Türkiye, kısa aralıklarla yaşanan iki ayrı okulda silahlı saldırı olayıyla sarsıldı. Şanlıurfa’da bir liseye giren saldırganın rastgele ateş açması sonucu 16 kişi yaralandı. Benzer bir saldırı ise Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda meydana geldi. 8’inci sınıf öğrencisi olduğu belirtilen saldırgan, av tüfeğiyle okula girerek rastgele ateş açtı. Saldırıda 4 kişi hayatını kaybederken, 20 kişi yaralandı.
Okullarda yaşanan saldırılar gündemi değiştirdi
Peş peşe yaşanan bu olayların ardından sosyal medya, dijital oyunlar, diziler ve diğer dijital platformların çocuklar üzerindeki etkisi yeniden tartışmaya açıldı. Ankara Net Haber’e özel açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Melike Şimşek, gençleri suça, şiddete ve bağımlılığa yönelten unsurlar ile alınabilecek önlemler konusunda değerlendirmelerde bulundu.
“Sorunu yalnızca dijital içeriklerde aramak doğru değil”
Ankara Net Haber muhabiri Cansel Yıldız’ın sorularını yanıtlayan Uzman Psikolog Melike Şimşek, toplumda yaygın olan bazı kanaatlere dikkat çekti. Şimşek, şiddet içerikli oyunların doğrudan şiddet davranışına yol açtığı yönündeki görüşlerin son yıllarda yapılan çalışmalarla tam olarak desteklenmediğini ifade etti.
Şimşek, “Şiddet içerikli oyunların doğrudan şiddet davranışı oluşturduğuna dair toplumda yaygın bir kanı var. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, bu etkinin sanıldığı kadar güçlü olmadığını gösteriyor” dedi. Bu nedenle yalnızca oyunları ya da dizileri sorumlu tutmanın sorunu çözmeyeceğini vurguladı. Şimşek, “Sadece bu alanlara odaklanmak, asıl nedenleri gözden kaçırmamıza yol açabilir” ifadelerini kullandı.
Dijital gruplar ve etkileşim riski artırabiliyor
Öte yandan dijital platformlardaki etkileşimlerin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Şimşek, özellikle çevrim içi grupların etkisine dikkat çekti. Şimşek, “Oyunlar içinde oluşan gruplar ya da sohbet odalarında benzer düşünce ve davranışlara sahip çocuklar bir araya gelebiliyor. Bu ortamlarda yapılan paylaşımlar, bazı olumsuz davranışları tetikleyebilir” diye konuştu. Son dönemde internet ortamında yayılan ve şiddet eğilimlerini besleyen bazı akımların da bu durumu güçlendirdiğini ifade etti.
“Şiddet eğilimi olan bireylerde risk daha yüksek”
Bağımlılık ve şiddet ilişkisine de değinen Şimşek, bu iki unsurun çoğu zaman birlikte ele alındığını söyledi. Şimşek, “Bir madde tek başına kişide şiddet davranışı oluşturmaz. Ancak şiddete eğilimli bir birey, madde etkisi altındayken bu davranışı daha kolay sergileyebilir” dedi. Şimşek, bu nedenle konunun yalnızca tek bir faktöre indirgenmeden, aile, sosyal çevre ve psikolojik destek boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.
Aileler hangi noktada hata yapıyor?
Uzman Psikolog Melike Şimşek, yaşanan olayların yalnızca dış etkenlerle açıklanmasının yetersiz olduğunu belirtti. Şimşek, asıl odaklanılması gereken noktanın aile içindeki tutumlar olduğuna dikkat çekti. Şimşek, “Aslında mesele sadece dış etkenler değil. Ailelerin nerede hata yaptığı, neyi gözden kaçırdığı daha kritik. Çocukların davranışlarını doğru okumak ve zamanında müdahale etmek gerekiyor” dedi. Bu noktada ailelerin bazı sinyalleri görmezden geldiğini vurguladı.
Rehberlik ve psikolojik destek süreci nasıl olmalı?
Aileler, okullardaki rehber öğretmenler ve sosyal çevrenin birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade eden Şimşek, erken müdahalenin önemine işaret etti. Şimşek, “Aileler küçük yaşta ortaya çıkan ve sinyal niteliği taşıyan davranışları doğru yorumlamalı ve mutlaka profesyonel destek almalı” dedi. Özellikle bazı davranışların ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.
“Riskli davranışlar erken yaşta ortaya çıkabilir”
Şimşek, çocukluk döneminde gözlemlenen bazı davranışların ilerleyen yaşlarda daha ciddi sorunlara dönüşebileceğini vurguladı. “Örneğin küçük yaşta hayvanlara zarar verme, arkadaşlarına karşı şiddet eğilimi gösterme ya da oyunlarda bu davranışları tekrar etme gibi durumlar dikkate alınmalı” diyen Şimşek, bu tür belirtilerin “çocuktur geçer” yaklaşımıyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Bu tür davranışların ileride daha büyük problemlere dönüşebileceğini ifade etti.
