Koskoca Türkiye’de benim gözümde şu sıralar çalışan bir tek kişi var, o da Mansur Yavaş. Buna cumhurbaşkanı, milletvekilleri ve bakanlarda dahil. Hepsi günü kurtarma, milleti oyalama derdinde. Sarayda oturup fakirliğe övgüler yağdırarak, bu fakirliğin neden olduğunu unutturma derdindeler.

Başkan Yavaş, AKP’nin yıllar önce berbat ettiği bir çuval inciri toparlama derdinde. Sırf kırsaldan oy devşirmek uğruna boşaltılan köylerden bahsediyorum. Hani mahalle yapılıpta ortaya çıkarılan ucubeleri diyorum. Sarıgölden Güzelcekaleye, Kavak’tan Yeşilköy’e aklınıza neresi geliyorsa.. gidin bacalarında baykuş, kapısında kilit virane bomboş köyler görürsünüz. Hangi kıt akıllar düşündü bunu, hangi uğursuz kamyonlar taşıdı yüklerini bilmiyorum. Ama hepsi birkaç yılda terk ettiler.

Haymana’da sokak köpeklerinin artması bile bu yüzden. Onlar bile bir koyun sürüsünde istihdam edilmeyince caddeleri mesken tuttu. Ne köy ne de mahalle oldukları belli olmayan, arada kalıp ceyrana tutulup kötürüm hale gelen köylerimiz..

Şimdi saman ithal eder hale gelmemizin sebebi, bu ucube mantığın eseri. Ne ete güç yetiyor ne peynire, boklu yumurtanın “organik” diye yutturulduğu ve çeyrek altın gibi işlem gördüğü saçmalıklar silsilesi. AVM’lere tıkılmış, hamburger ısırığından mutlu, bulgur pilavından el çektirilmiş kör, sağır halkım..Nasırlı ellere manikür dayatması. “Reis neylerse güzel eyler” anlayışı miadını doldurdu.

Köylüyü köyünden eden embesil bir fikriyatın enkazını tek başına temizlemeye çalışıyor Yavaş. Bu ülkenin kurtuluşu üretimse eğer; tek çare yeniden köylünün ait olduğu yere, köyüne dönmesidir. Tabii dönecek köyü kalanlara… Eğer hala tarlaları müteahhitlere peşkeş çekilip arsa yapılmadıysa, hobi bahçeleri ile zenginlerin iki domates yetiştirmek uğruna kurban edildiği mekanlara çevrilmediyse.

Her hafta milletin gazını almak için gaz çıkaran, Dolar’a, Euro’ya şaşı bakanların umurunda mı? Ekmek fiyatı alıp başını giderken “Askıda ekmek” ucuzluğuna bel bağlayan tatlı su milliyetçilerine ne demeli? Asıl milliyetçilik o ekmeğe muhtaç etmemektir. Devlet, halkının onuru ile yücelir, el açmasıyla değil.

Bende bir çiftçiyim. Ürettiklerimin fahiş fiyatından rahatsızım arkadaş. Çünkü dönüp dolaşıp yine benim cebimi buluyor oryantal rakamlar.

İşte Yavaş’ın “köylü köyünde mutlu olmalı” mantığı Türkiye’nin bir zamanlar ışığı olan “Köy Enstitüleri” gibi büyük bir devrimdir. Her türlü gayrı meşruluğun mekanı olmuş büyük şehirlerin artık mutsuzluklarında merkezi olduğu ne yazık ki çok geç fark edildi.

Zararın neresinden dönülse kâr olacağı köy projelerinin mimarı olma yolunda Yavaş. Köyüne ev yapana, ekip biçme heveslisine hiç yapılmayanları yapıyor, daha da yapacağının sinyallerini veriyor. Çokta iyi ediyor. Bizim gibi atıl yerlerin tek umudu ve kurtuluşu tarımda, ülkenin geleceği üretimde.

Büyükşehir olarak çalışmalarını sabahlara kadar tartışabiliriz. Ama hepimizin geleceğini ilgilendiren tarım ve köye dönüşe katkısını kimse inkar edemez. Tarım Bakanı’nın yapmadığını yapıyor. “Siz üretin arkanızda ben varım” diyor. “Köyünüzü terk edin, şehirlerde asgari ücretle kölelik yapın” diyenlerin canını ve ruhunu inciterek hem de.

Tarım araştırmalarının merkezi olan Atatürk Orman Çiftliği’ne dinazor diken etoburların dişlerini sökerek, yavaş ama derinden bir üretim isyanı başlatıyor Yavaş. Umudun altın varaklı koltuklarda değil, toprağın bağrında olduğunu anlatıyor, hem de anlamayanların gözlerine soka soka…

HAFTANIN SÖZÜ: Sahip olduğunuz servetler, bizden çaldıklarınızdır..