Çanakkale Savaşında düşmanımız kimlerdi? İngilizler ve Birleşik Krallığa bağlı Anzaklar. Yani Avusturalya ve Yeni Zellanda’lılar. Yani dünyanın bir diğer ucu.
Peki biz Haymana da Kurtuluş Savaşını kime karşı verdik? Yunanlılara. Bugün hemen yanıbaşımızdalar.
Şimdi her Çanakkale Savaşı yıldönümünde o tarihte savaştığımız Anzakların torunları taa bilmem kaç bin kilometre öteden geliyorlar mı? Hem de koşa koşa.
Peki biz Son Kale Haymana’ya neden o Yunanlıların torunlarını çağırmıyoruz? Her yıl Son Kale programına Yunanistan’dan binlerce kişi gelse. Birlikte bir gece Mangaldağına çıksak ve o savaşta ruhunu teslim edenleri hep beraber ansak ne kaybederiz? Ya da bir başka açıyla neler kazanırız? Biz fatihamızı okuruz onlar istavrozlarını çıkarır, olur biter. “Senin dinin sana benim dinim bana” meselesi…
Düşünsenize binlerce Yunan genç geliyor. Günlerce Haymana’da kalıyor. Oteller, lokantalar, kafeler her taraf tıka basa dolu. Hediyelik ve hatıra eşya dükkanları açılmış, hatta bu iş yepyeni bir sektör olmuş. Başta Yunanlılar olmak üzere Çanakkale gibi sürekli bir turist akını var...
Eeee… ne dersiniz? “Ben Yunanla birlikte Mangaldağına çıkmam? Gavur tohumlarıyla ne işim var?” diye saçma ve geçmişte kalan bir düşmanlığın kan davasını mı güdersiniz? Yoksa yepyeni bir ekonominin ardına kadar açılan kapılarının peşine mi takılırsınız? Haydin bakalım…
Ne demişti Atatürk Anzak anneleri için “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra Artık bizim evlatlarımız olmuşlardır”
Neden bizde aynı şeyleri Yunanlılar için söylemeyelim?...
* * * * * * * *
PERMATİK
Haymanalı herkes bilir permatiği. O jilet markasından çok ötede bir yerdedir garip göynümüzde. Şu belediyenin küçük grayderiydi, bir zamanlar permatik dediğimiz. Her kışın kar yere düşer düşmez, avının üstüne atlayan bir cengaver gibi her sokak arasına girer, dokunmadık köşe bucak bırakmaz, küçük cüssesine rağmen kar küremede 10 kaplan gücüyle savaşır, kesin galip gelirdi.
Şimdi değerini daha iyi anlıyoruz, kıymetini bilememişiz garibin. Muhtemelen satıldı ve bir hurdaya dönüşüp gerçekten permatik olarak marketlerde yerini almış olabilir. Akıbeti bilinmiyor.
Bugünlerde yine kar var ve yine kıymetli permatiğimizi minnetle anıyoruz. Her sokak diz boyu kar, mahalle araları doğu’nun herhangi bir mezrası gibi yığınlarla dolu. Bugün bir permatiğimizin yeri bile dolmuyorsa, fazla tıraşa da gerek yok.
HAFTANIN SÖZÜ-1: Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaçları kırmayan, çiçekleri ezmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.. (Doğan Cüceloğlu)
2-“Yoksulun evine lüks arabalar yanaşıyorsa, ya şehit vardır, ya da seçim....”