104 yıl önce Dumlupınar’da yalnızca bir savaş kazanılmadı; bir milletin bağımsızlık iradesi tarihe kazındı. O gün yazılan destan, bugün hâlâ bu toprakların kalbinde yankılanıyor. 30 Ağustos; vatan, özgürlük ve Cumhuriyet uğruna verilen büyük mücadelenin, bağımsızlığın tarihe yazıldığı eşsiz zaferin adıdır.
Tam 104 yıl önce…
Dumlupınar’da yalnızca bir savaş kazanılmadı.
Bir milletin kaderi yeniden yazıldı.
Bir avuç toprağın, bir bayrağın, bir vatanın ne pahasına savunulduğu tarihe kazındı.
30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da, Türk milletinin bağımsızlık iradesi bütün dünyaya haykırıldı.
O gün gökyüzünde yalnızca top sesleri yoktu.
Bir milletin yıllardır içinde büyüttüğü özgürlük özlemi vardı.
Anaların duaları, Mehmetçiğin cesareti, cepheye koşan gençlerin umudu, yokluk içinde vatanını savunan insanların inancı vardı.
Ve bütün bunların üzerinde, bir milletin kaderini değiştiren bir liderin kararlılığı yükseliyordu:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Dumlupınar’da kazanılan zafer, Büyük Taarruz’un son büyük halkasıydı.
Ama aslında o gün kazanılan, yalnızca askeri bir zafer değildi.
O gün, “Bu topraklarda bağımsız yaşayacağım” diyen bir milletin iradesi galip geldi.
O gün, işgalin karşısına özgürlük çıktı.
Korkunun karşısına cesaret…
Umutsuzluğun karşısına inanç…
Ve teslimiyetin karşısına “Ya istiklal ya ölüm” kararlılığı dikildi.
Aradan tam 104 yıl geçti.
Bugün Dumlupınar’ın topraklarında belki o günkü savaşın gürültüsü yok.
Ama o toprakların sessizliğinde hâlâ bir milletin fedakârlığı yankılanıyor.
Bir annenin oğlunu cepheye uğurlarken yüreğine gömdüğü acı…
Bir Mehmetçiğin vatan uğruna verdiği son nefes…
Bir milletin ekmeğini, umudunu ve geleceğini paylaşarak verdiği mücadele…
Hepsi bize aynı şeyi söylüyor:
Bu vatan kolay kazanılmadı.
İşte bu yüzden 30 Ağustos, yalnızca takvimde kırmızı harflerle işaretlenmiş bir bayram değildir.
30 Ağustos; hatırlamaktır.
Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve hangi bedeller ödenerek bugünlere ulaştığımızı hatırlamaktır.
30 Ağustos; şükretmektir.
Bağımsız bir ülkede, kendi bayrağımızın altında özgürce yaşayabilmenin kıymetini bilmektir.
30 Ağustos; sorumluluktur.
Bize bırakılan Cumhuriyet’e, vatana ve bağımsızlık idealine sahip çıkmaktır.
Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşananlardan ibaret değildir.
Tarih, bugünün insanına bırakılmış bir emanettir.
Ve bize bırakılan en büyük emanetlerden biri de şudur:
Bağımsızlık karakterimizdir.
Bugün 104 yıl önce Dumlupınar’da yazılan o büyük destanın önünde saygıyla duruyoruz.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, cephede ve cephe gerisinde mücadele eden tüm kahramanlarımızı ve vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.
Onların bize bıraktığı bayrak bugün hâlâ gökyüzümüzde dalgalanıyorsa…
Onların bize bıraktığı Cumhuriyet bugün hâlâ dimdik ayaktaysa…
Bize düşen, o emaneti aynı inançla geleceğe taşımaktır.
Çünkü 30 Ağustos, bir zaferden çok daha fazlasıdır.
Bir milletin dünyaya attığı imzadır.
“Ben buradayım.
Ben özgürüm.
Ben bağımsızım.
Ve bu vatan benim.”
Tam 104 yıl önce Dumlupınar’da yazılan tarih, bugün hâlâ yüreğimizde yaşamaya devam ediyor.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Ne mutlu, bu büyük zaferin anlamını bilenlere.
Ne mutlu, Cumhuriyet’in kıymetini taşıyanlara.
Mukadder ben; bugün bu topraklarda özgürce nefes alabiliyorsam, bunu 104 yıl önce Dumlupınar’da canını ortaya koyan kahramanlara borçlu olduğumu bilen. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatan uğruna toprağa düşen aziz şehitlerimizi ve bağımsızlık mücadelemizin tüm kahramanlarını derin bir minnet, tarifsiz bir gurur ve sonsuz saygıyla anan.
Onların açtığı yoldan yürürken, bıraktıkları emaneti korumanın yalnızca bir görev değil, aynı zamanda vicdani bir borç olduğuna inanan.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun duasında bulunan...
Sevgilerimle...