Kültür Sanat Muhabirleri Derneği olarak amacımız hiçbir zaman ayrıcalık görmek olmadı. Tek isteğimiz, Anadolu'nun kadim şehirlerini milyonlara en doğru şekilde anlatabilmekti. Yozgat ve Sivas'ta gördüğümüz devlet nezaketi, Erzincan'da ise yerini sessizliğe bıraktı. Bu yazı, bir şehre değil; o şehri temsil eden makamın iletişim eksikliğine dair samimi bir değerlendirmedir.
Deneyimli gazeteci İbrahim Gökdemir'in başkanlığını yürüttüğü, Kültür Sanat Muhabirleri Derneği olarak, artık geleneksel hale gelen ve Kültür ve Turizm Bakanlığımızın destekleriyle hayata geçirilen "Medya, Kültür Sanat ve Turizm Buluşmaları" projemizin hazırlıklarına bu yıl da aylar öncesinden başladık.
Her yıl olduğu gibi yine aynı heyecanla... Aynı sorumluluk duygusuyla... Aynı inançla...
Çünkü bizler için bu proje sadece bir gezi programı değildir.
Bu proje; cennet vatanımızın dört bir yanında saklı duran tarihi, kültürel ve manevi değerleri yerinde görmek, araştırmak, kayıt altına almak ve kamuoyuyla buluşturmaktır.
Bir şehrin yalnızca taşını toprağını değil; hafızasını, ruhunu, insanını ve medeniyetini anlatmaktır.
Çünkü inanıyoruz ki bir millet, geçmişine sahip çıktığı ölçüde geleceğini inşa eder.
Bugüne kadar yaklaşık elli ilimizi, yüzlerce gazeteci arkadaşımızla birlikte adım adım dolaştık.
Her biri kendi alanında başarılı olan basın emekçisi arkadaşlarımız; kimi kalemiyle, kimi fotoğraf makinesiyle, kimi kamerasıyla o şehirleri milyonlara anlattı.
Hazırlanan haberler, köşe yazıları, röportajlar ve belgeseller milyonlarca kişiye ulaştı.
Kazanan hiçbir zaman biz olmadık.
Kazanan şehirlerimiz oldu.
Kazanan kültürümüz oldu.
Kazanan Türkiye oldu.
Çünkü bizim tek gayemiz; kültürümüze sahip çıkmak, şehirlerimizin değerlerini görünür kılmak ve ülkemizin iç turizmine katkı sunmaktı.
Bu yıl da aynı bilinçle rotamızı Ankara'dan başlayarak Yozgat, Sivas ve Erzincan olarak belirledik.
Programın her ayrıntısını büyük bir titizlikle planladık.
Elbette böylesine kapsamlı organizasyonlar öncesinde, siyasetçi kimlikleri nedeniyle belediye başkanlarını doğrudan tercih etmesek de valiliklerle yazılı iletişim kuruyor, zaman zaman da milletvekillerimiz aracılığıyla köprü oluşturmaya çalışıyoruz.
Amacımız yalnızca organizasyonun sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak ve gittiğimiz şehirlerin tarihi, kültürel ve turizm değerlerini en doğru şekilde kamuoyuna aktarabilmektir.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da gerekli görüşmeleri yaptık. Projeyi anlattık. Ne yapmak istediğimizi ifade ettik. Yozgat ve Sivas illerimizde ilgili kişilerle temas kurduk. Daha ilk görüşmeden itibaren projeyi sahiplenen, bizleri dinleyen ve her türlü kolaylığı sağlayan yaklaşımları sayesinde süreç sorunsuz ilerledi. Sonuç mu? Muhteşemdi.
Yozgat'ta Sayın Valimizle birlikte aşure programına katıldık.
Çamlık Milli Parkı'nı gezdik.
Çapanoğlu Camii'nin tarihini dinledik.
Sarıkaya Roma Hamamı'nın UNESCO yolculuğunu yerinde gördük.
Hazırladığımız haberler ve videolar milyonlarca kişiye ulaştı.
Sivas ise adeta kültürün açık hava müzesiydi.
Divriği Ulu Camii'nden tarihi meydanlarına kadar hazırladığımız her içerik büyük ilgi gördü.
Şehir kazandı.
Turizm kazandı.
Ve sonra...
Rotamızın son durağı...
Erzincan...
Doğuyla batıyı buluşturan Anadolu'nun kadim şehirlerinden biri...
Merhum Recep Yazıcıoğlu'nun adıyla hafızalara kazınan şehir...
Son Başbakan Binali Yıldırım'ın memleketi...
İstanbul Milletvekili Avukat Serkan Bayram'ın baba ocağı... Azmi ve mücadelesiyle milyonlara ilham veren "Buğday Tanesi" hikâyesinin kahramanının memleketi...
İşte bu yüzden Erzincan'a ayrı bir heyecanla hazırlanmıştık.
Haftalar öncesinden girişimlerimize başladık.
İstanbul Milletvekili Sayın Serkan Bayram konuyu büyük bir samimiyetle Sayın Vali Hamza Aydoğdu'ya iletti.
Hazırladığımız programı paylaştı.
Destek beklediğimiz hususları aktardı.
