Bir tişörtü satın alırken etiketine bakıyoruz.

Hangi marka, hangi koleksiyon, hangi sezon...

Peki o ürünün hangi koşullarda üretildiğini, o kumaşa emek veren işçilerin hangi hak mücadelelerinden geçtiğini ne kadar sorguluyoruz?

Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay'ın yaptığı açıklamalar, aslında yalnızca bir fabrikanın ya da bir sendikanın meselesi değil. "Konu; emeğin, alın terinin ve en temel çalışma hakkının korunup korunmadığıdır, diyor."

Ay; Eroğlu Moda'nın İstanbul, Aksaray ve Çorlu'daki tesislerinde yaşanan gelişmeler, işyeri kapanmaları ve sendikal örgütlenme sürecine ilişkin iddialar yeniden önemli bir tartışmayı gündeme taşıdı.

Eğer bir işçi anayasal hakkı olan sendikaya üye olduğu için baskı görüyor, işini kaybetme endişesi yaşıyor veya toplu pazarlık süreci sekteye uğruyorsa, burada sadece işverenin değil, o üretimden kazanç sağlayan küresel markaların da sorumluluğu tartışılmalıdır.

Bugün dünyanın en büyük hazır giyim markaları, sürdürülebilirlik raporları yayımlıyor, insan haklarına saygıyı temel ilke olarak ilan ediyor. Reklam kampanyalarında etik üretimden söz ediyor, sosyal sorumluluk projeleriyle kamuoyunun karşısına çıkıyor. Ancak sıra tedarik zincirlerinde yaşanan sendikal hak ihlallerine geldiğinde aynı hassasiyetin gösterilip gösterilmediği haklı olarak sorgulanıyor.

Bir markanın sorumluluğu sadece kaliteli ürün satmak değildir. O ürünün üretildiği fabrikanın çalışma koşullarını denetlemek, çalışanların temel haklarına saygı gösterilmesini sağlamak da kurumsal sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.

Elbette her iddia hukuki süreçler içinde değerlendirilmeli, tüm tarafların görüşleri dinlenmelidir. Ancak sendikal haklar, pazarlık konusu yapılabilecek ayrıcalıklar değil; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel haklardır.

Türkiye'nin üretim gücü ucuz iş gücünden değil, nitelikli emeğinden gelir. Bu emeğin korunması ise sadece sendikaların değil, işverenlerin, uluslararası markaların ve kamu otoritelerinin ortak sorumluluğudur.

Çünkü sessizlik bazen tarafsızlık değildir. Bazen sessizlik, yaşananlara dolaylı olarak onay vermektir.

Eğer küresel markalar gerçekten "etik üretim" söylemlerinin arkasında duruyorsa, bunu yalnızca reklamlarda değil, üretimin yapıldığı her fabrikada göstermelidir. İşçinin hakkının korunduğu, sendikal özgürlüklerin güvence altında olduğu bir çalışma hayatı hem çalışanların hem de markaların itibarını güçlendirecektir.

Unutulmamalıdır ki güçlü ekonomi, ancak hakkı teslim edilen emek üzerine inşa edilir.

Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay'ın sektördeki mücadelesini dikkatle izliyorum. Bir taraftan çalışanın hakkını gözetirken, sektörün ayakta kalmasını sağlamak için kamu ile işbirliğini önde tutuyor.
Sadece ülkede değil dünya piyasası ile de entegre olarak.

Kolay bir iş olmasa gerek.

Başarılar Başkan…