Diyorlar ki; “Yaza yaza Gökçek’i istifa ettirdin” Şaka yollu bana takılanların yorumu bu şekilde. Evet en sonunda Melih Başgan’ın Ankara, dolayısı ile Haymana macerası da burada sona erdi.
Efendim, “seçimle gelen seçimle gider, milli iradeye darbedir, yapılan haksızlıktır” lafları arasında Gökçek gitti. Söylenenler doğru, bence de Gökçek’in gidişi bu şekilde olmamalıydı. Ben isterdim ki, sandıkta hezimete uğrasın ve bir daha dönmemek üzere gitsin. Şimdi kendi çapında mağdur, kendi etrafındaki sevenlerine göre de önü kesilmiş bir kahramandır. Bu paye’yi hak edip etmediği de ayrı bir konu.
Gökçek’in gidişine Kızılcahamam ağıtlar yakabilir.
Gökçek’in istifasına Kazan diz dövebilir.
Gökçek’in yollanmasına birçok yer “Tüh, vah” diyebilir.
Tüm bu dövünmelerin eminim ki başta Haymana, Bala veya Şereflikoçhisar dışındadır. Bu yerlerin küçülmesinde, göç vermesinde, hizmet alamamasında, sürekli kan kaybında en büyük sorumlu Sayın Gökçek’tir.
Bizimle resmen oynamış, zaman zaman dalga geçmiş, çoğu zaman da oyalamıştır.
Bazen siyasilerimiz çıkıpta; “Sayın Gökçek’ten ne istedikse aldık” dediler. Bir zahmet bana da söylesinler ne aldılar? Geçin bunları. Biz hiçbir şey almadık veya alamadık. Aksine Melih Gökçek, bizden çuval çuval oy almıştır. Her seferinde asıl biz “Kandırıldık” 10 senedir bitmeyen yol, her seferinde ağzından düşürmediği termal tesisler, kadınlar için sosyal evler nerede? Şimdi daha beter köy yolları, bir çivi çakılmayan ilçe merkezi var. Daha hangisini sayayım. Söylediğinin hiçbirini yapmadı. Şimdi söyleyin bana “Kandırılmış mıyız?”
Bu kandırılmaların ve geri geri giden bir ilçenin kaderini çizenler biraz da “Ne istedikse aldık” diyen siz siyasilersiniz maalesef. Siz ön ayak oldunuz, siz oy topladınız, siz pohpohlayıp ondan kanatsız bir melek inşa ettiniz.
Bugün herkesin kaçtığı, işsizliğin tavan yaptığı, esnafının kan ağladığı, sokaklarında Suriyelilerin dışında kimsenin kalmadığı hayalet bir şehrin mimarları kusura bakmayın, yanlış anlamayın da biraz da sizlersiniz.
Kıytırık, çalışmayan bir saat kulesinin haricinde gösterecek hangi eseri var? Köylere yolladığı çöp konteynerleri ve bir de tabut ve kefen bezleri mi, “ne istedikse aldık” dedikleriniz. Güle güle kullanın, kullandıkça Başgan’ı anarsınız artık.
Peki başımıza bir kovan arı gibi çırptığı ASKİ ve feleğimizi şaşırtan uygulamaları, zamları ne olacak? Su diye içtiğiniz vergilerden memnunsanız, afiyet şeker olsun. Tıkalı bir kanalizasyonu açtıramayanların ahı bile yeter de artar.
Ankara veya diğer yerler için yaptıkları ayrı konu, beni de bağlamaz. Ben ilçemi, köylerimi düşünürüm. “Sizi büyükşehir yaptık, çok büyüyeceksiniz çok” lafları hala aklımda. Ben, kazandıklarımızın yanındaki kaybettiklerimizin yaz-bozunu tutarım. Yekününde fersah fersah batağa saplanmış ve bugün çıkamaz haldeysek, benim için başarı kriteri budur.
Tüm bunları alt alta yazdığımda Gökçek, Haymana için kötü bir başkan, geleceğimize ipotek koyan bir yönetici, boyumuza kadar sıkıntıya batırmış umut taciri, pembe hayaller kurdurup, gazozumuza ilaç katan ve emellerine alet eden bir kötü karakterdir. Ve artık bu film burada bitmiştir.
Çok sevdiğim bir söz ile bağlayayım yazıyı; “Gökçek Başgan Çin’de bile olsa gidip alın ve mümkünse daha uzağa bırakın ki bir daha geri gelmesin”
HAFTANIN SÖZÜ: Kişiliğini makamdan alanlar, makamdan sonra kişiliksiz kalırlar.
HAFTANIN HABERİ: Türkiye’deki eğitim sistemini beğenmeyenlere yetkililer çok sert çıktı; “Lan hapisteki mahkumlarımızın %75’i üniversite mezunu bizim.”
SAYGILARIMLA