Hatta bize dönüp, "Valimiz gerekeni yapacaktır." diyerek güven verdi.
Ardından Sayın Valimizin Özel Kalem Müdürü bizlerle irtibata geçti.
Programın tüm ayrıntılarını paylaştık.
Kaç gazeteci olduğumuzu...
Hangi noktaları ziyaret edeceğimizi...
Şehir adına hazırlayacağımız çalışmaları...
Dakikalarca anlattık.
Sonra...
Sessizlik...
Ne olumlu bir dönüş...
Ne olumsuz bir cevap...
Ne de "İmkânlarımız şu an buna elvermiyor." diyebilecek bir nezaket...
Biz ise artık yola çıkmıştık.
Yanımızda yirmi beş gazeteci...
Omuzlarımızda büyük bir sorumluluk...
Erzincan'a vardığımızda bizi karşılayan hiçbir görevli yoktu.
Bir rehber yoktu.
Bir yönlendirme yoktu.
Her şeyi kendi imkânlarımızla çözmeye çalıştık.
Son anda bir misafirhaneye ulaşabildik.
O da olmasa belki de yirmi beş gazeteci geceyi Erzincan Meydanı'nda geçirmek zorunda kalacaktı.
Buna rağmen Erzincan'ın güzelliklerini anlatmaktan vazgeçmedik.
Ekşisu'yu gezdik.
Girlevik Şelalesi'ni görüntüledik.
Terzi Baba'nın manevi atmosferini soluduk.
Karşılaştığımız güzel insanlarla sohbet ettik.
Çünkü bizim kırgınlığımız Erzincan'a değildi.
Biz Erzincan'dan kırgın dönmedik.
Biz, Erzincan'ın misafirperverliğini temsil etmesi gereken makamdan mahzun ayrıldık.
İşte tam da bu yüzden...
Olmadı Sayın Valim...
Gerçekten olmadı...
Devlet, vatandaşına kapısını kapatan değil; gönlünü açandır.
Valilik makamı ise yalnızca resmi yazışmaların yürütüldüğü bir makam değildir.
O makam, bulunduğu şehrin vicdanıdır.
Hafızasıdır.
Asaletidir.
Misafirperverliğidir.
Erzincan gibi kadim bir Anadolu şehrinin en önemli temsil makamında bulunan bir devlet adamının, şehrini tanıtmak için yüzlerce kilometre yol kat eden gazetecilere sessiz kalmasını doğrusu anlayamadık.
Bir "Hoş geldiniz." demek zor değildi.
Bir sorumlu görevlendirmek zor değildi.
Bir rehber tahsis etmek zor değildi.
Bunların hiçbiri mümkün değilse bile, "İmkânlarımız şu an buna elvermiyor." diyebilmek de devlet nezaketinin bir gereğiydi.
Çünkü devlet ciddiyeti kadar devlet zarafeti de taşır.
Sessizlik ise hiçbir makama yakışmaz.
Yakışmadı Sayın Valim...
En çok da Erzincan'a yakışmadı.
Anadolu'nun mayasında misafirperverlik vardır.
Kapıya geleni baş tacı etmek vardır.
"Misafir bereketiyle gelir." anlayışı vardır.
Hele ki o misafir, şehrin tarihini, kültürünü ve güzelliklerini milyonlara anlatmak için gelmişse...
O artık sadece misafir değil, o şehrin gönüllü elçisidir.
Biz ayrıcalık istemedik.
İmtiyaz istemedik.
Protokol istemedik.
Sadece Erzincan'ın güzelliklerini daha güçlü anlatabilmek için devletimizin kapısını çaldık.
Ne yazık ki o kapı açılmadı.
Yine de Erzincan'a gönlümüzde en küçük bir kırgınlık yok.
Çünkü biliyoruz...
Erzincan, misafirini baş tacı eden insanların şehridir.
Belki de yaşadığımız bu eksiklik, Erzincan'ın ruhundan değil; temsil makamındaki bir iletişim eksikliğinden ibaretti.
Son sözümüz yine saygıyla...
Sayın Valim...
Makamlar gelip geçicidir.
Ancak insanlar üzerinde bıraktığınız iz kalıcıdır.
Sosyal medyada birkaç dakikalık videolarla gündem olmak kolaydır.
Fakat gönüllerde yer etmek...
Bir şehrin hafızasında iz bırakmak...
Dualarla anılmak...
İşte bunlar ne makamla olur ne de unvanla...
Bunlar ancak gönülle olur.
Merhum Recep Yazıcıoğlu bugün hâlâ makamıyla değil, gönüllerde bıraktığı izlerle anılıyorsa bunun sebebi de tam olarak budur.
Temennimiz odur ki bundan sonra Erzincan'a yolu düşen hiçbir misafir bizim yaşadığımız hayal kırıklığını yaşamasın.
Çünkü Erzincan buna layık değildir.
Bir şehrin gerçek büyüklüğü, dağlarının yüksekliğiyle değil; misafirine açtığı gönlün genişliğiyle ölçülür.
Mukadder Ben;
bu satırları bir kırgınlığı büyütmek için değil; iletişimin, nezaketin ve gönül köprülerinin güçlenmesine küçük de olsa bir katkı sunabilmek ümidiyle kaleme alan...
Sevgilerimle...