18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümünde, bir milletin kaderini değiştiren o büyük direniş bir kez daha hatırlanıyor.
İmkânsızlıkların inançla aşıldığı bu destanda, savaşın seyrini değiştiren kahramanlardan biri olan Seyit Onbaşı, sırtladığı mermiyle yalnızca bir topu değil, bir milletin kaderini de omuzladı.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın,
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın…
Bazı isimler vardır, sadece bir insanı anlatmaz…
Bir milletin kaderini, bir anın ağırlığını, bir yüreğin gücünü taşır.
İşte o isimlerden biridir Seyit Onbaşı…
18 Mart 1915…
Çanakkale Boğazı, tarihin en ağır sınavlarından birini veriyordu.
Düşman donanması, çeliğin ve ateşin gücüne güvenerek ilerlerken;
Bu toprakların evlatları, imanlarıyla, yürekleriyle direniyordu.
Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı bir köyde doğan Seyit Ali Çabuk…
Yörük bir ailenin çocuğu, sade bir hayatın içinden çıkan bir kahraman…
1909’da Osmanlı ordusuna katıldı, Balkan Savaşları’nı gördü ve ardından kendisini Çanakkale’de, Kilitbahir’de, Mecidiye Bataryası’nda buldu.
O gün…
Bir top mermisi, yalnızca bir vinci değil, bir bataryanın umudunu da parçaladı.
Silahlar sustu.
Askerler şehit düştü.
Ve o an, tarihin nefesi bir insanın omuzlarına yüklendi.
215 okka…
Bugünün hesabıyla yaklaşık 276 kilogram.
İnsan bedeninin sınırlarını zorlayan, hatta imkânsız sayılan bir ağırlık…
Ama o gün mesele ağırlık değildi.
Mesele vatandı.
Seyit Onbaşı, sırtına aldığı o mermiyle yalnızca bir topu doldurmadı;
Bir milletin kaderini namluya sürdü.
Bir kez…
İki kez…
Ve üçüncüde…
Ateşlenen mermi, İngiliz zırhlısı HMS Ocean’ın dümenine isabet etti.
Kontrolünü kaybeden dev gemi, Nusret Mayın Gemisi’nin döşediği mayınlara çarparak sulara gömüldü.
O an…
Sadece bir gemi batmadı.
Bir milletin “yenilmez” denilenlere karşı direnişi, tarihe kazındı.
Savaş bittiğinde ne oldu dersin?
O kahraman, ne saraylara gitti ne de büyük ödüller aldı…
Köyüne döndü.
Ormancılık yaptı, kömür taşıdı…
Yani yine aynı sade hayatın içine karıştı.
Ama bazı insanlar, yaşadıkları hayatla değil;
Yükledikleri anlamla büyürler.
1939 yılında hayata gözlerini yumduğunda,
Ardında bir servet değil, bir destan bıraktı.
Bugün Havran’da bir anıt mezarı var…
Ama aslında onun mezarı ne bir taşın altında, ne bir toprağın içinde.
Çünkü…
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın,
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın…
Seyit Onbaşı,
Bir insanın sınırlarını değil,
Bir milletin inancını temsil eder.
Ve bize her zaman şunu hatırlatır:
Bazen bir milletin kaderi, bir insanın omuzlarında yükselir…
Mukadder ben; bu vatan uğruna canını ortaya koyan, gözünü kırpmadan şehadete yürüyen tüm kahramanlarımızın aziz hatırası önünde saygıyla eğilen.
Başta Mustafa Kemal Atatürk ve Seyit Onbaşı olmak üzere, bu destanı yazan tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz şükranla anan...
Sevgilerimle.