Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından 27 yıldır sürdürülen Mesnevî Okumaları, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü düzenlenen açılış programıyla yeni sezonuna başladı. Saat 17.30’da TYB Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, 17. yüzyılın önemli mutasavvıf ve Mesnevî şârihlerinden Ankaralı İsmail Rusûhî Efendi ile eserleri ele alındı. Akademisyenleri, yazarları ve edebiyatseverleri buluşturan programın açılış konuşmasını TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala yaptı. Oturumun koordinatörlüğünü ise Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu üstlendi.
PROF. DR. KALA: RUSÛHÎ EFENDİ’NİN DÜŞÜNCE DÜNYASINDAKİ YERİ
Programın açılışında konuşan Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, Mesnevî Okumaları'nın 27 yıldır devam etmesinde emeği bulunan Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu’na ve etkinliğe katılan akademisyenlere teşekkür etti. Kala, Ankaralı İsmail Rusûhî Efendi’nin Türk düşünce ve tasavvuf tarihindeki önemine değindi. Rusûhî Efendi’nin farklı tasavvuf gelenekleriyle kurduğu ilişkiye ve geniş ilmî birikimine işaret eden Kala, şerh geleneğinin klasik eserlerin anlaşılmasındaki rolünü vurguladı. Kala, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Ankaralı İsmail Rusûhî Efendi; Bayramiyye, Halvetiyye ve Mevleviyye geleneklerini şahsında buluşturan, İbn-i Arabî’nin Ekberî ekolü ve Sühreverdî’nin nur metafiziğiyle hemhal olmuş çok yönlü bir büyüğümüzdür. Ankara’dan başlayıp Kahire, Konya ve İstanbul’a uzanan ilim yolculuğuyla büyük medeniyet coğrafyamızın birikimini eserlerine yansıtmıştır.
Rusûhî Efendi, ilim dili olarak Türkçenin hem sarayda hem medresede hem de tekkede Mesnevî gibi abidevi bir eseri anlatmada nasıl yetkinlikle kullanılabileceğini göstermiştir. Şerh yapmak, sadece bir metni aktarmak değildir; sahip olunan birikimi konuşturarak klasik metinleri çağın meydan okumaları karşısında yeniden okuma imkanını sunmaktır. Merhum D. Mehmet Doğan Hocamızın da Ankaralı şahsiyetlere gösterdiği özel ihtimamı hatırlayarak, bu bereketli halkanın nice 27 yıllara ulaşmasını temenni ediyorum.”
PROF. DR. AKKUŞ, RUSÛHÎ EFENDİ’NİN HAYATINI VE ESERLERİNİ ANLATTI
Açılış konuşmasının ardından gerçekleştirilen panelde Prof. Dr. Mehmet Akkuş, “Rusûhî Efendi’nin Hayatı ve Eserleri” başlıklı sunumuyla müellifin yaşamını, ilmî çalışmalarını ve tasavvuf düşüncesindeki konumunu değerlendirdi. Ankara’da doğan ve ilk eğitimini burada alan Rusûhî İsmail Efendi’nin, göz rahatsızlığı nedeniyle Konya’ya gittiği dönemde Mevlevîlikle tanıştığını anlatan Akkuş, Bostan Çelebi’nin rehberliğinde bu tarikata intisap etmesine ve sonraki yıllarda İstanbul’daki ilmî çevrelerle kurduğu ilişkilere değindi.
Rusûhî Efendi’nin tasavvuf anlayışında topluma hizmet ve irşad faaliyetlerinin önemli bir yer tuttuğunu belirten Akkuş, onun dönemin farklı dinî ve tasavvufî yaklaşımları arasında dengeli bir çizgi izlediğini ifade etti. Akkuş, sunumunda şu değerlendirmelerde bulundu:
"Rusûhî Efendi, sohbeti halvete tercih eden; halka hizmeti ve irşadı öncelikleyen bir yaklaşım sergilemiştir. Yaşadığı dönemde şeriatın zahir hükümlerini göz ardı eden aşırı yaklaşımlarla, tasavvuf ve semaı bütünüyle reddeden Kadızâdeliler gibi katı anlayışlar karşısında daima vasat (orta) yolu tutmuştur.
Mecmuatü’l-Letâif ve Matmuratü’l-Maârif adını verdiği 6 ciltlik abidematik Mesnevî Şerhi, alanında en çok rağbet gören eserlerin başında gelir. Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere her üç dilde de eserler veren Rusûhî Efendi; yalnız Türk edebiyatının değil, Arap edebiyatının klasik metinleri ve İbn-i Arabî, Sühreverdî gibi mutasavvıfların eserleri üzerine yaptığı şerhlerle de ilimde derinleşmiş (rasih) çok yönlü bir değerimizdir."
RUSÛHÎ İSMAİL EFENDİ KİMDİR?
Asıl adı İsmail Rusûhî Ankaravî olan mutasavvıf ve yazar, 16. yüzyılın ikinci yarısında Ankara’da dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Ankaravî, ilk öğreniminin ardından dinî ilimler alanındaki eğitimini sürdürdü. Arapça ve Farsçaya hâkimiyeti sayesinde bu dillerde eserler kaleme aldı.
Bayramiyye geleneği içinde yetişen Ankaravî, daha sonra Halvetiyye ve Mevleviyye çevreleriyle de ilişki kurdu. Konya’da Bostan Çelebi ile tanışmasının ardından Mevlevîliğe yöneldi. 1610 yılında Galata Mevlevîhanesi şeyhliğine getirilen Ankaravî, 1631 yılında hayatını kaybetti.
Ankaravî, özellikle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî adlı eserine yaptığı kapsamlı şerhle tanındı. Türkçe kaleme aldığı Mecmûatü’l-Letâif ve Matmûratü’l-Maârif adlı eseri, Mesnevî’nin anlaşılmasına katkı sağlayan önemli çalışmalar arasında yer aldı. Ankaravî’nin Mesnevî üzerine hazırladığı çalışmalar, sonraki dönemlerde de araştırmacıların ilgisini çekti.
MESNEVÎ ŞERHİNDEKİ YÖNTEMİ DEĞERLENDİRİLDİ
Panelin diğer bölümünde Prof. Dr. Zülfikar Güngör, “Rusûhî Efendi’nin Mesnevî Şerhinde Uyguladığı Metot” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Güngör, Ankaravî’nin Mesnevî metnini açıklarken izlediği yöntemi, metne bağlılık anlayışını ve kavramları yorumlama biçimini ele aldı.
Mesnevî şerh geleneği, yalnızca Farsça beyitlerin Türkçeye aktarılmasını değil, beyitlerdeki anlam katmanlarının, tasavvufî kavramların ve düşünsel bağlantıların açıklanmasını da kapsıyor. Ankaravî’nin çalışmaları da bu yönüyle klasik Türk edebiyatı ve tasavvuf araştırmalarında önemli bir inceleme alanı oluşturuyor.
KARİSMAİLOĞLU’NDAN MESNEVÎ ŞERHİNDEN ÖRNEKLER
Programın oturum koordinatörlüğünü de üstlenen Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, “Rusûhî Efendi’nin Mesnevî Şerhinden Örnekler” başlıklı konuşmasında eserden seçtiği beyitleri ve şerh örneklerini katılımcılarla paylaştı. Karaismailoğlu’nun sunumunda, Ankaravî’nin beyitleri açıklarken kullandığı dil, anlam ilişkileri ve yorumlama yaklaşımı üzerinde duruldu. Böylece katılımcılar, Mesnevî şerh geleneğinin edebî ve düşünsel yönlerini metin örnekleri üzerinden değerlendirme fırsatı buldu.