Psikolojik destek sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şimşek, bazı durumlarda uzman desteğinin genişletilmesi gerektiğini belirtti. Şimşek, “Eğer çocuğun davranışları patolojik boyuta ulaşıyorsa yalnızca okul rehberlik servisi ya da psikolog desteği yeterli olmayabilir. Bu durumda çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı” ifadelerini kullandı.
“Erkek çocuklarda denetim eksikliği dikkat çekiyor”
Ailelerin denetim mekanizmasına da değinen Şimşek, özellikle erkek çocuklar konusunda daha esnek bir yaklaşım benimsendiğini söyledi. Şimşek, “Kız çocuklarında genellikle daha sıkı bir denetim söz konusu. Ancak erkek çocuklar da aynı şekilde takip edilmeli. İnternette ne yaptığı, kimlerle iletişim kurduğu ve hangi içeriklere maruz kaldığı bilinmeli” dedi.
“Dijital ortamlar ailelerin dışında kalmamalı”
Ailelerin dijital dünyayı tamamen göz ardı etmemesi gerektiğini belirten Şimşek, çocukların sanal ortamlardaki ilişkilerinin de takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Şimşek, “Çocuğun hangi oyunları oynadığı, kimlerle iletişim kurduğu ve bu kişilerin gerçek hayatta karşılığı olup olmadığı bilinmeli. Aileler bu alanlardan kendini soyutlamamalı” diye konuştu. Ailelerin profesyonel destek alma konusundaki çekincelerine de değinen Şimşek, bu yaklaşımın risk oluşturduğunu belirtti.
Şimşek, “’Benim çocuğum yapmaz’ ya da ‘Doktora gidersek ileride karşısına çıkar’ gibi düşünceler doğru değil. Bu tür yaklaşımlar çocuğun yararına değil, zararına oluyor” dedi. Şimşek, erken müdahalenin yalnızca bireysel değil, toplumsal açıdan da önem taşıdığını vurgulayarak, “Sorunlar zamanında ele alınmazsa bireysel sınırları aşarak toplumsal risk haline gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.
“Yalnızlaşma eğilimi riskli davranışlarla ilişkili olabilir mi?”
Uzman Psikolog Melike Şimşek, çocuk ve gençlerde görülen yalnızlaşma eğiliminin bazı durumlarda riskli davranışlarla ilişkili olabileceğini ifade etti. Şimşek, bu eğilimin her çocukta aynı sonucu doğurmadığını ancak belirli özelliklere sahip bireylerde daha belirgin hale geldiğini söyledi. Şimşek, “Toplumdan soyutlaşma, yalnız kalmayı tercih etme ve anlaşılmadığını düşünme gibi duygular, özellikle bu eğilime yatkın çocuklarda daha sık görülür” dedi. Bu noktada ailelerin dikkatli olması gerektiğini vurguladı.
“Aileler yalnızlaşma sinyallerini göz ardı etmemeli”
Yalnızlaşma isteğinin basit bir tercih olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Şimşek, ailelerin bu durumu yakından takip etmesi gerektiğini ifade etti. Şimşek, “Ailelerin, çocuklarının yalnızlaşma arzusunu şüpheyle karşılayıp bu durumu ortadan kaldıracak sosyal ortamlar oluşturması gerekir” diye konuştu. Çocukların sosyal hayattan kopmasının uzun vadede farklı sorunlara zemin hazırlayabileceğini dile getirdi.
“Ekonomik koşullar da sosyal izolasyonu artırıyor”
Sosyal izolasyonun yalnızca psikolojik değil, ekonomik boyutunun da bulunduğuna dikkat çeken Şimşek, gençlerin sosyal hayata katılımında maddi koşulların belirleyici olabildiğini vurguladı. Şimşek, “Günümüzde gençlerin dışarıda vakit geçirmesi, arkadaşlarıyla buluşması ciddi bir maliyet oluşturabiliyor. Bu da onları daha fazla dijital ortamlara yönlendiriyor” dedi. Bu durumun hem sosyal hem de duygusal anlamda yalnızlaşmayı artırdığını ifade etti.
“Sosyal izolasyon erken fark edilmeli”
Ailelerin çocuklardaki sosyal izolasyon belirtilerini erken dönemde fark etmesi gerektiğini belirten Şimşek, bu süreçte yönlendirmenin önemli olduğunu vurguladı. Şimşek, “Çocukta sosyal izolasyon varsa aile bunu erken yaşta fark etmeli ve kendi imkânları ölçüsünde çocuğu sosyal aktivitelere yönlendirmeli” dedi. Çocuğun sosyalleşmesini destekleyecek ortamların oluşturulmasının kritik olduğunu ifade etti.
