Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Rektörü ve Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, "Glasgow'dan İstanbul'a İktisat Ahlâkı" başlıklı yazısında ekonomi, ahlak ve medeniyet ilişkisini derinlemesine ele aldı. Adam Smith ile Sabri Fehmi Ülgener'in düşüncelerini aynı perspektifte değerlendiren Arıcan, ekonomik kalkınmanın yalnızca üretim, sermaye ve piyasa mekanizmalarıyla açıklanamayacağını; toplumların zihniyet yapısı, ahlak anlayışı ve çalışma kültürünün de belirleyici rol oynadığını vurguladı.

Arıcan, Glasgow ziyaretinden hareketle kaleme aldığı değerlendirmesinde, şehirlerin yalnızca coğrafi mekânlar olmadığını, aynı zamanda düşünce tarihinin şekillendiği merkezler olduğunu belirterek, modern iktisadın temel sorularının bugün de güncelliğini koruduğunu ifade etti.

GLASGOW'DAN DOĞAN SORU: ZENGİNLİĞİN KAYNAĞI NEDİR?

Yazısında Glasgow'un tarihsel ve entelektüel atmosferine dikkat çeken Arıcan, Clyde Nehri kıyısındaki sanayi mirası ile üniversitelerin oluşturduğu düşünce ikliminin insanı temel bir soruyla baş başa bıraktığını dile getirdi: "Bir milletin zenginliği nerede başlar?" Bu sorunun yalnızca ekonomi kitaplarının konusu olmadığını ifade eden Arıcan, gerçek cevabın toplumların çalışma anlayışında, tasarrufa bakışında, güven duygusunda, rekabet kültüründe ve ahlaki değerlerinde saklı olduğunu belirtti.

Arıcan'a göre ekonomi, insanın iç dünyasından bağımsız düşünülemez. Çalışma disiplini, zamanı değerlendirme biçimi, emeğe verilen değer ve kamu malına gösterilen hassasiyet, ekonomik gelişmenin temel dinamikleri arasında yer alıyor.

1-334

ADAM SMITH SADECE "GÖRÜNMEZ EL"İN DÜŞÜNÜRÜ DEĞİL

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Adam Smith'in çoğu zaman yalnızca "Ulusların Zenginliği" eseri ve "görünmez el" kavramıyla tanındığını ancak bunun eksik bir değerlendirme olduğunu ifade etti. Smith'in öncelikle bir ahlak filozofu olduğuna işaret eden Arıcan, ünlü düşünürün "Ahlaki Duygular Kuramı" adlı eserinde vicdan, adalet, sempati, ihtiyat ve tarafsız gözlemci gibi kavramları merkeze aldığını hatırlattı.

Smith'in piyasa ekonomisini sınırsız bireysel çıkar anlayışı üzerine kurmadığını vurgulayan Arıcan, sağlıklı işleyen bir ekonomik düzenin hukuk, güven, adalet ve sözleşmelere bağlılık gibi ahlaki temeller üzerinde yükseldiğini belirtti. Yazıda, günümüzde Adam Smith'in yalnızca serbest piyasa düşünürü olarak anılmasının onun fikir dünyasını daraltan bir yaklaşım olduğu değerlendirmesine de yer verildi.

SABRİ FEHMİ ÜLGENER EKONOMİYİ ZİHNİYET ÜZERİNDEN OKUDU

Arıcan'ın yazısında geniş yer verdiği isimlerden biri de Türk düşünce hayatının önemli iktisatçılarından Sabri Fehmi Ülgener oldu. Ülgener'in Osmanlı-Türk toplumunda kapitalist gelişmenin neden Batı'daki gibi ortaya çıkmadığını araştırdığını belirten Arıcan, onun ekonomik meseleleri yalnızca fiyatlar, üretim ya da devlet politikaları üzerinden değerlendirmediğini ifade etti.

Ülgener'in iktisadi davranışların arkasındaki zihniyet kalıplarını inceleyen özgün bir yaklaşım geliştirdiğini vurgulayan Arıcan, divan edebiyatından tasavvuf metinlerine, nasihatnamelerden halk hikâyelerine kadar geniş bir kültürel mirası iktisadi zihniyetin izlerini sürmek amacıyla değerlendirdiğini aktardı.

Ankara trafiğine nefes olacak hamle! EGO filosuna 20 modern otobüs katıldı
Ankara trafiğine nefes olacak hamle! EGO filosuna 20 modern otobüs katıldı
İçeriği Görüntüle

2-296

KALKINMANIN ÖNÜNDEKİ ASIL ENGEL ZİHNİYET Mİ?

