Gelecek hafta gazete çıkmıyor. Malum bayram. “Yılın her günü oruç olsa ne güzel olurdu..ahh” diyerek, oruç biter bitmez sevinçten bayram yapıyoruz. İşin esprisi bir tarafa, kadir kıymet bilmenin, eş, dost, akraba, komşulara gösterilecek bir sadakatın sınandığı günler, bayramlar. En çok çocuklar sevinir, en çok onların sevinmek haklarıdır, en çok çocukken sevdik bayramları, en büyük çabayı da onları sevindirmek için harcamalıyız. Filistin’de, Gazze’de ölen çocukların kara bulutu çökmüşken yüreklere; “çocuklara dokunmayın, onlar da şeker yiyebilsinler” diye, olmalı tüm mücadele.

Gazete 15 gün sonra çıkacağı için geçen haftanın haberlerine bir göz atıp, birkaç satır yazmak lazım. Soğuduktan sonra tadı kalmıyor zira.

Melih GÖKÇEK iftara gelecekmiş Cuma günü. Pek haber değeri taşımıyor artık. Geçerliliğini çoktan yitirmiş, tedavülden kalkmış, muhtemelen yapılmayanlardan ve yapılmayacaklardan bahsedeceğini tahmin etmek güç değil.

Verilen iftar yemeğinin adı her ne kadar Büyükşehir’in olsa da, aslında kendi kendimize ısmarladığımız bir yemek bu. Çünkü gelenlerden hiç kimse kendi kesesinden ısmarlamıyor bunu. Yine bizim paralarımızla, yine bize verilen bir yemek. Bizden yapılan kesintilerin, alınan paraların, bize “çorba” olarak dönmesi. Sadece üzerinde Büyükşehir Belediyesi yazacak kumanyalarda. Oysa vatandaş Ahmet’in, emekçi Mehmet’in, çilekeş Murat’ın adı yazılması gerekirken.

İşin ilginç tarafı, yine millet çılgınca alkışlayacak, yine bol vaadlere doyacağız, yine yeni, yeniden tüm sorunlarımızla baş başa kalacağımız bir yıl daha. Taa… ki bir sonra ki iftara kadar, ruhen doyup, bedenen karın gurultusu çekeceğiz. Masada; “Şu tuzu uzatırmısınız, Melih bey” denecek, “Çatal fazlaysa alabilirmiyim?” denilecek, Melih Bey uzatacak. Ve manşetler patlayacak; “Valla Büyükşehir Belediyesinden ne istedikse aldık”

Haymana Belediyesi ve neredeyse tüm geri kalan ilçe belediyeleri icralıkmış. E.. o zaman sormazlar mı? Hani her şey güllük gülistanlıktı. Hani en küçüğünden, en büyüğüne tüm Türkiye kanatlanmış uçmuştu? Hani bundan sonra tek derdimiz, doğacak çocuğumuzun burnu kime benzesin’den ibaret ti? Demek ki neymiş; “Beraber yürüdük biz bu yolarda, ama sadece biz ıslanmışız, yağan yağmurda.”

SYDV vakfı, vatandaşa yardıma hız kesmeden devam edecekmiş. Yani bir devlet politikası kaldığı yerden devam edecek; “Balık tutmayı öğretmek uzun iş, buyurun balıklar hazır, ızgara mı olsun? Buğulama mı? Ancak bir yanlıştan dönülmesi güzel. STÖ ve diğer hayır hasanet sahipleri, her ramazan’da yardım kolisi adı altında, içinde hep aynı muhtelif gıdaları barındıran kumanyaları dağıtıyordu. Doğru yol sonunda bulunmuş. En güzeli para yardımı. Makarna, hazır çorba, un, bulgur dağıtınca bütün dertlerin bitmediği nihayet anlaşılmış. Misal küçük çocuğu olanların en büyük ihtiyacı, bebek bezi ve mamadır. E..parası yoksa; “Şu bizim koliden bir paket zeytini çıkar da, bezle trampa ediver” denilemeyeceğine göre, her evin ihtiyacı ayrı olacağına göre, en iyisi para yardımıdır. Parayı alan ister düdüğü çalsın, ister zurnayı.

Farkındaysanız son zamanlarda epey bir uyuşturucu furyası başladı Haymana da. Kısa aralıklarla haber olmaya başladı. Pazarı ve en büyük tüketici gurubu elbette gençler. Tüm hesaplar onların üzerine yapılıyor. Ankara, İstanbul’un ara sokakları gibi her tarafta sıradan bir işmiş gibi, normalleşmeye başladı. Zehir gibi zekalı gençlerden, zehir müptelası gençliğe doğru hızla yol alıyoruz galiba. Küçük bir köşede yer almış haber. Oysa en başa, hatta manşete oturması gereken bir konu. Gelecek kararıyor. Gelecek ipotekleniyor. Bir büyüğünün yanında sigara içmeyen gençlikten, “Sar baba okkalısından, kafalarımız kıyak olsun, abime de sar, ölümü gör içmezsen” diyen ve adım adım ölümün kıyısına giden bir nesil.

İftarlarda verilen yemeklerden ziyade, iftihar edeceğimiz gençlerimizin temelleri dinamitleniyor. Geçen haftanın gündemi böyle. Ucundan kıyısından. Değişen fazla bir şeyler yok. “Sar baba, başa sar kaseti, önümüzdeki günlerde, yıllarda da dinleriz, kimilerinin keyfi kıyak, kimilerinin ki hepten batak”...

İYİ BAYRAMLAR...

SAYGILARIMLA