Herkes idam istiyor. “Sallandıracaksın birkaçını bak bir daha yapıyorlar mı?” Sözünü her insan ömründe belki bir defa muhakkak söylemiştir. Elin kaybolan eşeğini türkü söyleyerek ararken, ne zaman kaybolan eşek bizim olursa; “sallandıracaksın bu hırsızları” na dönüşür söylem.

“Ateş düştüğü yeri yakar”. Külliyen yalan bir laf. Ateş önce düştüğü yeri, söndürmezsen her yeri yakar. Kimi su döker samimice, kimi benzin döker sinsice, fark burada.

Ölüm; ne zaman sıradanlaşırsa, herkes kanıksarsa o kadar kolay yerleşir o topraklara. Yatağında rahatça ölene sıkıntı yok, ama “absürd” ölümlerin ülkesi olunca iş değişiyor. “Ölümün absürdü mü olur, tövbe tövbee..” diye, ahkam kesenler çıkacaktır illaki. Onlar zaten hep vardılar ve ancak tövbe çektiler. Önce tövbe, ardından nutuk çektiler, keçiboynuzu gibi bir tat bıraktılar arkalarında, çekti gittiler.

Absürd ölüm derseniz, çuvalla. Kahvede okey oynarken, damdan kafasına inek düşen adam öldü. Absürd mü? Değil aslında. Asıl absürd olan Soma’da, Ereğli’de, Tuzla da, Ermenek’teki işçilerin ölümü absürd. ŞİLİ gibi beğenmediğimiz ülkenin, kendi maden işçilerini kurtarmasını hatırlamayan var mı? Bir de bizim işçilerimizin göz göre göre ölümlerini unutan var mı? Hangisi absürd o zaman? Yaşam odaları önce yüreklerde olacak, yüreklerde insan hayatı değerlenecek ki, sonra işyerlerine, madenlere insin. Denetleme hak getire, işçilerle iftar açmak kolay, kaç işçi insan yerine konuldu da biz iftihar etmedik, önce bu sorular cevap bulsun?

Sağ-sol, kominist-faşist, Türk-Kürt, Alevi-Sunni… falan filan. Binlerce insan öldü. Birisi bitmeden birisi başlıyor, insanlar ikiye, üç’e, beş’e bölünüyor. Bir tarafa “kaç”, diğer tarafa “tut” deniliyor. Tecavüzcüye, hırsıza, arsıza, uğursuza, katile, sapığa “af” getire getire bir hal olduk. Kimisi milli irade oldu, kimisi milli kahraman. Sonra kul hakkından dem vur. Ölen ya kul değil, ya da hiç hakları yok. Önce adaletin terazisini birbirine paralel yapacaksın ki, paralellerin üzerine giderken kimse yamuk yapmayacak. Adalet önce devletin işidir. Sonra şahıslar yapar adaleti. Sen vatandaşına adil olmayı öğretirsen, vatandaşta devletine sadık olur, ihanet etmez, terazinin ibresi de şaşmaz.

Haymana’daki Suriyelilere odun-kömür gelmiş. İnsanın içi acıyor, çocuklarıyla hazine bulmuşçasına seviniyorlar. Bir yönü çok güzel bir şey yardım etmenin, diğer yönü can yakıyor işte. Adalet dedik ya, önce Suriye devleti veya diğer Ortadoğu ülkeleri vatandaşına adaletle hükmetmedi. Sonra vatandaşı başındakine güvenmedi, inanmadı, onlar kendi adaletini, kendileri sağlamaya kalktı. Sonuç; milyonlarcası perişan, aç, bitik. Devletleri “adaleti” baş tacı edeydi, şimdi kimse ayaklar altında olmazdı. Bugün Suriyelilere acıyarak bakıyoruz, ateş şimdilik oraya düştü, ama sönmedi ve yayılıyor, bilginize. Ve absürd ölümler gün geçtikçe çoğalıyor. İneğin insanı öldürmesi değildir absürd olan, absürd olan insanın insanı öldürmesidir.

Ölülerin bile seyahat ettirildiği memleketimde Şah bile olsan türbende görev yerin değişebiliyor. Burada her şeyden ölebilirsin ama en çok gülmekten ölürsün.

HAFTANIN SÖZÜ: “Adam olana söz söylenmez ama, olamayıp kıvırana para takmak lazım.”

HAFTANIN HABERİ: Süleyman Şah Türbesinin taşınmasından sonra, Eyyüp Sultan, Telli Baba ve Cimcime Sultan türbelerinde gergin bekleyiş sürüyor.

SAYGILARIMLA