Dijital çağ, vicdanı ekrana sığdırdı; merhamet var ama çoğu zaman eylem yok. TDK’nin “yılın kelimesi” seçimi, bize aynayı tam buradan tutuyor.
Bazen içinde bulunduğumuz hâli anlatmak için ne uzun cümlelere ne de büyük sözlere ihtiyaç duyarız.
Bir tek kelime yeter; içimizde biriken duyguyu, zihnimizde kalan tortuyu ve zamanın bize bıraktığı izleri bir anda görünür kılar.
Türk Dil Kurumu’nun geçen yıl başlattığı “Yılın Kelimesi / Kavramı” çalışması da işte tam bu noktada anlam kazanıyor. İlk bakışta sadece bir anket… Oysa seçilen kelime, toplumun gündemini, ruh hâlini ve zamanın bizde bıraktığı sızıyı görünür kılıyor.
Bu yıl oylamaya sunulan kavramlara baktığımızda ortaya çıkan tablo düşündürücü:
Dijital vicdan, vicdani körlük, çorak, eylemsiz merhamet, tek tipleşme…
Dikkat ederseniz, neredeyse tamamı olumsuz çağrışımlar taşıyor. Bu da insanlık ailesi olarak gidişattan pek memnun olmadığımızı fısıldıyor.
Oylamanın sonunda “dijital vicdan” yılın kelimesi seçildi. Bu tercih, bize çarpıcı bir soru yöneltiyor:
Vicdanımız nereye gidiyor?
Eskiden vicdan, sorumlulukla birlikte yürürdü. Canımız yandığında elimiz harekete geçer, bir el uzanır, bir kapı çalınırdı. Bugün ise çoğu zaman bir “beğeni”, bir “paylaşım”, bir “tıklama” ile içimizi rahatlatmaya çalışıyoruz. Sanki ekran başında verdiğimiz küçük tepki, gerçeğin ağırlığını üzerimizden alacakmış gibi. Ne yazık ki...
Gazze’de yaşananlar başta olmak üzere pek çok acı karşısında gördüğümüz tablo da çoğu zaman böyle değil mi?
Üzülüyoruz, izliyoruz, konuşuyoruz fakat çoğu kez eyleme geçemiyoruz. Bu durum, anket seçeneklerinden biri olan “eylemsiz merhamet” kavramıyla birebir örtüşüyor. Merhamet var; ama ayakları yok. Zamanla da insanın iç dünyasında ağır bir yük hâline geliyor.
Geçen yıl seçilen kavramı hatırlayalım: “Kalabalık yalnızlık.”
Bu yılki seçimle birlikte düşündüğümüzde manzara daha da netleşiyor:
Kalabalıkların içinde yalnızlaştık; şimdi ise yalnızlığımızın üzerine bir de dijitalleşen vicdan eklendi.
Oysa vicdan, ekranda tamamlanan bir duygu değildir.
İnsandan insana uzanan, dokunarak güçlenen, paylaşarak büyüyen bir köprüdür.
Belki tam da bu yüzden TDK’nin yaptığı çalışma yalnızca bir kelime seçimi değil; kendimize tutulmuş bir aynadır. Bize şunu hatırlatır:
“Dur ve bak. Neye dönüştüğünü fark et.”
Ve belki de bundan sonra her haberin, her acının karşısında kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Burada benim payıma düşen gerçek sorumluluk ne?”
Çünkü kelimeler konuşur; ama dünyayı değiştiren her zaman eylemdir.
Mukadder ben; merhametin ekranların ardında değil, hayatın tam içinde çoğalmasını isteyen…
Sevgilerimle...