Okullara önemli sorumluluk düşüyor
Okulların da bu süreçte aktif rol alması gerektiğini belirten Şimşek, özellikle sosyal imkânları sınırlı olan çocuklar için okulun belirleyici olabileceğini söyledi. Şimşek, “Okullar, çevrim içi ortamların dışında alternatif sosyal alanlar oluşturabilir. Ailelerin imkânlarının yetersiz olduğu durumlarda bu rolü okul üstlenebilir” dedi. Düzenlenecek etkinliklerin çocukların kaynaşmasına katkı sağlayacağını vurguladı.
“Akran zorbalığına karşı net politikalar geliştirilmeli”
İnternet ve okul ortamında akran zorbalığının yaygın olduğuna dikkat çeken Şimşek, bu konuda bilinçlendirme yapılmasının şart olduğunu ifade etti. Şimşek, “Çocuklara zorbalığın yanlış olduğu öğretilmezse bu davranış normalleşebilir. Akran zorbalığıyla mücadelede birincil sorumluluk okullara düşüyor” dedi. Okulların bu konuda daha net ve katı politikalar geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Şimşek, “Zorbalığa kesinlikle müsamaha gösterilmeyeceği açık şekilde anlatılmalı” ifadelerini kullandı.
“Okullar kaynaklarını sosyal gelişim için kullanmalı”
Özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük bölgelerde okulların daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Şimşek, mevcut imkânların doğru kullanılmasının önemine işaret etti. Şimşek, “Ailenin imkânlarının sınırlı olduğu durumlarda okul, kendi kaynaklarını çocukları sosyal aktivitelere yönlendirmek için kullanabilir” dedi. Bu yaklaşımın çocukların yalnızlaşmasını azaltabileceğini ve toplumsal uyumu güçlendirebileceğini ifade etti.
“Dijital içeriklere tamamen yasak getirmek doğru mu?”
Uzman Psikolog Melike Şimşek, çocukların ve gençlerin sosyal medya, televizyon dizileri ve dijital platformlardan tamamen uzak tutulmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirtti. Şimşek, ailelerin bu noktada dengeli bir tutum benimsemesi gerektiğini vurguladı. Şimşek, “Belli bir yaşa kadar içerik kontrolü sağlanabilir. Ancak tamamen yasaklamak ya da katı kısıtlamalar getirmek doğru değil” dedi. Yasaklayıcı yaklaşımın beklenenin aksine olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
“Yasaklar cazibeyi artırır”
Katı yasakların çocuklar üzerindeki etkisine değinen Şimşek, bu tür uygulamaların ters etki oluşturabileceğini ifade etti. Şimşek, “Bir şeyi tamamen yasaklamak, onun cazibesini artırır. Ayrıca yasakladığımızda sorunu tek bir faktöre indirgemiş oluruz. Oysa sosyal medya, oyunlar ya da diziler tek başına belirleyici değil” diye konuştu. Ailelerin, çocukların doğru yaşta ve uygun içeriklerle karşılaşmasını sağlamasının daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurguladı.
“Kontrol ve rehberlik ön planda olmalı”
Şimşek, ailelerin denetim mekanizmasını tamamen kaldırmadan, rehberlik eden bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtti. Şimşek, “Önemli olan yasaklamak değil, çocuğu doğru yönlendirmek. İçeriklerin yaşa uygunluğu gözetilmeli ve çocukla iletişim güçlü tutulmalı” ifadelerini kullandı.
“Çözüm doğru yerde aranmalı”
Yaşanan olaylara ilişkin genel bir değerlendirme de yapan Şimşek, sorunun yalnızca dış etkenlere bağlanmasının yetersiz olduğunu söyledi. Şimşek, “Yaşananlar son derece üzücü. Ancak çözümü yanlış yerde ararsak benzer olayların tekrar yaşanması kaçınılmaz olur” dedi. Günümüzde çocukların ve gençlerin bilgiye erişiminin geçmişe kıyasla çok daha kolay olduğuna dikkat çekti.
“Aile, okul ve toplum birlikte hareket etmeli”
Şimşek, çözümün çok boyutlu ele alınması gerektiğini vurgulayarak, aile, okul ve toplumun ortak sorumluluğuna işaret etti. Şimşek, “Elbette dışsal faktörlerin etkisi olabilir. Ancak tüm sorumluluğu bu alanlara yüklemek doğru değil. Ailelerin, okulların ve toplumun birlikte neler yapabileceğine odaklanmak gerekiyor” dedi.









