Ayran milli içki (içecek) oldu. Rakı bozuldu bu işe. Kendini meyhanelere attı.. Ne zaman birlik olmaya kalksak, ayrılmak için bir bahanemiz var. Ayran içiyorsan, heleki protokol, ya da göz’önü bir mekanda; muhafazakar ve de tartışmasız tarafsın. Aynı yerde rakı içersen bu defa da diğer “taraf’’sın. Ayrılacağız ya illa. Birini içen diğerini ötekileştirecek ya, gönül kutuplaşma ister içmek bahane. Sağ-Sol diye ayrıldı bir zamanlar bu millet. Karşıdan gelen 3 kişiden sağındaki solculara hedef oldu, “sağcı’’ diye. Solundakiler sağcılara gıcık göründü, “solcu’’ diye. Ortadaki de her iki taraftan nasibini aldı, “ikiyüzlü’’ diye, “takiyye’ci’’ diye. Vurdu kırdı birbirini yıllarca. Darağaçları kuruldu, sağ-sol ayırmadı yağlı urganlar. Yukarılarda biryerlerde sarılmış birbirlerine hem gülüyorlardır hallerimize, hem ağlıyorlardır hallerine; eminim. Alevi-Sunni ayrımı, hiç eskimeyen bir ayrılık modası. Ne zaman ayrılmak için bir şey bulamaz isek ona sarılıyoruz. “İhtiyaç anında camı kırınız’’ gibi elimizin uzanacağı kadar yakın, bir o kadar da nefesimizi tıkayacak kadar heyecanlı “kırmızı’’ düğme. Zaman zaman basılması da ondan. Aksiyona susadığımızda, ortalığı birbirine katmanın dayanılmaz cazibesi yatıyor onda. “Gelin CAN’lar bir olalım’’ diyemeden CAN’lara kıyılıyor. Bu kadar ucuz bir insan hayatında, pahalı bedeller ödemek ve hesabı başkalarına yıkmakta üstümüze yok, icabında. İdeolojiler ve ideolojilerin sessiz tanıkları kitaplar ayıraçtı bir aralar. Toplandı, yakıldı. Kimisi Komünist bile diyemeden “Gominis bu’’ diye ötekinin gözünü oydu. Diğeri kendinden olmayanı tek cümlede özetledi; “Faşist’lere ölüm…’’ dedi. Ölüm geldiğinde kimseyi ayırmadı ama. Ne pos bıyığına baktı, ne çengel bıyığına. Mermiler sıkıldı, silahlar ölüm kustu. Ve kitaplara kaldı tüm ihaleler. Kelimelerin vurgusundan korkarak her iki tarafın kalemlerini kırdılar karşılıklı. Her mevsiminde; asırlık çınar memleketimin ağaçlarından yaprak yerine gençler döküldü yerlere. Ve üstlerine basılıp geçildi, hem gençlerin, hem kitapların. Adına; adı konmamış “görüş ayrılığı’’ denildi. Maksat ayrılık olsun. Sadece Türk-Kürt meselesi ile ayrışmadı bu millet. Gün geldi Roman vatandaşlara “kaş, göz” edildi. Gün oldu kendini öz be öz Türkiyeli kabul eden Ermeniler, Rumlar ötekileştirme ile “baş-göz’’ edildi. Çerkezlere ucundan kıyısından dokunuldu, yetmedi; başka inançlara, başka mezheplere gönül verenlere nifaklar sokuldu. Biraz içten daha çok dıştan kaşıya kaşıya “uyuz’’ ettiler koskoca milleti. Laik-Antilaik hikayesi hiçbirzaman bayatlamadı. Ne zaman barış çubukları tüttürülmeye başlansa, ardından “derin dondurucu’’da muhafaza edilen bu “tahrip gücü yüksek bomba’’ sürüldü önlere. Dindar ile dinsiz yaftası hep ağızlarda sakız, Allah ile kul arasına girmekte “rakipsiz’’ olduk. Saçından sakalından, giyiminden kuşamından, endamından, denilenlerden, denilmeyenlerden “mana” kumkuması kesildik. “Ne olursan ol gel…!” diyen MEVLANA zihniyetine, “Git lan, benden ol öyle gel’’ diye cevher yumurtladık. Ne İsa’ya yarandık, ne Musa’dan olanları yarandırdık. Bölünerek çoğalmayı, doğa kanunu saydık. Bir ayrandan, ayrılık destanları yaratabilecek bir milletiz işte. Ya da ayrılığı körükleyen dış (güya) dostlarımızın kayığına kürek çekenleriz. Rakı içenler değil, bu ayrılığı masalarından meze diye eksik etmeyenlerdir asıl “bütün kötülüklerin anası’’. Hedef ATATÜRK oldu en çokta. Sarhoştu, dinsizdi, falan dı filan dı. Bu yakıştırmalar da; Atatürk’ün yaptıklarının binde birini yapamayacak zihniyetler “papağanlaştı’’ en çok ta. Yılmaz ÖZDİL’in dediği bir laf bu söylenenlere en güzel cevap’tı; “Atatürk’ün sarhoşken kurduğu Cumhuriyeti, ayık olarak yönetemiyorsunuz’’... SAYGILARIMLA