Atasözleri günümüzde ders almadığımız ama her söz bir yaşanmışlıklardan, tecrübeden doğmuştur. Misal; ''Korkunun ecele faydası yok, ölümden ecel korur'' çok anlamlı bir atasözüdür. Her duyduğumda tüylerim diken diken olur.
Hep altın mikrofonlarla fakirliğin kader olduğunu duyduğumuz, bir lokma, bir hırka sözleri eden, ağlayarak vicdanları titreten, faizin haram olduğunu söyleyen ama faizle alışveriş, ticaret yapan, kendileri lüks içinde yaşayan ama “Dünyanın süsüne kanmayın, ahirete çalışın” diye bizi ahiret için hazırlayanlar... siz ne kadar ahiret için hazırsınız?
İnsanı insan yapan vicdanıdır. Hergün mezar kazan mezar kazıcıları, günde bir çok cenaze defin etmelerine rağmen hiç ölmeyeceklerini düşünürmüş! İmamlarımızda bu düşünceye sahip diye düşünmüyor değilim. Geçen haftaki sevgili Yavuz Çifçi'nin köşe yazısını okudum, çok üzüldüm, biraz araştırma yaptım. Ölen bir Müslümanı yıkamak, kefenlemek, cenaze namazını kılıp defnetmek Müslümanlar için farz-ı kifâyedir. Farz-ı kifaye: Müslümanlardan lüzumu kadar kimse tarafından yapılınca, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır.
Cenaze yıkayıp, namaz kıldıramayacak kadar ölümden korkan ama ölümün hak olduğunu her defasında bizlere hatırlatanlar, siz ölümsüz müsünüz? Hz. Azrail sizi teğet mi geçecek? Yine bir atamın sözü ile devam edeyim ''Dervişin fikri ne ise zikri de o olmalı'' Zikriniz başka fikriniz başka. Farz-ı kifaye nerede kaldı? Boşaltım sisteminin ölümden sonra dışa salınımını engellemek için pamuk ile salım kanalı tıkanırdı! Şimdilerde bu işlem modern teknolojiyle nasıl yapılır bilmem ama bildiğim bu işlemi şimdilerde altın mikrofonlarda bizleri ahirete hazırlayanlar için kimin yapacağı.
Covit-19 dünyanın başına musallat olmuş beş harfli iki hece bir bela. Covit-19’dan daha tehlikeli hastalıklar var saymakla bitmez. Ölümün Yüce Allah'ın yüce kitabı Kuran-ı Kerimde ''Her canlı, her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekileceksiniz'', buyurmuştur. Öldükten sonra bu işin memurluğunu yapıp, vergilerle maaş alan bu işi yapan din görevlileri cenaze yıkamaz, namaz kıldırmaz ise, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle Türkiye Cumhuriyeti artık şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. İşte 30 Kasım 1925’te kabul edilen bir yasayla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar kaldırıldı. Şimdi din görevlileri görevini yapmaz ise bu kanuna muhalefet eden dini gruplar çıkar ve çoğunun başına yabancı istihbaratçılar geçer. Adnan Oktar, Fetö, PDY gibi din tüccarları halkı kandırır, aman dikkat bu ince çizgiyi iyi okumak lazım.
Bir danışmanlık firması olan arkadaşımın yaptığı bir ankette, anket sorusu şu; Çok önemli bir işiniz çıktı. Binanızda çeşitli meslek gruplarında oturan komşularınız var. Aniden bir yere gidecek olursanız çocuğunuzu kime emanet edersiniz? İlk anda din ile anılan hiç kimse yok, hatta listede “din görevlisine bırakırım” diyen kimse yok. (Kaynak; MAK danışmanlık)
İslamofobi haçlı savaşıdır. İslamın gereğini tavsiye ettiğiniz gibi sizler de yapın, bize örnek olun. Yüce dinimiz İslam; barış, dostluk ve kardeşlik dinidir. Yardımlaşmayı, iyiliği ve güzelliği emreder. Din hizmetleri maaş ile yapılır mı? Orasını bilmem ama maaş ile yapan memurların o maaşın gereği, hizmeti, amasız, fakatsız ve lâkinsiz yapması gerektiğini düşünüyorum.
Çok zor günler geçiriyoruz, 2020 felaketler yılı oldu, bu zor zamanımızda birlik ve beraberlik içerisinde her meslek grubu kendi mesleğini en iyi şekilde icra ederek, birbirimize sahip çıkmalıyız. Bu günleri de Allah'ın izni ile atlatacağız. Haymanalı olmak bir ayrıcalıktır.
Sizleri Rahman ve Rahim olan Yüce Allah'a emanet ediyorum, hoşçakalın...