Siyasette sürekli dini araç olarak kullanan partileri sevmem. Neden mi? Çünkü dünyadaki en kirli şey siyasettir. Zamanında bir siyasi lider şunu demiştir; “Din tertemiz ve saflığını kaybetmemiş, bembeyaz bir örtü gibidir. Üzerine bir damla su düşse dahi, o örtü saflığını ve temizliğini kaybeder. Siyaset ise o örtüye tüm kirliliğini boca eder. O nedenle siyasetin içerisinde din olmamalıdır”
Ama gelin görün ki, günümüz siyasilerince dini, daha da bol soslu kullanmak; kişisel ikballerinin, iktidarlarının, koltuğun ve menfaatlerinin bir garantisi olarak görüyorlar. Yav bir rahat bırakın dini ve dindarları. Bırakın insanlar dinini Allah’ın huzurunda kendi iç dünyalarında sağdan soldan dürtülmeden yaşasınlar. Yalanlarınıza, talanlarınıza, ve kirli oyunlarınıza, kısacası siyasetinize ne dini ne de insanların saf duygularını alet etmeyin. Güya kendinizin dindar olduğu milletin gözüne gözüne sokmayın. Şov malzemesi olarak, sandıklara hakimiyet için kullanmayın. Kısacası Allah ile kul arasına girmeyin.
“Devletlerin dini olmaz” deyince kaba yerine diken batmış, ayağındaki nasıra basılmış gibi zıplarlar; “Vay kafir, vay dinsiz, vay Allahsız” diye. Ben olsam bende zıplarım. Çünkü söyleyecek başka bir şeyi olmayanlar, insanların hassasiyetlerini de göze alarak, en yumuşak karnı olan ve zaafiyetini bildikleri dini duyguları posası çıkıncaya kadar kullanırlar. “Allah’tan başka kimseden korkmayız” diyenler, “Bu yola kefeni ile çıktığını” iddia edenler, yüzlerce koruma ile camiye koşarlar. Rüku’da, secdede ne düşündüklerini, bir Allah bir de kendileri bilir.
Diyorlar ki; “Dindar anayasa yapacağız”. Hayırlı olsun. Nasıl oluyormuş dindar anayasa? Anayasa dediğin içine devleti yönetmenin ana hatlarını yazdığın, bildiğin bir kitap. Dindar olunca nasıl olacak? Hukuk kitabı ile beraber Hacca’mı gidecek? Ya da Kurban Bayramında medeni yasa ile ortak dana’ya mı girecek? Bu ülkenin ve insanların din ile ilgili bir kitapları var, o da elbette Kur’an-ı Kerim. Desen ki; “arkadaş biz şeriat’ı getireceğiz” o zaman başka. Ama demokrasi ile yönetmek için yola çıkmışsan, gelirsin meclise açarsın anayasanı uygularsın ne yazdıysan. Sonra gidersin evine, kılarsın namazını, tutarsın orucunu, ellerin titremez ise verirsin fitreni, sadakanı, açarsın kutsal kitabını okursun, “nescafe gibi ikisi bir arada olsun” diye ısrar etmenin mantığı ne. Diğer taraftan Anayasa’nın dinsizi nasıl oluyor? Anayasa her gece içip, pavyonlara mı düşüyor. Onu dindar yaparak, düştüğü kötü yoldan çekip çıkarıp, evinin kadını, çocuklarının da anası mı yapacaksın?
Osmanlı’nın son zamanlarında yeniçeriler yine “Şeriat isteruk” diye kazan kaldırmışlar. Sultan Abdulhamit toplanan isyancılar için balkona çıkar ve elini cebine atar. Cebinin astarını dışarı çıkarır ve “görüyorsunuz sizin istediğiniz şeriat bende de yok, devletin şeriatı olmaz, kişilerin şeriatı olur. Sen şeriat istiyorsan git yaşa, ama devletten bekleme”der. Dindar değil de dinciler Sultan Abdülhamit’in bu altı çizilmesi gereken öğüdünü nedense hep görmezden gelirler.
Bir de bizim dinimiz; “Senin dinin sana, benim dinim bana” der. Der demesine de, herkes işine geldiği gibi yorumlar, tribünlere oynar, millete şirin görünmek, dindar olduğunu gözlerine sokmak için, bin bir türlü takla atar.
Bektaşi’nin biri camide dua ederken yanındaki cemaatin dikkatini çeker. Bektaşi durmadan; “Allah’ım bana rakı ver” diye dua etmektedir. Adam sinirle Bektaşi’nin yakasına yapışır. “Lan herkes bana din, iman ver diye dua ederken, sen bana rakı ver diye Allah’a yalvarıyorsun, utanmıyormusun?” Bektaşi gayet rahat; “Bak muhterem, herkes Allah’tan kendinde olmayanı ister, bende rakı yok. Onlarda da her türlü dalga var, din iman yok. Onun için herkes neyi eksikse Allah’tan onu ister” demiş.
Neticede, bu ülkenin yüzde 98’i Müslüman, Elhamdülillah. Ama başka dinlerden olan da var. Onların da dinini, hakkını hukukunu korumak devletin en başta gelen görevi değil mi? O zaman herkese eşit bir anayasa onlarında hakkı değil mi? Yok illa diretirseniz, bu direk “kul hakkına” girmiyor mu? Unutmayın tekrar ediyorum, üstüne basıyorum, altını çiziyorum, ne demiş İslam; “Senin dinin sana, benim dinim bana” Bu güzel dini alet etmeyin şahsi menfaatlerinize, bırakın devletin dinini, kendinizin dinden ne anladığınızı sorgulayın.
HAFTANIN SÖZÜ; Caminin dışındaki dilenci sayısı, caminin içindeki cemaatten fazla ise, orada ters giden bir şeyler var demektir.
HAFTANIN HABERİ: Sınıf başkanı tarafından görevden alınan başarılı Kitaplık kolu başkanı E.C(8) açıklama yaptı; “Son eti puf’umu ona verseydim böyle olmazdı” SAYGILARIMLA