Bir şehir nasıl büyür gelişir, önce istihdamını tamamlar, sonra işgücüne ihtiyaç duyar. Biz bunların hiçbirisini yapmadan, köyde minderine bağdaş kurmuş köylümüzü köklerinden koparıp büyükşehir’e çağırıyoruz. Haymana’da da keza durum bu. Dışarıdan göç almıyor köylerinden insanlar kalkıp geliyor buraya. Oysa köylü köyünde otursa Haymana için daha hayırlı olmaz mı? Yok illa satıp savıp kalkıp Haymana’ya buradan da büyükşehir’e göçecekler. Devir buna döndü.

Bir zamanlar fakir ama mutlu bir köylümüz vardı. Masal gibi başlıyor her şey ama Beyaz atlı şehzadesini görmüş gibi köylümüzü sanal peri masalımıza dahil etmeye çalışıyoruz.. Ne zaman varoşların oyları kıymete bindi: “Sen tarlayı tapanı, öküzü, traktörü, kapındaki eşeğini sat gel, ben sana bakarım” a devşirildi her şey.

Jeton düştü, iş işten geçti şimdi köylüye; “köyünde otur ben sana inek vereyim, koyun vereyim, tohum vereyim” deniyor. Oysa öküzü satıp yorganı düren yola düzüldü bile. Geri dönse bile ne tarla kaldı, ne ahır ne de samanlık, sattı savdı politik dalavereyle.

Oysa iki yumurta kırıp, üç dip domates eker, köyünde kimseye muhtaç olmadan yaşardı. Yok rahat bırakılmadı: “Sen gel buraya bak burası ışıl ışıl, gecesi gündüz gibi aydınlık, uzaktan Atakule Kocatepe görünüyor, senede bir gün bayramdan bayrama lunaparka gidersiniz çoluk çocuk, kaynana görümce ohh miss..” dendi. Koparıldı toprağından.

“Yav benim sağlık güvencem yok” dedi köylü, “Yeşilkart veririz canın sağ olsun” dediler.

“Kurban olduğum şehirde ne yer içeriz?” dedi köylü, “Makarna, nohut, fasulye yollarız, kurusoğanı da yanına sen kırıver gayrı” dediler.

“Be mübarekler köyde tezek vardı, burada neyle ısınırız?” dedi köylü,” Yav hele biz sana kömürde yollarız, zor yanar ama idare et” dediler.

“Etmeyin para pul bende ne gezer?” dedi köylü. “Kaymakamlığa git, bizim yolladığımızı söyle cep harçlığı da versin” dediler.

“Biz boş boş oturup ne yapacağız?” dedi köylü. “Sende boş durma en az 3-5 çocuk yap ayda beş on kuruş ta onlar için veririz” dediler.

“Üstte yok başta yok, cıscıbıl kaldık, kıçımızda don yok” dedi köylü.” Lan senede birde giyim dağıtırız, yapar yakıştırır keser biçer açıkta kalan yerlerinizi örtersiniz” dediler.

Ee.. gün geldi masal bitti, saat gece 12’yi vurdu. Süslü arabalar bal kabağına, kendini bir an için şehirli sanan köylü külkedisine dönüverdi.

Şimdi patatesin kilosu 5 lira, etin kilosu 30-40 lira, tekstilde dünya lideriyken köylüye pamuk ektirilmeyip, Çin malı patiskalara bürününce çark tersine dönüverdi. Köylünün kıymeti anlaşıldı. Buğdayı geçtik saman bile ithal edilince, şehirlerde tinerci, kapkaççı, gayrımeşru had safhaya çıkınca, köylüyü köyünde tutmanın doğru yol olduğu anlaşıldı. Ama tren çoktan kaçtı. Çünkü binilen trenin adı hızlı trendi ve içinde köylü taşıyordu, Konya’dan İstanbul’a, bagajında tahta bavullar yüklü, yüreklerde taze umutlarla, “Siz kalkın köyden gelin, gerisi kolay nutukları” da kulaklarında çınlıyordu hala.

HAFTANIN SÖZÜ; Allah rahatlık veriyor da, sıkıntıyı kullar veriyor.

HAFTANIN HABERİ: Kayıp olan Tekin haber yolladı; “Ankara yolu ne zaman biter, bende o zaman Haymanaya gelirim la”

SAYGILARIMLA