Tren yoluna oturup beklersen, er geç tren çarpar. Bunu bile bile tedbir almamak ya da savunma geliştirmemek te suç senindir.

Bugün A101’den, BİM’den, ŞOK’tan şikayet etmek, tren yoluna oturup ta, çarpan trenden şikayetçi olmakla aynı şey. Onlara ruhsat vermemek, yer vermemek, falan filan…. Bunlar gelmesini engellemez, sadece geciktirir. Yarın daha büyüğü, daha kapsamlısı, en büyüğü gelecek belki de, kimbilir?

Yarın Haymana’da kaç çeşit esnaflık varsa alayını içine alan bir dev AVM olmayacağına kim garanti verebilir? Zamanla bunun olabileceğine KEHANET etmek için NOSTRADAMUS olmaya gerek yok. Gölbaşı girişine yapılan Pratiker, bunun ayak sesleri sadece. “Kahraman bakkal, Süpermarkete karşı’’ ne zamana kadar direnecek? Günü gelince onun babası, senin babanı döver. Çocuk olmak başka, çocukluk etmek başka şey.

Bunları da geçtik, artık insanlar evlerinden çıkmadan alışveriş yapmayı keşfettiler. “Tanrılar Kurban istiyor”un en gerçekçi halleri bunlar esnaf için. İğneden-ipliğe tek tuşla evine, kapına geliyor. Yan gelip yatarken, göbeğini kaşıya kaşıya alışveriş yapıyorsun. Hem de binlerce alternatifle; kesene göre, meşrebine göre. Zamanla daha da genişleyecek, daha da kullanılır hale gelecek. İletişim, bilişim gelişiyor, dünya küçülüyor. Dünya “Öküzün boynuzu”ndan inip, avuçlarına düşüyor. Ekmek aslanın midesine inmişti, şimdi hazmedilme aşamasında. Gardını alamayan yumruğu yiyecek, kaçarı yok.

Bazen; Beypazarı örneği “kabak tadı” verse de, en güzel örnekler oradan çıkıyor. İbretlik bir şehir, her yönüyle. Bize ve bizim gibilere. Oralara da A101’ler, Şok’lar, BİM’ler gitti. Hem de 2’şer şube açtı çoğu. Ama oranın küçük esnafı, bu TSUNAMİ dalgasını çabuk attı üzerinden. Hatta dersler çıkardılar, yeni stratejiler geliştirdiler.

Havuç’u bir tavşan yiyeceğinden çıkarıp, allayıp pullayıp, ambalajlayıp, mucizevi bir “cennet meyvesine’’ çevirdiler misal. Tatlısını, ezmesini, cezeryesini, turşusunu yaptılar. “Afrodizyak’’ dediler, “gençleştirir, ömür uzatır’’ dediler, “bin derde deva’’ dediler, “A,B,C,D….. vitaminleri var’’ dediler. Havuç oldu sana bir “sağlık alfabesi’’. Pazarladılar adamlar. Yedirdiler alayımıza.

“40katlı baklava’’ dediler, Antep’le rekabete tutuşup, baklava “müteahit’’i olup kaçak kat çıktılar. “Beypazarı kurusu’’ dediler, “çatır, çutur’’ yedirdiler, tüm memlekete. Envai çeşit yemek, börek, çörek, hamur işi sürdüler pazarlarına, yerli yabancı kim geldiyse yedirdiler. “Aman of şiştik’’ diyenlere; “Buyurun Beypazarı Maden Suyu’’ dediler, gazını aldılar şehirlerinin, gaz verdiler tüm esnafa. Keyifleri yerine geldi; hem alanın, hem satanın.

Bizlerde olmayan, onlarda olan ne? Bizde bir büyük market açılınca, kopan kıyamet, onların nasıl ikinci baharları oluyor? Durup düşünmek lazım. Yukarıda saydıklarımızın hangisini yapamaz Haymana?

En basiti adı, sanı bilinen, şifası; dünya markası olan kaplıcalarımızın, etinden sütünden ne kadar yararlandık? Allah vermiş suyu, “alın size dünya nimeti’’ demiş, biz kapmışız; keseyi, havluyu yıkanmaya koşmuşuz. Altın yumurtlayan tavuktan, tavuk suyu çorbası pişirme derdi sarmış bizi.

Pazarlayacak o kadar çok şeyimiz varken; gerek tembellikten, gerek devlet eline bakmaktan, birileri bir “sihirli değnek’’ dokundursun diye beklemişiz.

Geçtim kaplıcayı, tahıl ambarıyız, sebze vatanıyız, her çeşit meyve yetişmeye müsait bir iklimimiz varken, tutmuş asırlık bağlarımızı kurutmuşuz. Bir sürü genç delikanlımız, genç kızımız boşta gezerken, bir işin ucundan tutup da, Haymana adına özdeş bir marka yapamamışız. Sonra da birkaç büyük market gelince “Eyvahların’’ bini bin para.

Gelecekler, daha da gelecekler. Felaket tellallığı değil bu. Görünen köyün yakınlığı sadece.

Bir de esnafın umut bağladığı “Aha geliyor’’ dedikleri vardı onlarda boş çıktı. Tabur nerede? –suya düştü. Diş Sağlığı Merkezi nerede? –inek içti. Cezaevi nerede? –dağa kaçtı. Eeee…ya… Haymana esnafı? – Yandı, bitti, kül oldu….

“Biz elimizden geleni yaptık, ekmek çarpsın’’ diye, ekmeğe basıp yemin etmeye kalksak, el bastığımız bazlama; Polatlı bazlaması. Başka sözüm yok sayın yargıç...

SAYGILARIMLA.