Türkiye’de bazı bakanlıklar vardır; yaptıkları işler gündemi sarsmaz ama ülkenin omurgasını ayakta tutar. Kültür ve Turizm Bakanlığı tam da böyle bir alandır. 2026 yılına gelindiğinde bu gerçeği en net biçimde gösteren isimlerden biri, hiç kuşkusuz Mehmet Nuri Ersoy olmuştur.
Ersoy’un bakanlık performansı, alışıldık siyasi reflekslerin dışında okunmayı hak ediyor. Ne yüksek sesli polemikler ne de günlük tartışmalar… Onun çizgisi, sessiz ama kalıcı bir devlet aklı üzerine kurulu.
Kültürü İhmal Eden Devlet, Geleceğini Kaybeder
2026 itibarıyla artık şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Kültür meselesi, yalnızca sanatçılarla ya da akademisyenlerle ilgili değildir. Kültür, bir ülkenin kimlik kartıdır.
Mehmet Nuri Ersoy döneminde bu kimlik kartı yeniden düzenlenmiştir. Yıllarca ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, hatta yağmalanmış kültür varlıkları için devlet refleksi yeniden devreye sokulmuştur. Kaçak kazılara karşı sert tedbirler, yurtdışına kaçırılan eserlerin iadesi ve envanter disiplininin sağlanması; bu sürecin en görünür sonuçlarıdır.
Bu noktada önemli olan şudur:
Devlet artık “kayıp eser” haberlerine alışmış bir ülke değildir. Aksine, hesap soran ve geri alan bir duruş sergilemektedir.
2026: Kurumsallaşma Yılı
Ersoy’un 2026’daki asıl sınavı projeler değil, kurumsallaşmadır. Çünkü bir bakanın başarısı, kendi döneminde yaptıklarıyla değil; kendisinden sonra da devam edecek sistemler kurup kurmadığıyla ölçülür.
Bugün müzelerdeki dijital kayıt sistemleri, restorasyonlardaki bilimsel standartlar ve uluslararası hukuk süreçleri; kişiye bağlı değil, kurala bağlı bir yapıya dönüşmüş durumdadır. İşte bu, görünmeyen ama en kıymetli kazanımdır.
Turizmde Duruş Değişikliği
2026 yılıyla birlikte turizm politikalarında da belirgin bir zihniyet farkı oluşmuştur. Türkiye artık yalnızca “ucuz tatil ülkesi” algısından bilinçli şekilde uzaklaşmaktadır.
Tarihi alanların korunması, doğal dengenin gözetilmesi ve kültürel dokunun tahrip edilmemesi, ekonomik kazancın önüne konulabilmiştir.
Bu kolay bir tercih değildir. Çünkü kısa vadeli kazançtan vazgeçmek, uzun vadeli devlet aklı gerektirir.
Eleştirilecek Yanı Yok mu?
Elbette vardır. Kültür politikalarının topluma anlatılması konusunda zaman zaman iletişim eksikliği yaşanmaktadır. Yapılan işlerin kamuoyunda yeterince görünür olmaması, algıyı zayıflatmaktadır. Ancak bu eksiklik, yapılan işlerin değerini düşürmez; yalnızca daha güçlü bir anlatım ihtiyacını ortaya koyar.
Sonuç Yerine
2026 yılında Mehmet Nuri Ersoy’u değerlendirirken şu soruyu sormak gerekir:
“Bu bakanlık, devlete ne kazandırdı?”
Cevap nettir:
Hafızasını.
Kültürünü koruyan bir devlet, sadece geçmişini savunmaz; geleceğini de garanti altına alır. 2026 itibarıyla Türkiye, kültürünü savunmayı bir tercih olmaktan çıkarıp, devlet refleksi haline getirmiştir.
Ve bu refleks, gürültüyle değil; sessiz bir kararlılıkla ilerlemektedir