Ofis kurarken tünel bulunca bir umut da peydah oldu içimizde. Olası bir tarihi hazinenin üstüne oturmuş ta olabilirdik. Zamanla anlayacağız ne olduğunu. Ama tarihi bir yer altı şehri çıkaydı tadından yenmezdi.
Turizm alanı ilan edilen bir şehirde bunlara çok ihtiyaç var. Tüm Türkiye’nin, hatta dünya’nın ilgisine mazhar olacağımız bir tarihi yer, hiç fena olmazdı. Bakalım bekleyip göreceğiz.
Turizmde atılım yapacaksak işimiz biraz Allah’a kaldı gibi. Yoksa dünyanın hayran olduğu suyu kullanamamaktaki hünerimiz ayan beyan ortada. Biraz ticari yönden saksıyı çalıştırmak lazım. Bizi 5 yıldızlı oteller kurtarmaz. Tır yolundan gelen misafir, tır yolundan geçer gider. Çiş molası bile vermez Haymanada. Bu oteller sadece biraz imajımızı düzeltir, birkaç kişi istihdam eder, biraz vizyonumuz rötuşlanır o kadar. Fazla bir şey beklemek hayalcilikten öte gitmez.
Oysa kaplıca suyu ile şehre kurulacak nice güzellikler olabilirdi. Şu ana kadar olmadı. Otele tıkılan bir müşteriyi şehre çekemiyorsan, şehre çektiğine bir şey sunamıyorsan, sunduğun şeyler senin kültürünü, tarihini, özelliklerini, farklılığını yansıtmıyorsa…. 5 yıldız değil 10 yıldızlı oteller yapsan nafile. Tır yolundan gelirler, tır yolundan giderler, anca arkalarından su dökeriz; “Gene gelin” diye. Gelmez, gelse farklı ne bulacak.
Hatta biraz daha ileri görüşle düşünmek lazım. Düşünün ki, birkaç yıl sonra suyumuz kesildi. Olmaz öyle şey diyebilirmisiniz? Olmayacağına dair garanti veren varmı? Yok. O zaman kim kurtaracak bizi? Petrole sırtını dayamış, bir toplu iğne üretmekten aciz Arap ülkeleri gibi kala kalırız ortada. Petrole biçilen ömür maksimum 50 yıl. Sonra göreceğim ben bu ülkelerin DEVE’lüasyonlarını.
Bu durumlara düşmemek için şimdiden başka alternatifler bulmak lazım. Yıllardır ağaçlandırma çalışması yapıyoruz, şimdiye kadar yeşillikten, ormandan Tarzan bile yetiştirmeliydik. Nerede bu ağaçlar? Her bahar siyasi veya bürokratik bir şovla ağacı dik, kışa girerken odun olarak yak. Yeşil Haymana özlemi kur dur. Siz hiç bozkırın “kel bayırlarına” aşık turist gördünüz mü? Göremezsiniz, böyle bir anlayış yok. Kur ormanlarını, yap mesire yerlerini, hammaddesi odun olan ağaç evleri yerleştir etrafa, sal kurdu kuşu içine, kırsın odununu yaksın şöminesini, dolaşsın çoluk çocuk etrafta, daya köy kahvaltısını, ver yöresel gıdalarını….vallaha kapış kapış gider. 6 ay önceden torpille rezervasyon yaptırırlar.
Sonra yap bir organizasyon, dolaştır Gavur Kalesini, Çal Dağını, Mangal Dağını, Kurtuluş Savaşından dem vur, tarihten heykellerle süsle, antik tarihle büyüle, giderken ver eline koskocaman HAYMANA logolu hatıra eşyasını gitsin nereye isterse.
Yapılacak çok şey var. Yeter ki önce düşünülüp projelendirilmeli, sonra Ankara’da kapılar aşındırılmalı, hatta kapılarda yatılmalı, hibelerle, kredilerle, kalkınma ajanslarıyla kanka olunup koparılıp alınmalı. Yoksa karayağız delikanlılığımıza kimse prim vermez bizim. Para desen hiç vermez. Kendi zekamızla başkasının kesesini kullanmayı bilmemiz lazım. Hamam kesesi zaten orada duruyor, terleyen buyursun yatsın göbek taşına. Ama yeni şeyler söylemek lazım artık. Milli Parkla birlikte Milli Fark’ta oluşturmak lazım, HAYMANA FARKI.
HAFTANIN SÖZÜ: Bir kişiden çalarsan hırsız, herkesten çalarsan zengin olursun.
HAFTANIN HABERİ: 100 kişiye Suriyelilerden memnunmusunuz diye sorduk, 75’i Suriyeli çıktı.
SAYGILARIMLA