı duyan bilen yok. Hedef, amaç belli. Haymana’nın KIZILELMA’sı; sağlık turizmi. Şifalı suları, bırakın Türkiye’yi, dünyaya tanıtılması. Bir marka oluşturmak, ardından uygun adım yürümek. Belediye başkanı, sivil toplum örgütleri başkanı kim seçilirse seçilsin, yapması gereken bu. Bunu kendimiz yapamaz isek, yarın elinoğlu dışardan gelip alıverir elimizden. Horoz şekeri elinden alınmış çocuk gibi, bir duvar dibine çöküp ağlamakta bize düşer. Ya da kendi kendimiz yaparız dört dörtlük tesisimizi, hizmetimizi, alt-üst yapımızı. Gelen Japon’a, Arap’a, Avrupalıya “Vallaha yerimiz kalmadı” diye atarız havamızı. Tercih bizim herhalükarda. Eh.. artık yasal Ankaralı da olduğumuza göre büyüklerimiz de bir omuz atarlar bu işe. Büyükşehir yasası onaylanmak üzere iken, yaklaşık bir ay önce Hürriyet gazetesinde demeç vermişti Melih GÖKÇEK; ‘Ankara-Kızılay’da ne var ise, en ücra ilçe, belde, köyde de o olacak’’ diye. Daha önce verilen sözlerin tutulduğunu da varsayarak(!), Kızılay’da olan herşeyden isteriz biz de. Bir doğalgazdan başlayalım, mesela orada olan. İçimiz bir ısınsın, biz de büyükşehir’e ısınalım sonra çay kahve içerken, isteklerimizi sıralayalım. Birçok gencin “Sakarya Caddesin’de ne varsa biz de isteriz’’ dediklerini biliyorum. Büyük başkan illaki duyacaktır gençlerin sesini. Belkide kepçeler, grayderler yola çıkmıştır bile, kimbilir?”Kızıllelma” bu bekletmeye gelmez. Çürüyüverir alimallah…. SAYGILARIMLA.