Türkiye’de yıllardır tartışılan bir konu var: Süresiz nafaka…
Bu mesele sadece hukukçuların ya da siyasetçilerin tartışacağı bir konu olmaktan çoktan çıktı. Çünkü toplumun geniş kesimlerini ilgilendiriyor.
Boşanmış kadınları, erkekleri, çocukları ve aileleri doğrudan etkiliyor.
Şimdi ise gözler Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarının ardından Meclis’e çevrilmiş durumda.
Bakan Gürlek’in kamuoyuna yansıyan son açıklamasında, boşanma davalarının uzamasının önüne geçecek tedbirlerin yanı sıra, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından süresiz nafaka konusunda gerekli yasal düzenlemelerin Ekim ayında gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığı ifade edildi.
İşte tam da burada yeni bir tartışmanın kapısı açılıyor.
Artık bu mesele çözüme kavuşmalı
Yıllardır konuşuyoruz.
Televizyonlarda tartışıyoruz.
Köşe yazıları yazıyoruz.
Vatandaş anlatıyor, siyasetçi dinliyor.
Ama toplumun beklentisi artık tartışma değil, çözüm.
Çünkü bir hukuk sistemi, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için vardır.
Boşanma gerçekleşmiş, tarafların hayatları değişmiş, yıllar geçmiş…
Fakat bazı durumlarda nafaka yükümlülüğü devam ediyor.
Burada sorulması gereken soru çok açık:
Her olayda aynı sistem mi uygulanmalı?
Elbette hayır.
Çünkü hukukta adalet, herkese aynı sonucu vermek değildir.
Adalet, somut olayın şartlarını dikkate almaktır.
Nafaka alan da korunmalı, ödeyen de
Bu konuda çok önemli bir hassasiyet var.
Süresiz nafaka tartışmasını yaparken kadınları mağdur edecek bir sistem kurulmasına kesinlikle izin verilmemeli.
Ekonomik olarak gerçekten ihtiyaç sahibi olan kişinin hakkı korunmalı.
Ancak diğer taraftan, yıllar önce sona ermiş bir evlilik nedeniyle ekonomik koşulları tamamen değişmiş bir kişinin de hiçbir şekilde çıkış yolu bulamadığı bir sistem adalet duygusunu zedeleyebilir.
İşte yeni düzenlemenin başarısı burada ortaya çıkacak.
Ne nafaka alan mağdur edilmeli ne de nafaka ödeyen ömür boyu mahkûm edilmiş hissine kapılmalı.
Hakkaniyetli bir sistem kurulmalı.
Boşanma davaları da yıllarca sürmemeli
Bakan Gürlek’in açıklamasında dikkat çeken bir başka nokta ise boşanma davalarının uzamasının önüne geçilmesine yönelik çalışmalar.
Bu konu da en az nafaka kadar önemli.
Bir evlilik fiilen bitmişse, insanların yıllarca mahkeme kapılarında beklemesi kabul edilebilir olmamalı.
Çünkü uzun süren davaların bedelini yalnızca taraflar ödemiyor.
Çocuklar ödüyor.
Aileler ödüyor.
Adliye sistemi ödüyor.
Toplum ödüyor.
Adalet Bakanlığı’nın önündeki en önemli görevlerden biri, hızlı ama aynı zamanda hakkaniyetli bir yargılama sistemi oluşturmak olmalı.
Hızlı karar verelim derken adaletten taviz verilmemeli.
Ama adaletin yıllarca bekletilmesine de izin verilmemeli.
Vatandaşın sesi artık daha fazla duyulmalı
Burada başka bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor.
Vatandaşın ALO üzerinden, çeşitli iletişim kanallarıyla ve doğrudan kamu kurumlarına yaptığı bildirimler aslında devlet için çok önemli bir veri kaynağıdır.
Çünkü Ankara’da hazırlanan bir kanunun sahadaki karşılığını en iyi bilen kişi, o kanundan etkilenen vatandaştır.
Vatandaş “Ben yıllardır nafaka ödüyorum ve hayatım değişti” diyorsa dinlenmeli.
Bir başka vatandaş “Nafaka olmadan hayatımı sürdüremiyorum” diyorsa o da dinlenmeli.
Bir vatandaş “Boşanma davam yıllardır bitmedi” diyorsa bunun nedeni araştırılmalı.
Devletin görevi taraflardan birinin yanında durmak değil.
Devletin görevi adaletin yanında durmaktır.
Ekim ayı yeni bir başlangıç olabilir
Şimdi gözler Ekim ayında.
Eğer açıklanan takvim doğrultusunda yeni düzenleme Meclis gündemine gelirse, Türkiye yıllardır tartışılan önemli bir konuda yeni bir döneme girebilir.
Burada siyasi partilere de büyük sorumluluk düşüyor.
Bu mesele siyasi polemik konusu yapılmamalı.
Kadın-erkek tartışmasına indirgenmemeli.
“Kim kazandı, kim kaybetti?” mantığıyla yaklaşılmamalı.
Çünkü ortada kazanılması gereken bir taraf yok.
Kazanması gereken adalet.
Kazanması gereken hakkaniyet.
Kazanması gereken vatandaşın devlete ve hukuk sistemine olan güveni.
Artık toplum sonuç bekliyor
Türkiye’nin gündeminde ekonomik sorunlardan dış politikaya, sosyal meselelerden yargı reformuna kadar çok sayıda konu var.
Ancak adalet meselesinin diğerlerinden farklı bir özelliği bulunuyor.
Çünkü insanın devlete olan güveninin temelinde adalet var.
Vatandaş mahkemeye gittiğinde hakkını zamanında alabileceğine inanıyorsa devletine güveniyor.
Boşanma sürecinde adil bir sistem olduğunu düşünüyorsa geleceğe daha güvenli bakıyor.
Nafaka konusunda hem alanın hem verenin hakkının korunacağını biliyorsa tartışma azalıyor.
İşte bu nedenle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in süresiz nafaka ve boşanma davalarının hızlandırılmasına ilişkin açıklamalarını sadece bir siyasi açıklama olarak görmemek gerekiyor.
Bu açıklamalar, yıllardır çözüm bekleyen bir toplumsal sorunun yeniden ciddi biçimde ele alındığını gösteriyor.
Şimdi yapılması gereken belli:
Meclis çalışmalı, hukukçular çalışmalı, toplum dinlenmeli ve adil bir düzenleme ortaya çıkmalı.
Çünkü Türkiye’nin artık yeni bir tartışmaya değil, kalıcı bir çözüme ihtiyacı var.
Ve Ekim ayı bu açıdan önemli bir eşik olabilir.
Benim beklentim şu:
Yeni düzenleme öyle bir sistem getirsin ki yıllar sonra kimse dönüp,
“Bu kanun yüzünden mağdur oldum”
demesin.
İşte o zaman gerçek anlamda bir hukuk reformundan söz edebiliriz.
Adalet gecikmesin, hakkaniyet kaybolmasın, vatandaşın sesi duyulsun.
Çünkü devlet güçlü olduğunda değil, adaletli olduğunda vatandaşının güvenini kazanır.