Ahmet Davutoğlu Başbakanlığı bırakınca, ya da bıraktırılınca, herkesi tatlı bir heyecan sardı. Herkes “Lan bu defa kesin benim Başbakan” diye heveslenmeye, kendi kendine konuşmaya kalktı. Heyecanlanıp, yanakları pembeleşerek “olur mu olur” diye Başbakanlık kriterlerini yerine getirmeye adadılar kendilerini.
Şimdiye kadar ki geçmiş başbakanları gözümün önüne getirince, ben bile heveslendim, yalan yok. “Onlardan neyim eksik” diye daldım rüyaya. Milletvekili falan değildim ama, insan hevesleniyor işte. Davutoğlu da dışarıdan atamayla gelip o koltuğa oturunca, “neden olmasın, elalemden neyim eksik” bile dedim içten içe.
Başbakanlık için çok önemli, memleket meselesi özelliklere ihtiyaç var tabii. İlk iş, kareli elbise meselesi. Malum Davutoğlu ilk başbakan olunca hemen kareli ceket diktirmişti. Ama yeni başbakan arayışları olunca kareli elbise hemen karaborsaya düştü. Memlekette kareli kumaş sıkıntısı baş gösterdi. Terzilerde kareli kumaş kalmadı. “İtmesene kardeşim” diyen milletvekili sıraya girip terzilere kareli elbise diktirmeye koştu. Ben de “Saman Pazarından az kullanılmış alayım” dedim. Orada bile kalmamış. “Kareli elbise yok ama, Müslüm Gürses’in ilk sahneye çıktığı beyaz elbise var abi” dediler. “Cık.. kareli elbise olmazsa hiç şansım yok” diye almadım.
Sonra kendini aynada başbakan görmek isteyenler için bir diğer şart “bıyıklı” olmaktı. Başbakan olmak için bıyık olmazsa olmazdı. Kareli ceket bulamamıştım ama, “Hatıra Ormanı” gibi bıyıklarım vardı. Keramet kıldaydı ama onunda bir raconu vardı. Bıyığın bademi makbul olduğu için, benim ucu sarkık bıyıklarımın da hiç şansı kalmadı.
Sonra profil meselesi vardı. Neydi şart; “Düşük Profil” olacaktı aga. Malum profil deyince ilk Facebook’taki profil geliyor insanın aklına. Yine hevesim kursağımda kaldı. Facebook ta güneş gözlüğü resmimle, kendime göre havalı görünüyordum. Yine olmadı bizim iş. Neresinden baksan “Havalı ve yüksek bir profil” di benimkisi. Düşük Profil’e pek uymuyordu. Haymana sporda kalecilik zamanımdan kalan bir resmimi buldum. Bir maçta 5 gol yemiştim ve pek bir hazin, eşekten düşmüş karpuz gibi duruyordum. “İşte düşük bir profil, hemen facebook resmi yapıp, düşük profil kriterine uyayım” dedim ama, o zaman toy bir delikanlı olduğum için resim bıyıksızdı. En azından resimde ayva tüyü bıyıklar olaydı, belki kurtarırdı. Ama yumurta gibi, cillop bir resimle başbakanlık olmazdı. O işte güme gitti.
Ama “dur bir dakika” dedim. “Lan bende REİS’im” Sonra o tatlı rüyadan hemen uyandım. Memlekette biri fena halde REİS’ken, şimdi bir ipte iki REİS olmaz. Ya ipten iterler, ya da o ip boynumuza dolanıverir, alimallah. Bizim REİS’lik te hiçbir işe yaramadı vesselam.
Ben ve benim gibi hayallere dalanlar düşünedursun. Koltuk için birisine “Bin Ali” dediler, bindi. Artık orada “Dur Ali”, dedikleri sürece duracak. Ne zamana kadar, birisi “İn Ali”, diyene kadar. Bu arada her şeye karışma “sus Ali”, diyecekler, fazla hırs yapma, biraz da “tırs Ali”, diyecekler, elbet tırsacak. “Sağa sola koş Ali, mitinglerde coş Ali, eğer kendi yıldızını biraz parlatırsan senin işin yaş Ali, çok fazla üstelersen tepetaklak düş Ali” de cabası olacak işin.
Bugünlük ben de dahil kendini o koltuğa layık görenlerin rüyası sona erdi. “Üstün açıkta kalmış, kalk yerine yat” diye güzel rüyadan dürterek uyandırdılar. Oysa Başbakanlık hiçte uzak değildi bana. Kareli ceketi Davutoğlu’ndan ödünç alırdım. Bıyıklarımın sarkık yerlerini keser, en kralından bademe çevirirdim. Profil desen, bir ezik fotoğrafa bakar. REİS’lik mevzuunu ise, biraz askıya alabilirdik ne var sanki, maksat memleket Başbakansız kalmasın. Ha memleketi yönetme dersen, zaten bana pek ihtiyaç olmazdı, yöneten yönetiyordu. Bende arada kaynar giderdim. Yazık oldu gül gibi başbakanlığıma. Neyse, ben değil memleket kaybetti, baştan söyleyeyim...
HAFTANIN SÖZÜ: "Devlet malından bir hırka bile aşıran, savaşta ölse bile şehit sayılmaz." Hadis-i Şerif.
HAFTANIN HABERİ: Ramazan ayında oruç tutup fakir fukaranın halinden anlamayı düşünen Ö.Y(29) kasaptan 4 kilo kuşbaşı ve 2 kilo bonfile alarak iftara hazırlandı.
SAYGILARIMLA