Ankara bugün sessiz ama derin bir krizle karşı karşıya: susuzluk. Türkiye’nin kalbi olan başkentte, baraj doluluk oranları her geçen gün düşerken, vatandaşın zihnindeki soru giderek daha yüksek sesle soruluyor: “Ankara’da su bitecek mi?” Bu soru tesadüf değil; yıllardır ihmal edilen planlamanın, geciken yatırımların ve yetersiz kriz yönetiminin doğal sonucudur.

Susuzluk ne sadece bu yıla özgüdür ne de aniden ortaya çıkmıştır. İklim değişikliği, düzensiz yağış rejimi, artan nüfus ve şehirleşme baskısı Ankara için yıllardır bilinen risklerdir. Devlet kurumlarının, üniversitelerin ve uzmanların raporlarında bu tehlike defalarca vurgulanmıştır. Ancak sorun bilinmesine rağmen çözüm üretilmemiştir. İşte asıl mesele tam da buradadır.

Ankara’nın içme suyu büyük ölçüde barajlara bağlıdır. Bu barajların doluluk oranları alarm seviyesine inerken, kamuoyuna sunulan açıklamalar genellikle “henüz sorun yok” cümlesiyle geçiştirilmektedir. Oysa kriz yönetimi, sorun ortaya çıktıktan sonra değil; ortaya çıkmadan önce yapılır. Bugün gelinen noktada Ankara’da susuzluk ihtimali konuşuluyorsa, bu bir doğa felaketi değil, açık bir yönetim zaafıdır.

Bu tablonun siyasi ve idari sorumluluğu ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni yöneten Mansur Yavaş’a aittir. Belediyecilik sadece sosyal yardımlar, konserler ya da popüler söylemlerle sınırlı değildir. Asıl belediyecilik; altyapı, kaynak yönetimi ve uzun vadeli strateji gerektirir. Su gibi hayati bir konuda geç kalınmış her adım, telafisi zor sonuçlar doğurur.

Bugün Ankara’da hâlâ yüksek seviyelerde olan kayıp-kaçak oranları, yenilenmeyen şebeke hatları, alternatif su kaynaklarının devreye sokulamaması ve ciddi bir tasarruf kampanyasının başlatılmamış olması, yönetimin bu krize yeterince hazırlanmadığını göstermektedir. Vatandaşa “tasarruf yapın” demek kolaydır; zor olan, belediyenin kendi sorumluluk alanındaki israfı ve plansızlığı ortadan kaldırmasıdır.

Dahası, Ankara gibi bir metropolde yıllardır konuşulan yeni baraj projeleri, yer altı su kaynaklarının dengeli kullanımı, gri su sistemleri ve yağmur suyu hasadı gibi modern çözümler neden hâlâ hayata geçirilmemiştir? Neden her kuraklık döneminde aynı açıklamaları dinliyor, aynı endişeleri yaşıyoruz?

Unutulmamalıdır ki Ankara sıradan bir şehir değildir. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentidir. Başkentte suyun geleceği tartışılıyorsa, bu yalnızca yerel bir sorun değil; aynı zamanda bir yönetim ve vizyon meselesidir. Musluktan akan suyun bile garanti olmadığı bir şehirde, vatandaşın yönetime duyduğu güven de doğal olarak azalır.

Sonuç olarak; Ankara’daki susuzluk tehdidi kader değildir. Bu tehdit, zamanında önlem alınsaydı bugün konuşulmayacaktı. Başkent, mazeret üreten değil çözüm üreten bir yönetimi hak ediyor. Aksi halde susuzluk sadece barajları değil, toplumsal sabrı ve güveni de kurutacaktır.