Raporda, Ankara Zirvesi'nin yalnızca güncel güvenlik sorunlarının ele alınacağı bir toplantı olmadığı, aynı zamanda NATO'nun gelecekte izleyeceği stratejik yol haritasının şekilleneceği kritik bir dönüm noktası olduğu vurgulandı.
DEĞİŞEN GÜVENLİK ORTAMI NATO'YU YENİ ARAYIŞLARA YÖNELTTİ
Raporda, Soğuk Savaş sonrasında görece öngörülebilir olan uluslararası güvenlik düzeninin yerini çok boyutlu, hibrit tehditlerin öne çıktığı ve belirsizliklerin arttığı yeni bir rekabet ortamına bıraktığı ifade edildi.
Büyük güçler arasındaki rekabetin derinleşmesi, Çin'in teknoloji ve ekonomi alanındaki yükselişi ile Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD/İsrail-İran savaşı gibi gelişmelerin küresel güvenlik anlayışını önemli ölçüde değiştirdiği belirtildi.
Bu süreçte güvenliğin artık yalnızca askeri güç veya sınırların korunmasıyla açıklanamayacağı, ekonomik, teknolojik ve toplumsal unsurların da güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçaları haline geldiği kaydedildi.

HİBRİT TEHDİTLER YENİ GÜVENLİK ANLAYIŞININ MERKEZİNDE
Raporda, yeni dönemde tehditlerin coğrafi sınırları aşan çok yönlü bir yapıya dönüştüğü belirtildi.
Siber saldırılar, dezenformasyon faaliyetleri, enerji baskısı ve kritik altyapılara yönelik sabotaj girişimlerinin artık devletlerin güvenlik politikalarında belirleyici unsurlar arasında yer aldığı ifade edildi.
Bu nedenle zihinsel güvenlik ve toplumsal dayanıklılığın ulusal ve kolektif güvenliğin temel bileşenlerinden biri haline geldiği değerlendirmesinde bulunuldu.
NATO 3.0 DÖNEMİ NASIL ŞEKİLLENİYOR?
Raporda NATO'nun gelişimi üç farklı dönem üzerinden analiz edildi.
Soğuk Savaş dönemindeki klasik kolektif savunma anlayışı, kriz yönetimi ve alan dışı operasyonların öne çıktığı NATO 2.0 süreci ile bugün tartışılan NATO 3.0 yaklaşımı analitik bir çerçevede değerlendirildi.
NATO 3.0 döneminde kolektif savunmanın yeniden merkezî konuma geldiği belirtilirken, güvenlik anlayışının artık yalnızca kara, hava ve deniz unsurlarından oluşmadığı ifade edildi.
Siber alan, uzay, elektromanyetik spektrum ve zihinsel alanın modern güvenlik mimarisinin vazgeçilmez unsurları arasında yer aldığı vurgulandı.
Raporda ayrıca savunma sanayisi, siber güvenlik, hava ve füze savunması, kritik altyapılar, yapay zekâ ve toplumsal dayanıklılık gibi alanların bütüncül bir güvenlik anlayışı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

STRATEJİK ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÖNE ÇIKIYOR
Raporda NATO içerisinde uzun yıllardır gündemde bulunan külfet paylaşımı tartışmalarının yeni bir boyut kazandığı ifade edildi.
Artık tartışmaların yalnızca savunma harcamalarının miktarı üzerinden yürütülmediği, müttefiklerin hangi tehditlere karşı hangi kabiliyetleri geliştireceği ve kriz anlarında hangi sorumlulukları üstleneceği konularına odaklandığı belirtildi.
ABD'nin stratejik önceliğini Asya-Pasifik bölgesine kaydırmasının Avrupa güvenliğinde yeni bir görev paylaşımını zorunlu hale getirdiği değerlendirilirken, stratejik özerkliğin NATO 3.0 tartışmalarının merkezinde yer aldığı ifade edildi.
Raporda, stratejik özerklik ile ittifak bağlılığının birbirini dışlayan değil, doğru yönetildiğinde birbirini tamamlayan iki unsur olduğu vurgulandı.
TÜRKİYE'NİN NATO'DAKİ ROLÜ GÜÇLENİYOR
Milli İstihbarat Akademisi raporunda Türkiye'nin, NATO 3.0 döneminin ihtiyaç duyduğu müttefik profiline en güçlü örneklerden biri olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Türkiye'nin kendi güvenlik kapasitesini üretebilen, kritik teknolojiler geliştirebilen, hibrit tehditlerle mücadele edebilen ve stratejik özerkliğini ittifakın ortak kapasitesine dönüştürebilen bir ülke konumuna ulaştığı ifade edildi.
Bu dönüşümün Türkiye'yi yalnızca güvenilir bir müttefik olmaktan çıkarıp NATO'nun dönüşüm sürecine yön veren stratejik aktörlerden biri haline getirdiği belirtildi.

TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KONUMU DİKKAT ÇEKTİ
Raporda Türkiye'nin NATO içerisindeki en önemli avantajlarından birinin doğu ve güney kanatlarındaki güvenlik dinamiklerini aynı anda yönetebilmesi olduğu ifade edildi.
Türkiye'nin Karadeniz güvenliği, Rusya-Ukrayna dengesi ve Montrö rejimiyle doğu kanadına katkı sunduğu, Suriye, Irak, Libya, Doğu Akdeniz, Körfez ve Orta Doğu kaynaklı gelişmeler üzerinden ise güney kanadında önemli rol üstlendiği belirtildi.
Bu yönüyle Türkiye'nin NATO'nun "360 derece güvenlik yaklaşımının" sahadaki en somut örneklerinden biri olduğu vurgulandı.
SAVUNMA SANAYİSİ VE İSTİHBARAT KAPASİTESİ ÖN PLANA ÇIKTI
Raporda Türkiye'nin savunma sanayisinde son yıllarda kaydettiği gelişmelerin NATO'nun üretim ve sürdürülebilirlik hedefleriyle doğrudan örtüştüğü ifade edildi.
İnsansız hava araçları, mühimmat sistemleri, elektronik harp teknolojileri, radar sistemleri, kara ve deniz platformları, komuta-kontrol altyapısı ile yapay zekâ destekli karar mekanizmalarının yalnızca Türkiye'nin milli güvenliğine değil, NATO'nun ortak caydırıcılığına da önemli katkılar sağlayabileceği belirtildi.
Ayrıca Milli İstihbarat Teşkilatı'nın son yıllarda artan operasyonel kabiliyetinin Türkiye'nin ittifak içerisindeki istihbarat paylaşım kapasitesini daha da güçlendirdiği değerlendirmesine yer verildi.
ANKARA ZİRVESİ NATO'NUN GELECEĞİ AÇISINDAN KRİTİK GÖRÜLÜYOR
Raporda Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin, yalnızca mevcut güvenlik krizlerinin değerlendirileceği bir toplantı olmadığına dikkat çekildi.
Savunma harcamaları, üretim kapasitesi, ABD-Avrupa görev paylaşımı, doğu ve güney kanatlarının güvenlik öncelikleri, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay güvenliği ve yeni nesil teknolojilerin zirvenin temel gündem başlıklarını oluşturacağı ifade edildi.
Lahey Zirvesi'nde kabul edilen savunma harcamalarının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'nın yüzde 5'ine çıkarılması hedefinin de bu süreçte yeni tartışmaları beraberinde getirdiği belirtilirken, asıl önemli konunun ayrılan kaynakların etkin askeri kapasiteye dönüştürülebilmesi olduğu vurgulandı.
TÜRKİYE AÇISINDAN ZİRVENİN ANLAMI EV SAHİPLİĞİNİN ÖTESİNDE
Raporda, Ankara Zirvesi'nin Türkiye açısından yalnızca ev sahibi ülke olmanın ötesinde stratejik bir anlam taşıdığı ifade edildi.
Türkiye'nin NATO'nun yeni güvenlik vizyonunun şekillenmesine katkı sunabilecek önemli ülkelerden biri olduğu belirtilirken, 360 derece güvenlik anlayışının NATO planlamalarına daha güçlü şekilde yansıtılması, savunma sanayisi iş birliğinin geliştirilmesi ve terörizmle mücadelede müttefik dayanışmasının güçlendirilmesinin öncelikli başlıklar arasında yer aldığı kaydedildi.
Ayrıca Türkiye'nin dezenformasyonla mücadele, siber güvenlik, kritik altyapıların korunması, düzensiz göçün araçsallaştırılması ve hibrit tehditlerle mücadele alanlarında sahip olduğu tecrübenin NATO'nun dayanıklılık kapasitesine önemli katkılar sağlayabileceği ifade edildi.
Raporun sonuç bölümünde ise NATO'nun yeni dönemde etkili ve güvenilir bir ittifak olarak varlığını sürdürebilmesinin; savunma harcamalarını gerçek kapasite üretimine dönüştürebilmesine, ABD ile Avrupa arasındaki görev paylaşımını dengeli şekilde yeniden kurgulayabilmesine, doğu ve güney kanatları arasında daha dengeli bir güvenlik anlayışı oluşturabilmesine ve dayanıklılığı kolektif savunmanın merkezine yerleştirebilmesine bağlı olduğu vurgulandı.



