Anadolu’nun birçok ilinde; valilikler, belediyeler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları gazeteciler için etkinlikler düzenledi. basın çalışanlar davet edildi, yüz yüze temas kuruldu, mesleğin sorunları konuşuldu.
Anadolu’da bu hassasiyet gösterilirken…
Başkent Ankara’da tablo yine değişmedi.
Bir-iki cılız sosyal medya kutlaması dışında ortada hiçbir şey yoktu.
Ne bir davet, ne bir buluşma, ne de gazeteciyi muhatap alan bir irade…
Öz İplik İş Sendikası da her yıl bir etkinlik duzenlerdi, bu yıl es geçti.
Oysa Ankara, sadece ulusal siyasetin değil, güçlü bir yerel medyanın da merkezidir. İlçelerde, mahallelerde, kamu kurumlarında yaşanan sorunları kamuoyuna taşıyan Ankara yerel medyası; kentin hafızasıdır, vicdanıdır, denetim mekanizmasıdır.
Ancak ne yazık ki en çok da medya çalışanları unutuldu.
Ankara’da basın;
en zor şartlarda, sınırlı imkânlarla, çoğu zaman görmezden gelinerek görev yapıyor.
Zaten ekonomik destek görmüyor ama kentin gerçek gündemini yazmaktan da vazgeçmiyor.
10 Ocak’ta bu emeğin hatırlanmaması tesadüf değildir.
Bu, medyaya verilen değerin aynasıdır.
Soruyoruz:
Her konuşmada “medya çok kıymetli” diyenler nerede?
basını sadece eleştirdiğinde hatırlayıp, emeğini görmezden gelmek hangi anlayışın ürünüdür?
Anadolu illerinde yerel medya muhatap alınırken,
başkentte Ankara yerel basınının yok sayılması kabul edilemez.
Gazetecilik;
sadece ulusal kanalların ekranlarında yapılan bir iş değildir.
Asıl gazetecilik, sokakta, ilçede, mahallede, yani sahada yapılır.
10 Ocak’ta Ankara sustu.
Ama medya susmadı, susmayacak.
Çünkü gerçekleri yazmak,
hatırlanmakla değil, vicdanla ilgilidir.