Kapitalizmle çiş yarıştırmak imkansız. Rüzgar’a karşı beş metre işeyebiliyor icabında. Yılın 12 ayını bir özel gün yapmışlar neredeyse. Her birinin amacı; konuya, olaylara, sevgiye, maneviyata ve insana dikkat çekmek gibi görünse de, hepsinin içi boşalmış veya boşaltılmış, yine insanoğlunun sayesinde.
Saygı sevgi falan eyvallah da, asıl işin altında yatan çapanoğlu; “harcayın lan.. harcayın para harcayın..” sendromu yaratmak insanlarda. Ve o günün bitmesiyle salla gitsin.
Aziz Valentin denen şahıs; birbirini seven ama kavuşamayan sevgililerin nikahlarını gizlice kıyarak onlara kıyak yapıveriyormuş ta, 14 Şubat sevgililer günü oluvermiş. Haydin çiçekler, böcekler, tek taşlar falan filan… Siz para harcayın yeter ki, sanki Aziz Valentin herkese kredi açmış kesesinden veriyor bu paraları.
Anneler günü, arkasından babalar günü, tek bir güne sığdırarak anın, omuzlarda taşıyın, ertesi günü kaldığımız yerden vefasızlığa devam. Elbette tüm günler onların paha biçilemez değerlerine kurban olsun. Ancak yılın bir gününü isme özel ayırdığınızda bu anlam doğuyor. Firmalar da şirinlik muskası reklamcıların alttan alttan şişirmeleriyle, “ananıza pırlanta, babanıza en kralından Vakko elbise alın” türünden fesatlanarak cüzdanınıza doğru dürtüyorlar. Millet aç, ama “al lan al..hediye al” diye kafanıza basıyorlar. Yırtılan Hacı Bekir’in yakası nasılsa, onlara ne.
Enerji tasarruf haftası demişler mesela, yani o gün enerjiyi tasarruf et, ertesi günü har vur harman savur. Yoksa böyle bir günde millet birbirine enerji tasarruflu ampul mu alıyor? Kocaman anlamlar yüklüyorlar güya, ama o kadar kafa dağıtan gündem saptıran günler ki, at çöpe gitsin.
1 Mayıs işçinin bayramı mı? Yoksa dayak günü mü belli değil. Koyun sürüsü gibi oradan oraya bayramı kutlamak için sürülen onlar, taşeronun, sendikanın, devletin, kolluk güçlerinin, kıskacında her tarafa çekiştirilen onlar, ama adı İşçi Bayramı. İşçinin Kurban Bayramı olsa daha manidar olurdu galiba? Dünya devlet başkanları işçisiyle kol kola iniyor bayram meydanlarına, bizimkiler organik biber gazı kullanmakla bitlerini bir okka yapıyorlar.
Evet tüm bunların masum birer dikkat çekme, gündem oluşturma, konuyu ve sorunları ön plana çıkarma gibi masumane misyonları varsa da, iç içe girmiş bu kadar hiç te özel olmayan, özel günlerin; insanları bıktırmaktan başka ne özelliği, ne de güzelliği kalıyor.
Netice de tüm bu günlerin amacı masumane manalarından saparak birer tüketim ve sömürü toplumu yaratmaktır. Dedik ya kapitalizmin ayak oyunları var diye. İnsanların hem paralarını hem zihinlerini dağıtmak asıl amaç. Hele ki bizim gibi ekonomik sıçramasını yapamamış memleketlerin gündemini o kadar meşgul ediyor ki, ne bürokrasisi, ne de vatandaşı işine gücüne bakamıyor. Oysa insanlar tüm zafiyetini ve değer verdiklerini zaten belirli günlere hapsederek bir günlüğüne hatırlamıyorlar. Zaten duygusal milletiz. Her gün herkes ana babasını, yaşlısını, börtü böcüğünü düşünüyor evelallah. Bunu takvimlere bölmek gibi bir saçmalık ve insanlara diretme olamaz. Aslı insan haklarına odaklı ama, altından çıkan insanları maddiyat denen canavara meze etmek. Nitekim içinin boş olduğu daha bir hafta önce ispatlandı.
Buyurun 4 Aralık DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ. Ne oldu? Yıllardır kutlanıyor. Madencilerin sorunları yatırılıyor masaya. Ama hala mezara yatan hep madenciler. İşte SOMA sımsıcak ve nurtopu sorunlarıyla duruyor kucağımızda, hadi çözünsene sorunları, adı var, takvimde yeri var, protokolü var, ama ne var? Madenciye dayak var, danışmandan tekme var, “ölmek madencinin kaderinde var” de geçiştir kısaca. Ama madenciler yok artık, en azından 300 tanesi yok… ancak kırk mevlid’leri olur bundan sonra. Adam sedye batmasın diye çizmesinin kirinin ezikliğinde.
İnsanımıza sedyedeki çarşaftan daha değersiz olduğunu hissettiren zihniyete yazıklar olsun...
SAYGILARIMLA.