En büyük Baba Bilal İnci telefonda en büyük rakibi ile tartışmıştır. Karşılıklı raconlar kesilmiş ve restleşilmiştir. Telefonu kapatıp koltuğa yığılır kalır. Elini başına götürerek kara kara düşünmeye başlar. O arada çaycı içeri girerek Baba Bilal’e demli bir çay getirir. O anda Baba’nın kafasında bir şimşek çakar. Çaycı’ya “kaç yaşındasın” der. Çaycı “16 abi” der. “Bak delikanlı. Senin ve ailenin durumunu çok iyi biliyorum. Ev kalabalık. Hasta, yaşlı var ve bir lokma ekmeğe muhtaçsınız. Birisini öldüreceksin. Yaşın küçük fazla ceza almazsın. Sen bu işi yap tüm aileni ihya ederim. Sana da içerde aslanlar gibi bakarım. Haydi bakalım al şu silahı ve işi bitir...”
Filmin bundan sonraki gelişimini zaten biliyorsunuz. Şimdi buradaki vurucu cümle şu; “Sana içerde aslanlar gibi bakarım”
Geçtiğimiz hafta Ahmet Gemici ve başta kahvehane ve lokanta esnafı olmak üzere işlerindeki mağduriyetten söz ettiler. İşyeri sahipleri ve yanlarında çalışan yevmiyecilerin hali ortada.
Bitiş süresi belli olmayan bir içeri kapanmanın günah keçileri ilan edildiler. Devlet olağanüstü durumlarda bu tür tedbirleri ve yasaklamaları getirmekle mükelleftir. Ne güzel..
Ama aynı devlet dükkanını, işyerini kapattığı kişinin ekmeğini karşılamakla da mükelleftir.
Bazı çok akıllılar veya Ahmet Gemici’nin dediği gibi “Tuzu kurular” ne yani devlet nereye yetişsin, tüm dünya aynı zor koşullarda diyebilir.
Devlet özellikle bizim gibi ulusalcı ve duygusal milletler için “Baba” gibidir. O nedenle her ne sebeple olursa olsun babalığını yapmak zorundadır.
Vergiler bu günler için toplanır, ihtiyat akçeleri ya da halk deyimiyle “Kefen parası” denilen bütçe bu zamanlar için oluşturulur. fedakarlık yapılacaksa bunu herkes yapar.
Siz “bu dönemde maaş almayalım, zor durumda olan kesime katkımız olsun” diyen milletvekili, bakan veya üst düzey kimlerden bu sözü duydunuz? Ya da ballı ihale alan müteahitlerin fedakarlıklarına şahit oldunuz mu? Ama “dükkanları kapat” demek ne kadar kolay. Kahvehanenin garsonu, lokantacının aşçısı, ayakçısı, ocakçısına dört duvarlarındaki hikayeyi soran kim var?
Her biri “Hepimiz aynı gemideyiz” edebiyatını yapar da, kimse bir diğerinin yarasının hikayesini dinlemez. “Evde kal Türkiye” denmesi en kolayı. Evde açlıktan yorgan kemiren, taş kaynatanları tek taş takan parmaklar ne bilir.
Ballandırılarak anlatılan “Esnafa kira yardımı yapıyoruz” söyleminden çıkan miktar hiçbir esnafın yarasına merhem olmamış bilesiniz.
Sorunu sürekli gündemde tutmamın sebebi, gerçekten başta yevmiyeci çalışan ve artık ayakta duramayıp önceki kapanmada yalpalayan, şimdikinde düşen esnaf. Hiç şakası yapılacak, hafife alınacak gibi değil. Sorun göründüğünden çok büyük.
Tabii “sorunu sorun etmezseniz ortada sorun kalmaz” diyenlerdenseniz o başka. Kısacası “Sen bana tabii ol. Ben sana içerde bakarım” diyebilecek kadar Bilal İnci’ler lazım bize. Yoksa pembe incili kaftan giyenler halden anlamaz.