Türkiye’nin siyasi tarihinde bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar geçse de toplumsal hafızadaki yerini korur. 12 Eylül de hiç kuşkusuz bunlardan biri.
12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin 46. yılında, Ankara’nın demokrasi hafızasında önemli bir yere sahip Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nin önünde dikkat çekici bir mesaj verildi. AK Parti Ankara İl Gençlik Kolları tarafından düzenlenen programda, yalnızca geçmişin acılarını hatırlamakla kalınmadı; Türkiye’nin demokrasi mücadelesine ilişkin güçlü bir vurgu da yapıldı.
Programın belki de en dikkat çekici sembolü ise “1980 Numaralı Sandık” oldu.

Darbe dönemlerinde susturulmak istenen millet iradesine karşı bugün sandığın tercih edilmesi, aslında tek başına önemli bir mesaj taşıyor. Geçmişte milletin sözünün kesildiği yerde bugün gençler, vatandaşlar ve siyasetçiler aynı cümlede buluşuyor:
“Söz de karar da milletindir.”
Basın açıklamasını okuyan AK Parti Ankara İl Gençlik Kolları Başkanı Halil Atasoy’un konuşmasında da Türkiye’nin darbeler ve vesayet girişimleriyle şekillenen siyasi geçmişine dikkat çekildi.
27 Mayıs 1960’tan 12 Mart 1971’e, 12 Eylül 1980’den 28 Şubat’a; 27 Nisan e-muhtırasından 2008’deki kapatma davasına, 17-25 Aralık süreçlerinden 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar uzanan bir siyasi hafıza ortaya konuldu.
Burada verilen mesajın temelinde ise şu düşünce var: Darbenin biçimi değişebilir ama hedef millet iradesiyse, karşı duruş değişmemeli.
Askerî, bürokratik veya yargısal...

Hangi araç kullanılırsa kullanılsın, siyasetin ve milletin iradesini tahakküm altına almaya yönelik her girişimin demokrasi açısından aynı yerde değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.
Atasoy’un açıklamasındaki “Darbe dönemlerinin korkularını değil; onlara karşı verilen demokrasi mücadelesinin özgüvenini devralıyoruz” ifadesi de bu yaklaşımın özeti niteliğinde.
Bugünün gençleri açısından bakıldığında mesele daha da anlamlı.
12 Eylül’ü yaşamamış bir kuşak, Türkiye’nin geçmişindeki darbeleri kitaplardan, arşivlerden ve büyüklerinden öğreniyor. Ancak demokrasi yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamakla korunmuyor. Demokrasi kültürünün yeni kuşaklara aktarılması, sandığın ve milli iradenin öneminin anlatılması da gerekiyor.
Ulucanlar’ın önünde kurulan sembolik sandık bu açıdan yalnızca bir etkinlik unsuru değil; geçmiş ile bugün arasında kurulmuş bir köprü olarak da okunabilir.
Çünkü Türkiye’nin demokrasi serüveni, sadece seçimlerden ibaret değil. Aynı zamanda sandığın iradesinin farklı güç odakları karşısında korunması mücadelesi.
12 Eylül’ün üzerinden 46 yıl geçmiş olabilir.
Fakat o günlerin bıraktığı dersler hâlâ güncel.

Demokrasinin kıymeti, en çok demokrasinin olmadığı dönemlerde anlaşılır. Sandığın, özgür iradenin ve milletin kararının ne kadar önemli olduğu da yine bu tarihsel tecrübeler üzerinden daha iyi görülür.
Bugün Ankara’da verilen mesaj bu nedenle oldukça net:
Geçmiş unutulmayacak, vesayet anlayışına karşı demokrasi savunulacak ve milletin iradesi esas alınacak.
Çünkü demokrasinin en sade ama en güçlü cümlesi hâlâ aynı:
Söz de karar da milletindir.