Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), FETÖ/PDY davaları açısından emsal niteliği taşıyan önemli bir karara imza attı.

“Şaban Yasak v. Türkiye” başlıklı davada Büyük Daire tarafından verilen nihai karar, özellikle terör örgütü üyeliği suçlamalarında “kanunilik ilkesi”, “bireysel sorumluluk” ve “somut delil” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

5 Mayıs 2026 tarihinde açıklanan karar, Türkiye’de son yıllarda açılan çok sayıdaki FETÖ/PDY davasını etkileyebilecek nitelikte görülüyor. AİHM, başvuruda hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi kapsamında “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin, hem de 3. madde kapsamında kötü muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetti.

ŞABAN YASAK DAVASININ ARKA PLANI

Davaya konu olan başvurucu Şaban Yasak, 1987 doğumlu bir isim olarak kayıtlara geçti. Yasak, 6 Şubat 2017 tarihinde FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.

Yargılama sürecinde Çorum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Karar daha sonra Yargıtay tarafından onanırken, yapılan bireysel başvuru ise Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilemez bulundu.

DMM’den Suudi Arabistan enerji anlaşması iddialarına yalanlama: “Kamuoyu yanıltılıyor”
DMM’den Suudi Arabistan enerji anlaşması iddialarına yalanlama: “Kamuoyu yanıltılıyor”
İçeriği Görüntüle

Mahkûmiyete dayanak gösterilen deliller arasında etkin pişmanlıktan yararlanan tanıkların beyanları, örgüt içinde kod adı kullandığı iddiası, “Bölge Talebe Mesulü” ve “Büyük Bölge Talebe Mesulü” gibi görevlerde bulunduğu yönündeki değerlendirmeler yer aldı. Ayrıca Bank Asya hesap hareketleri, HTS kayıtları ve sigorta primlerinin örgüt bağlantılı olduğu öne sürülen şirketler üzerinden yatırılması da dosyada delil olarak değerlendirildi.

AİHM’E HANGİ GEREKÇELERLE BAŞVURDU?

Şaban Yasak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin iki temel maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e başvurdu.

Başvuruda ilk olarak AİHS’in 7. maddesi kapsamında “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin ihlal edildiği savunuldu. Yasak, yasal kabul edilen bazı faaliyetlerin sonradan geriye dönük şekilde suç kapsamında değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü.

İkinci başlıkta ise AİHS’in 3. maddesi kapsamında cezaevi koşullarının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele seviyesine ulaştığı iddia edildi.

Aihm

İLK KARARDA İHLAL GÖRÜLMEDİ

Davada ilk karar 27 Ağustos 2024 tarihinde AİHM Dairesi tarafından verildi. Mahkeme bu aşamada oybirliğiyle ihlal olmadığına hükmetti.

Kararda, başvurucunun mahkumiyetinin öngörülebilir olduğu ve Türk mahkemelerinin yaptığı değerlendirmelerin hukuki sınırlar içinde kaldığı belirtildi. Ancak bu karar, hukuk çevrelerinde yoğun tartışmalara neden oldu.

Özellikle daha önce verilen Yalçınkaya Kararı ile çeliştiği yönündeki eleştiriler nedeniyle dosya Büyük Daire’ye taşındı.

BÜYÜK DAİRE’DEN TÜRKİYE ALEYHİNE İHLAL KARARI

AİHM Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihinde açıkladığı nihai kararında önceki değerlendirmeyi değiştirdi.

Mahkeme, 11’e karşı 6 oyla AİHS’in 7. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Ayrıca 9’a karşı 8 oyla cezaevi koşulları nedeniyle 3. maddenin de ihlal edildiği sonucuna vardı.

Kararla birlikte Türkiye’nin başvurucuya 2 bin 800 euro manevi tazminat ve 9 bin 50 euro yargılama masrafı ödemesine karar verildi.

“KANUNİLİK İLKESİ” VURGUSU ÖNE ÇIKTI

Kararın en dikkat çeken bölümü, AİHM’in “kanunilik ilkesi” konusunda yaptığı değerlendirme oldu.

Mahkeme, başvurucunun bazı eylemlerinin işlendiği dönemde açık biçimde suç olarak öngörülebilir olmadığını vurguladı. Özellikle dernek üyelikleri, sosyal faaliyetler, eğitim bağlantıları ve bankacılık işlemleri gibi yasal faaliyetlerin sonradan terör örgütü üyeliği kapsamında değerlendirilmesinin ciddi hukuki sorun oluşturduğu ifade edildi.

AİHM ayrıca terör örgütü üyeliği suçlamalarında yalnızca bağlantı iddialarının yeterli olmayacağını, bireysel kastın ve suç işleme iradesinin somut biçimde ortaya konulması gerektiğini belirtti.

Mahkeme kararında, bireysel sorumluluk ve “mens rea” olarak tanımlanan suç kastı unsurunun yeterince kanıtlanmadığı değerlendirmesine yer verildi.

CEZAEVİ KOŞULLARI DA İHLAL SAYILDI

Büyük Daire, Çorum Cezaevi’ndeki tutukluluk koşullarını da ayrıca değerlendirdi.

Kararda cezaevindeki yoğunluk, fiziki koşullar ve genel yaşam şartlarının insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele seviyesini aştığı ifade edildi. Böylece AİHS’in 3. maddesi yönünden de ihlal kararı verilmiş oldu.

BİNLERCE DOSYAYI ETKİLEYEBİLİR

Hukuk çevrelerinde kararın yalnızca bireysel bir başvuru olarak görülmediği, aynı zamanda binlerce FETÖ/PDY dosyası açısından emsal niteliği taşıdığı değerlendiriliyor.

Özellikle geçmişte yasal kabul edilen faaliyetlerin daha sonra örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilmesine yönelik tartışmaların yeniden gündeme gelmesi bekleniyor.

Kararın; öğrenci yurtları, dernek üyelikleri, sendika bağlantıları, finansal işlemler ve sosyal faaliyetlerin terör suçlamalarında nasıl değerlendirileceğine ilişkin yeni bir hukuki çerçeve oluşturabileceği ifade ediliyor.

KARAR KESİN NİTELİK TAŞIYOR

AİHM Büyük Daire tarafından verilen karar kesin nitelik taşıyor. Kararın uygulanma süreci ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından takip edilecek.

Kaynak: HABER MERKEZİ