Gazete ve gazeteciler bu ülkenin, hatta dünyanın günah keçileridir. Bir suçlu arandığında yetkilileri ellerinin altındaki imdat düğmesi gibidir ve üzerinde “İhtiyaç halinde camı kırın” yazar. Başı sıkışan, kendinden başka bir sorumlu arayan, hatayı başkalarına yıkmak istendiğinde çekinmeden yaptığı ilk iştir, camı kırmak. Kırılan can’lar önemli değildir onlar için.
Herkes; kendileri için güzel şeyler yazılsın, daima övülsün, her dediği baştacı edilsin, eleştirilmesin, sadece onun doğruları kabul görsün ister. Bu denileni yapan medyaya her yerde “yandaş” denir.
En kolayıdır aslında yandaş olmak. Suya sabuna dokunmadan, gerçekleri toz pembe göstererek, bir hayal dünyası kurup, herkesi o dünyanın içine çekip ayakları yerden kesilircesine mutluluktan sarhoş yaşatmak.
Bunun maddi getirisi de elbette aynı oranda “bol kepçe” dir. Övülen, açar kesenin ağzını yağdırdıkça, yağdırır. Yandaşıda “Yarabbi Şükür” demez, şemsiyesini ters çevirir ne yağarsa daha fazla toplamak ister, bir zerresi yere düşsün istemez. Her iki tarafta mutludur. Bir taraf reklamının kallavisini yaptırmış, olmayanı var göstermiş, yapılmayanı yaptırmış, siyahı beyaza çevirtmiş, balkabağından araba, külkedisinden prensesi sipariş etmiş, yaptırmıştır.
Yandaş olanda elindeki en nadide at gözlüğünü takmış, kesesine, alacağı daha fazla çil altın için ek bölme yaptırmış, yerlere kadar eğilmenin semerisini daha iyi toplamak, yerde bile iki çift güzel kelam etmek için antremanını yapar.
Mutlu olanlar, gökten düşen 3 elmanın ikisini kapmışlardır nasılsa. Üçüncü elma ise arada geçinen, bir o yana bir bu yana sahte gülücükler saçan, her iki tarafı da mutlu etmenin sinsi telaşesinde olan, “ne şiş yansın ne kebap”çıların dünyasına düşer. “Padişahım çok yaşa” cıların büyük bir iştahla ısırdıkları, şapırdatarak yedikleri, suyunu akıtarak ardından iz sürenlere delil bırakarak, “Sizde bu yolda yürüyün” cilere birer takip nişaneleridir. 3 Elma her 3 tarafada mutluluk hormonları salgılamış, onlar ermiştir muratlarına, geri kalanların sorunu onları hiiiç germez.
Birde “yasak elma” vardır. Kimse tarafından ısırılmak istenmez. Gören kaçar, tahrip gücü yüksek, yaralıyıcı, yok edici, cehennemin dibi için tek gidişlik bilettir. Asıl cesur olan, gururunu al bayrak gibi göğsüne siper eden, gerekirse cehennemin tek yolcusu olmaya adayların elmasıdır. O elmayı ısırmayı göze alanların dünyasıdır.
Köprüyü geçene kadar kimseye ”dayı” demeyenlerin, gerekirse Sırat’ta kendini feda edeceklerin meyvesidir. Dünya malına bağlanıp kafası güzel olmaktansa, Serden Geçmeye aday olanların tercihidir. Mert olmak, yürekli davranmak, eğilmemek bükülmemek adına kırılanların tercihi, erdemidir.
Çocuklarına anlatacağı, torunlarına miras bırakacağı, tarihin tozlu sayfalarında ismini nasıl geçmesini isyenlerin, o tercihini yapmak zorunda olanların dünyasıdır.
İstenen çoğu zaman güçlüden yana olup, bir lokma için tavizler vermeye, geçici bir mevki için el ayak öpmeye, günlük menfaatler için faziletini karartmaya razı olmaktır. Kısacası düşen 3 elmanın birisini kapmak için, ya birilerinin omuzuna basacak, ya da birilerini omuzuna alacaksın.
Ama olması gereken ise tüm dünyayı karşına alıp, doğru bildiğin yolda yalnız yürüyeceksin. Doğruyu yazacak, haklıyı övecek, yürekli insanları dost edinecek, çıkarcıların, tamahkarların, yandaşlığın, 3 kuruşluk menfaati baştacı edenlerin karşısında olacaksın. Bu kadar basit işte herşey.
Sadece iki şık var. Yalanarak parlatılmış, içine tüm pespaveliğin enjekte edildiği, yediğinizde sahte mutuluk hormonları salgılayan elma, ya da “bir lokma bir hırka bana yeter, erdemin gerçek güzelliğini hiçbir sahteliğe değişmem” dediğin yasak elma. Buyrun 10 puanlık insanlık sorusu. Süreniz çoktan başladı ve çanlar sizin için çalıyor.
HAFTANIN SÖZÜ: 50 Kuruşa aldığın suyu 1 TL’ye işeten sisteme kapitalizm denir.
HAFTANIN HABERİ: 3000 lira harcayıp 30 torba kıyafet alıp, taksiye 20 lira veremeyip yürüyen kadın konuştu;"O paraya 2 tane tayt alırım ayol :)))
(8 Mart Tüm Emekçi Kadınlara Kutlu Olsun.) SAYGILARIMLA