Melih Gökçek’in oğlu ve gelini üzerinden yurtdışına kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddia ortaya atılır atılmaz, sosyal medya yine bildik refleksini gösterdi.
Daha dosyanın içeriği tam olarak ortaya çıkmadan, belgeler konuşulmadan, soruşturmanın hangi noktaya varacağı bilinmeden siyasi senaryolar havada uçuşmaya başladı.
Peki bunun topluma ne faydası var?
Bence yok.
Çünkü daha ortada hukuken sonuçlanmış bir dosya yokken, mesele hemen siyasi hesaplaşma zeminine çekiliyor.
İnsanlar iddianın kendisini değil, “Acaba kimin operasyonu?” sorusunu tartışmaya başlıyor.
Oysa burada yapılması gereken çok daha basit:
İddia araştırılsın.
Varsa belge ortaya konulsun.
Para trafiği incelensin.
Varsa hukuka aykırı bir işlem gereği yapılsın.
Yoksa da bu iddia hukuken sonuçlandırılsın
Tam da burada Melih Gökçek’in verdiği mesajın önemli olduğunu düşünüyorum.
Gökçek, özetle “Soruşturma iznine giderim, Türk adaletine hesabımı veririm. Hesabını veremeyeceğim bir mevzum yoktur” diyerek kendisini yargının önüne koydu.
Bence bu cümle, sosyal medyada üretilen bütün siyasi senaryolardan çok daha önemli.
Çünkü bir siyasetçinin ya da kamuoyunca tanınan bir ismin hakkında iddia ortaya atıldığında verilebilecek en doğru cevaplardan biri şudur:
“Araştırın. Soruşturun. Eğer bir yanlışım varsa hesabını vereyim.”
Gökçek’in yaptığı da bu.
“Siyasi operasyon” diyerek meseleyi başka bir yere taşımadı.
“Bana dokunamazsınız” demedi.
“Türkiye ayağa kalkar” demedi.
Kendisini Türk adaletine emanet ettiğini söyledi.
Gerçeği ortaya çıkaracak olan şey bellidir:
Belge, delil ve hukuk.
Dolayısıyla burada yapılması gereken de kesin hükümler vermek değil, soruları sormak ve cevaplarını aramak.
Benim dikkatimi çeken asıl nokta ise şu:
Türkiye'de son yıllarda herhangi bir adli soruşturma gündeme geldiğinde, daha soruşturmanın ilk aşamasında taraflar hemen siyasi kamplara ayrılıyor.
Bir taraf “siyasi operasyon” diyor.
Diğer taraf “hesaplaşma” diyor.
Sonra dosyanın hukuki boyutu kayboluyor.
Oysa adalet mekanizmasının görevi siyaset yapmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
Bu nedenle Gökçek’in “Türk adaletine hesabımı veririm” yaklaşımının altını çizmek gerekiyor.
Çünkü hukuk karşısında herkes aynı yerde durmalı.
Kim olursa olsun…
Eski belediye başkanı olabilir.
Milletvekili olabilir.
Bakan olabilir.
Gazeteci olabilir.
İş insanı olabilir.
Sıradan bir vatandaş olabilir.
Hakkında iddia varsa araştırılır.
Suç varsa cezasını çeker.
Suç yoksa aklanır.
Mesele bu kadar basit.
Bunların cevabını sosyal medya fenomenleri değil, soruşturma makamları ve mahkemeler verecek.
Melih Gökçek'in de söylediği gibi:
“Hesabını veremeyeceğim bir mevzum yoktur.”
O halde bırakın soruşturma yürüsün.
Bırakın belgeler konuşsun.
Bırakın Türk adaleti kararını versin.
Ne Gökçek'i şimdiden suçlu ilan edelim, ne de soruşturmayı daha başlamadan siyasi operasyon ilan edelim.
Çünkü bu ülkede en çok ihtiyacımız olan şey, yeni senaryolar değil;
gerçeğin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmasıdır.