Başta bizim Haymana olmak üzere ve kuvvetle muhtemel Türkiye’nin her yerinde ilginç bir durum var.
Hangi dükkana veya işyerine gitseniz kesinlikle orada bir Suriyeli ya da başka milletten bir çırak veya yardımcı var.
“Ne var bunda aslanlar gibi çalışarak ekmeklerini kazanıyor” diyebilirsiniz. Bende zaten çakallık yapıyorlar demiyorum. Aslan gibi kazanıp bey gibi yesinler, sonuçta alın terleri, helali hoş olsun.
Ama bundan 10 sene sonrasını bir hayal edin. Kulağınızın üzerine yatarak değil, bizzat sağduyu ile başınızı yastığa koyup bir düşünün.
Memleketin en büyük dertlerinden birisi ne? Yeni esnaf, çırak veya zanaatkarların yetişmemesi. Bizim çocuklarımızın bir esnaf yanında yer edinmemesi veya kendine yer bulamaması. Çünkü mideye kramp girercesine bir 12 yıllık zorunlu eğitim sokuşturuldu, boş böğrümüze.
O nedenle bizim esnaf kesimi şöyle 3-5 aylık yaz tatilini geçirecek çırak değil, yapılan işi devam ettirecek, benimseyecek ve devamlılığı olan çırak ister. Haklı da her yaz bir çırak yetiştirecek, bir başka zaman sıfırdan bir diğerini yetiştirmeye uğraşacakta sanatı ölmeyecek. Yani eşek ölecekte, sırtı yere gelecekte, karnı güneş görecek. Kimsenin o kadar zamanı yok.
O nedenle okul diye bir kaygıları olmayan Suriyeli veya bir başkasını alıyor yanına, daha ucuza da çalıştırarak hem çırak ihtiyacını karşılıyor, hem de ileride mesleği devam ettirecek eleman açığını kapatıyor. Şimdi bizimkiler patron, yabancıları onlar çalıştırıyor, 5-10 sene sonra bu defa Suriyeli veya Afganlı patron olup bizim egosu şişkin çocuklarımızı çalıştıracak. Bu bir şehir efsanesi değil, ileride yaşayıp göreceğimiz acı bir gerçek. Yarının tüm zanaat patronları yabancılar olacak ve bizimkiler yanlarında iş dilenecekler.
“Küçük dağları ben yarattım, büyük dağlar babamdan kaldı” diyenlerin dillerinden düşürmediği “Meslek Okullarına çok büyük önem vereceğiz” diye her sene başımıza kaktıkları ama bir türlü hayata geçiremedikleri de bu işe gül dikiyor.
Zanaatçı başkaları olacak, bizim tüm bebelerimiz okuyacak büyük adam olacak ve başımız yükselerek arşa değecek. Tüm sistem buna kilitlenmiş durumda.
Gençlerin moralini bozmak, canlarını sıkmak istemem ama böyle giderse bizden bir halt olmaz. Liseyi yıldızlı peki ile bitirsen hatta 2 tane üniversite okusan ne olacak. Filmlerdeki gibi diplomalı hıyarcıdan bir tık ötesi yok. Kalbur üstü 3-5 meslek ve yine uluslar arası itibarlı 3-5 üniversitede okumadıktan sonra koskoca bir hiçsiniz. Ötesi yok.
Şimdi yine birileri beni ırkçılıkla suçlayabilir. Ama bu bir gerçek değil de nedir. Allayıp pullayıp Suriyelileri veya başkalarını şirin gösterme telaşem olmadı. Ortada eşek yükü ile bir sorun var. Bende bunu dile getiriyorum. Bu senin benim değil memleketin sorunu. Kendi çocuklarımızın gelecek, memleketin yarını sorunu.
Onlar bazı siyasi oyunlarla kollarına sanat öğrenip altın bilezik takacak, bizimkilerin boynuna gün gelecek halka takılacak. Ve zamanla “Lan karın tokluğuna çalıştırıyorum bu yabancıları” diyen embesillerin de çocuklarına sıra gelecek. Ne yapalım susalım mı?...
HAFTANIN HABERİ: Ayasofyadan sonra Haymana da bulunan Papazın Evi’nin isminin İmamın Evi olarak değiştirilmesine kesin gözüyle bakılıyor.