“Türkiye-Azerbaycan esintileri” konseri CSO Ada Ankara’da sahnelenecek
“Türkiye-Azerbaycan esintileri” konseri CSO Ada Ankara’da sahnelenecek
İçeriği Görüntüle

Yazar Özge Korkmaz, Türkiye Yazarlar Birliği’nde gerçekleştirilen “Kağıt Ev Yazar Söyleşileri” kapsamında okurlarıyla buluştu. Edebiyatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği programda Korkmaz, yazarlık serüvenini, edebiyatla kurduğu bağı ve ilk kitabı Sular Rüyalarını Hep Bana Anlatırın ortaya çıkış sürecini anlattı. Türkiye Yazarlar Birliği bünyesinde düzenlenen etkinlik, D. Mehmet Doğan Divanı’nda gerçekleştirildi. “Öyküde Bellek ve Zaman” başlığıyla yapılan söyleşinin moderatörlüğünü ise Cansu Dolar üstlendi.

ÇOCUKLUK YILLARINDAN YAZARLIĞA UZANAN YOLCULUK

Söyleşide çocukluk yıllarına dair anılarını paylaşan Özge Korkmaz, kitaplarla kurduğu ilişkinin küçük yaşlarda başladığını söyledi. Evlerinde oluşturduğu kütüphaneyi ailesinin maddi ve manevi desteğiyle kendi çabalarıyla kurduğunu ifade eden Korkmaz, kitap sevgisinin hayatında belirleyici bir yere sahip olduğunu dile getirdi.

22-87

Çocukken kendisine hediye edilen masal ve hikâye kitaplarının okuma alışkanlığını şekillendirdiğini belirten Korkmaz, özellikle ödül törenlerinde kendisine verilen kitapların hafızasında özel bir yere sahip olduğunu anlattı. Yazar, taşra öykülerine olan ilgisinin ise çocukluk yıllarında tanıştığı bir komşusu sayesinde başladığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Matbaada çalışan bir komşumuz vardı. Çok kısa süre komşuluk yaptık ama bana bir öykü kitabı hediye etmişti. Bu bir taşra öyküsüydü. O günden sonra taşra hikâyeleri hep ilgimi çekti. Hem okumaktan hem de yazmaktan büyük keyif alıyorum.”

ÜNİVERSİTE YILLARINDA EDEBİYATLA BAĞI GÜÇLENDİ

Lise döneminde okumaya olan ilgisinin daha da arttığını belirten Korkmaz, ilk yazı denemelerine de bu yıllarda başladığını söyledi. Üniversitede Türkçe Öğretmenliği bölümünü tercih etmesiyle birlikte okuma listelerinin genişlediğini ve edebiyat dünyasına daha derin bir şekilde yöneldiğini ifade etti. Bu süreçte kendi kütüphanesinin de gerçek anlamda oluşmaya başladığını anlatan Korkmaz, edebiyatın yaşamındaki merkezî rolüne dikkat çekti.

33-75

“YAZI BİZİ İYİLEŞTİREN BİR SIĞINAK”

Konuşmasında yazının kendisi için taşıdığı anlamı da paylaşan Özge Korkmaz, yazmanın yalnızca bir üretim biçimi değil, aynı zamanda iyileştirici bir alan olduğunu vurguladı. İç dünyasında biriken duyguların zamanla yazıya dönüştüğünü ifade eden Korkmaz, şu değerlendirmede bulundu:

“Belli bir süre sonra bu hüzünle birlikte yaşayamayıp artık dile gelmek istiyorsunuz. Ben kendimi bu alanda rahat ifade edebildiğimi düşündüğüm için yazdım. Ama bunu yapamasaydım sanıyorum müzikle yapardım. Bir şarkı ya da beste olarak yine ortaya bir üretim çıkardı. Biz her fırsatta yazıya kaçıyoruz. Demek ki bizi iyileştiren, yaralarımıza merhem olan bir tarafı var.”

Katılımcılar tarafından dikkatle takip edilen söyleşide, yazının insan ruhundaki dönüştürücü etkisi üzerine yapılan değerlendirmeler salonda büyük ilgi gördü.

44-64

TÜRKÇEYE VEFA VURGUSU

İlk kitabını Türkçeye ithaf etmesinin kendisi için özel bir anlam taşıdığını söyleyen Korkmaz, ana dile duyduğu bağlılığı da konuşmasının önemli başlıklarından biri haline getirdi. Türkçenin yapısal zenginliğine hayran olduğunu ifade eden yazar, dilin sunduğu imkânların yazarlara geniş bir anlatım alanı sunduğunu belirtti.

“Türkçenin içindeki matematiği çok seviyorum. O matematik, dilin imkânlarını kullanırken yazara geniş pencereler açıyor. İnsan zihninde ve ruhunda yankı bulan her şeyin Türkçeyle ifade edilebileceğine inanıyorum” diyen Korkmaz, her yazarın dili özenli kullanması gerektiğini vurguladı. Kendi içinde Türkçenin her dönemine karşı bir vefa borcu hissettiğini söyleyen yazar, “Bize bu lezzeti tattıran ana dilimizin güzelliğidir. Dili iyi kullanmak her yazarın boynunun borcudur” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

EDEBİYATSEVERLERDEN YOĞUN İLGİ

Yoğun katılımla gerçekleştirilen program boyunca salonu dolduran edebiyatseverler, söyleşiyi ilgiyle takip etti. Program, soru-cevap bölümünde okurların yönelttiği soruların yanıtlanmasının ardından alkışlar eşliğinde sona erdi.

Kaynak: Hacer Koca