Haymana, Ankara’nın en çok sit alanı olan yerlerin den birisi. Yakın tarih baz alınırsa Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği ve bizim “Son Kale” diye gurur duyduğumuz Çal Dağı en önemli sit alanımız. Eski tarihi yerleşkeler, medeniyetler ve kısacası arkeolojik olarak 38 yerleşke ile ilk baştayız. Frigler’den, Hititlere, Romalılardan, Selçuklulara ve Osmanlı’ya çok önemli bir geçiş bölgesi olmuş Haymana. Giderken de birçok tarihi miras bırakmışlar; “bizden sonrakiler bari kalıntılarımızla üç-beş kuruş nemalansınlar” diye.

Biz bu nemalanmayı kişisel olarak algılamış, memleketin ve herkesin ortak değeri değil de, sanki babamızın malı gibi kullanmaya kalkmışız. Devlet erkanı da sağolsun; “bana ne arkadaş, adamın tapulu arazisi, ne isterse onu yapar”a getirmiş, gerektiği gibi sahiplenmemiş, korumamış.

Yakın tarihimizden Çalış’taki Atatürk Evi. Orası bir nebze de olsa korunuyor. Ama tanıtım dersen, bizden başka bilen yok, o ayrı. Ama Papaz’ın Evi’nin hali ortada. Madde bağımlısının ve define avcılarının hücumuna uğramış, ikinci adresleri olmuş adeta. Tarihi bilince sahip olanlar, diyorlar ki; “Orası Sit’tir korunması, restore edilmesi, dört başı mamur derlenip toplanması lazım” ama oralı olan kim. “La bi Sit’tir tutturmuşsunuz, sanki biz bilmiyor muyuz” diyoruz demesine ama, manzara ortada. Evin olası sahibi, rahmetli papazın kemikleri sızlıyor, mezarında dört dönüyordur muhtemelen.

Papaz mezarında dört döne dursun, ama bizde şehir olarak, sağken yerimizde dört dönüyoruz; “Turist gelmiyor, gelse nereyi gezdirelim” diye. Gezdirdiğimiz yerlerden hem turist utanır, hem biz. Memlekete itibar lazım, para lazım, istihdam lazım, imaj lazım. Ee..bunlar da tarihe sahip çıkmakla, tarihi dokuyu korumakla ve pamuklara sarıp sarmalamakla olurken, biz papaza kızıp oruç bozanlardanız.

Hemen her köyümüz bir sit alanı. Elini sallasan sit’e çarpıyor. Misal Culuk’taki, Yenice’deki, Güzelcekale’deki mağaralar Türkiye’nin sayılı arkeoloji yerleri. Her köyde mutlaka eskilerden kalma yerleşim birimi, bir höyük var.

Devlet üşenmemiş istatistiğe dökmüş, etrafını haritada kırmızı çizgiyle çizmiş; “Bakın buralar sit’tir, çivi çakamazsınız” demiş. Biz “Sit mit anlamayız arkadaş” demiş, her santimi define avcılarına talan ettirmişiz.

Elimizden gelse sit’i kaldırıp, dayayacağız kepçeyi, dozeri dümdüz edeceğiz. Sonra gelsin yozlaşmış yapılaşma, müsaitse tarla, olmadı besi damı olarak kullanacağız. Onlar diyor; “Ellemeyin sit’tir” biz diyoruz; “haa..sit’tir, ama böyle bir de bir şeye yaramıyor, bari işimize yarar bir sit’e benzesin”

Biz bazen elimizdekilerin kıymetini bilemiyoruz, ama ya devlet ne yapıyor? “Burası sit’tir” deyip kesip atmak kolay. Ama Türkiye’nin ve Haymana’nın tarih turizmi adına bir şeyler yapılamaz mı? Korumayı köyden, köylüden beklemek ne kadar mantıklı.

Ekonomik olarak darboğaza girmiş, vatan evladı ve köylü bir yerde kendi çıkarını elbette düşünür ve bireysel davranıp, biraz da tamahkarlıkla define avına çıkabilir. Ne yapsın, umut fakirin ekmeği. “Bir umut” diyerek, küreği alıp, hayaline kazma sallıyor. Ama devlet olarak yeterince koruma sağlanamazsa, gerekli önlem ve tedbirler alınıp, üstüne düşülmezse, köylü nereye kadar sahip çıkıp, korusun gözetsin. “Sit’se sit arkadaş, biz kendi sit’imizin derdine düşmüşüz, ekmek lazım, aş lazım” deyip, eline tükürüp sit’e dalıyor, kazma ile kürek ile.

Zaman zaman taa Avrupa’dan gezginler, tarihe, arkeolojiye, mitolojiye düşkün insanlar gelip, inceliyor, hayran kalıyorlar. Ama bir tek biz kıymetini bilemiyoruz. Her biri altın değerindeki yerlerin, Kel Ali’nin Bağı’na dönmüş halini gören Alman; “Nayn” diyor, İngiliz; “Oh my god” diyor. Biz de şişiniyoruz; “Lan elin gavuru nasıl hayran kalıyor, bizim sit’lerimize” diye. Ama gel gelelim, sadece adı var. “Sit’tir” deyip atmışız bir kenara.

NOT: SİT ALANI NE DEMEK? insanlık için tarihsel ve çevresel değer olarak görülen doğal varlıklarla birlikte insan eliyle ortaya konulmuş ve bunlarla bütünleşmiş yapıların oluşturduğu, korunmasında kamu yararı bulunan kentsel ve kırsal çevre demektir.

HAFTANIN SÖZÜ: Bence Aort damarı değil, ar damarı çatlayanlar ölmeli.

HAFTANIN HABERİ:Komşusunun düğününe küçük altın götüren C.S(27), kendi düğününe komşusundan kapalı zarf geldiğini görünce, gelinin bel kuşağı ile kendini asmaya kalktı. SAYGILARIMLA