Son zamanlarda büyük bir hevesle Kurtuluş Savaşı’nda ki yerimize sıkı sıkıya sarılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş mücadelesinde yer kapmaya çalışıyoruz. Son derece kararlı, bir o kadar da haklıyız. Elbette tarihte hak ettiğimiz yere sahip olmak, “Son Kale” tahtına kurulmak bize “anamızın ak sütü” kadar helal. Ama bu tarihin arşivlerinde sayfa edinme, en az Çanakkale kadar itibar görme hırsımız, elimizdeki nimetleri de ihmal etmemiz anlamını taşımamalı. Bize sunulan ve ayrıcalığın en dibini olan sıcak suyumuz mesela. Bizim topraklarımızda doğan, bize hayat veren ve yıllardır ekmeğimizi, aşımızı sağlayan, çorbamızı kaynatan bu suya ne kadar ilgi, alaka gösterdik tartışılır.
Hele son günlerde depreşen “Sıcak Suyumuzdaki problem” uykularımızı kaçırmıyorsa, şehrimiz ve şehrimizin geleceği üzerine karalar bağlamıyorsak, “ilerde sıkıntıya düşer miyiz” kaygısını taşımıyorsak, hem ekonomik, hem de psikolojik kayıpların ayak seslerini işitmiyorsak, demek ki yeterince memleket sevdalısı değiliz.
Bizim Kurtuluş Savaşı’ndan daha ivedi olan “Son Kale”miz aslında kaplıca suyumuz. Ama son günlerde sudaki problemler nedeniyle o kaleye gol, futbol tabiriyle 90’dan girmek üzere.
“Duble yol yapılıyor, Ankara aha şuramızda olacak”
“Konya bağlantısı bizi uçuracak”
“Öyle bir Çanakkale olacağız ki, Çanakkale hasedinden çatlayacak” diyoruz demesine de, Dimyat’ta ki pirince ağzımız sulanırken, evdeki bulgurun da onurunu kurtarmak ve hak ettiği itibarı ve özeni ona göstermemiz gerekmiyor mu?
Yapılan ve ilerde yapılacak olan yatırım ve hizmetler elbette güzel şeyler, ama kaplıcalardaki su bir giderse, bizi ne duble yol, ne Konya yolu, ne de ikinci Çanakkale olma hayalleri kurtarır. Kerbeleya döneriz, kutup ayısı’nın öptüğü deve gibi bahtsızlaşırız.
Arapların, petrole sırtını verip te yan gelip yattıkları gibi, yıllardır bizde suya yükledik tüm yükü ve Kral Şeyh Cabir El Ahmet El Sabbah kadar olmasa da bizde az yan gelip yatmadık hani. Ee..şimdi Suudi ekonomisi petroldeki sıkıntılardan dolayı felç olmak üzere. Yer altından şarıl şarıl akıp, istedikleri fiyata satarken, “Yallah yallah”, fiyatlar dibe vurup, kuyulardaki tazyikte az buçuk düşünce “Allah Allah” diyorlar. Ey mübarekler zamanında “Nasılsa toprağa el sürsek, petrol fışkırıyor” deyip, bir eliniz balda, diğer eliniz kuyruk yağında yaşayıp giderken, şimdi kuyruğunuzdan tutuştunuz. Hacılara bile Çin Hurması satacak kadar gölgede yaşayıp başınıza güneş değdirmediniz, şimdi de tutuşun, hatta yanın biraz. Yananı görür Allah, ama gayret edeni, çalışanı, üreteni, alnı terleyeni, daha çok görür ilahi adalet.
Saadete gelirsek; bizimde yıllardır sıcak sudan umduğumuz medet ve ekstra bir üretim yapmadan, yan gelip yatmışlığımız az buçuk benzemiyor mu? Şeyh’in Arabistan’ına. Şimdi suyumuzdaki problemler baş gösterince, bizde “Yallah Yallah” modundan, “Allah Allah” moduna geçemezsek, işte o zaman bir çuval incir heba olur.
En kısa zamanda tüm ekonomimizi, bürokrasimizi, siyasi ve toplumsal gücümüzü bu suyu elimizde muhafaza etmek için harcamalıyız. Gerekirse soğan ekmek yemeli, paramızı yeni kuyular açmak, eldeki kuyuları modernize etmek, problemi en acilinden ortadan kaldırmak için, adam akıllı bir bakım onarımdan geçirmeliyiz. Sonra işler rayına girdiğinde soğanın sadece cücüğünü yiyip geri kalanını atabiliriz. Ama bugün sıcak suyumuz için seferberlik vaktidir. Bu su bir kaçarsa elimizden, kapıyı kilitleyip gidelim. Züğürt Ağa filmindeki gibi girişe “Haymana Satılık” tabelasını dikmeye hazır olalım. Yoksa Polatlı’dan Kurtuluş Savaşı’nda hak ettiğimizi almakla geçer ömrümüz. Sorarlar adama “sizin elinizde kaplıca gibi altın değil, bizzat elmas yumurtlayan tavuk varken, ne yaptınız” diye? Boynu bükük kalakalırız alimallah. “Ne yaparsan elinle o gelir seninle” diye mendil açmadan, elimizdekinin kıymetini bilelim, tez vakitte, hemen şimdi.
HAFTANIN SÖZÜ; Deli deliyi, imam ölüyü severmiş.
HAFTANIN HABERİ: Yıllardır kel ve bekar olan D.E(40) düğün parası için kel olan başına yağlık ayçiçeği ektirmeye icara verdi.
SAYGILARIMLA