Yazıda, Sabri Fehmi Ülgener'in temel sorusunun "Osmanlı-Türk toplumu neden Batı'daki anlamıyla rasyonel kapitalist gelişmeyi üretemedi?" olduğu ifade edildi. Arıcan, Ülgener'in bu soruya yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve ahlaki bir perspektiften cevap aradığını belirtti.

Ülgener'in Max Weber'in kapitalizm analizinden etkilendiğini ancak Batı merkezli yaklaşımları olduğu gibi benimsemek yerine İslam toplumlarını kendi tarihsel ve kültürel bağlamı içinde değerlendirdiğini vurgulayan Arıcan, çözülme döneminde bazı tasavvufi yorumların çalışma, üretim ve girişimcilik anlayışını olumsuz etkileyebildiği yönündeki değerlendirmelere dikkat çekti. Bununla birlikte Ülgener'in tasavvufu bütünüyle eleştirmediğini ifade eden Arıcan, asıl eleştirisinin dünyadan uzaklaşmayı teşvik eden ve üretkenliği zayıflatan yorumlara yönelik olduğunu kaydetti.

SMITH YÜKSELİŞİ, ÜLGENER ÇÖZÜLÜŞÜ ANLATTI

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Adam Smith ile Sabri Fehmi Ülgener'in farklı tarihsel dönemleri analiz etmelerine rağmen ortak bir noktada buluştuklarını belirtti. Smith'in yükselen ticaret toplumunun ahlaki temellerini anlamaya çalıştığını ifade eden Arıcan, Ülgener'in ise Osmanlı'nın çözülme sürecinde ekonomik gerilemenin arkasındaki zihniyet sorunlarını araştırdığını söyledi.

Smith'in üretken emek, iş bölümü ve uzmanlaşmayı ekonomik refahın temel unsurları olarak gördüğünü belirten Arıcan, Ülgener'in ise aynı sürecin başarılı olabilmesi için toplumun çalışma, üretim ve kazanç anlayışının belirleyici olduğuna dikkat çektiğini aktardı.

4-180

"GÖRÜNMEZ EL" İLE "İKTİSADİ ZİHNİYET" ARASINDAKİ BAĞ

Yazıda dikkat çeken değerlendirmelerden biri de Adam Smith'in "görünmez el" yaklaşımı ile Sabri Fehmi Ülgener'in "iktisadi zihniyet" kavramı arasında kurulan ilişki oldu. Arıcan'a göre Smith, bireysel çıkar arayışının uygun hukuki ve ahlaki şartlar altında toplumsal refah üretebileceğini savunurken, Ülgener bireysel zihniyet kalıplarının yanlış şekillenmesi durumunda bunun ekonomik durgunluğa ve gerilemeye yol açabileceğini ortaya koyuyor.

Bu karşılaştırmanın ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını gösterdiğini ifade eden Arıcan, ekonomik hayatın aynı zamanda insan tasavvuru, inanç sistemi, ahlak anlayışı ve toplumsal alışkanlıklarla şekillendiğini vurguladı.

TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR İKTİSAT AHLAKI ÇAĞRISI

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, yazısının son bölümünde Türkiye'nin kalkınma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin ekonomik gelişiminin yalnızca üretim kapasitesi, ihracat, teknoloji, yatırım ve finansman başlıklarıyla sınırlı görülemeyeceğini belirten Arıcan, bunların yanı sıra güçlü bir iktisat ahlakına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Çalışmayı sorumluluk bilinciyle ele alan, emeği merkeze koyan, tasarrufu bilinçli bir davranış olarak gören, girişimciliği toplumsal fayda ile ilişkilendiren, kamu malını emanet kabul eden ve zamanı değer olarak gören bir anlayışın sürdürülebilir kalkınmanın temelini oluşturacağını dile getirdi.

Arıcan, Adam Smith'in piyasanın ahlaki sınırlarını hatırlatan yaklaşımı ile Sabri Fehmi Ülgener'in zihniyet analizinin birlikte okunmasının Türkiye açısından önemli bir düşünsel zemin sunduğunu belirterek, ekonomik kalkınmanın ancak ahlak, adalet, güven ve üretken bir zihniyet üzerine inşa edildiğinde kalıcı hale gelebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Yazısını, medeniyetlerin yükselişinin ve gerileyişinin yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını vurgulayarak tamamlayan Arıcan, gerçek kalkınmanın önce insanın zihninde ve ahlakında başladığını, kurumların, piyasanın, hukukun ve sermayenin ise bu sağlam zemin üzerinde yükseldiğini ifade etti.

Kaynak: Hacer Koca