Ne Musa biliyordu vurunca asayı denizin ikiye ayrılacağını, ne de Yusuf biliyordu kuyudan çıkınca Mısır'a sultan olacağını.
Ama ikisi de biliyordu Rabbine sığınan kimsenin yarı yolda kalmayacağını.
Allah'a güven...
Hayat, hepimizin önüne birbirinden farklı sınavlar çıkarıyor...
Kiminin sınavı beklemek…
Kimininki kaybetmek…
Kimininki yeniden başlamak…
Kimininki ise bütün gücü tükenmişken hâlâ ayakta kalmaya çalışmak…
Ve çoğu zaman, yaşadığımız şeyin neden başımıza geldiğini anlayamıyoruz.
Bazen önümüzde aşılması imkânsız gibi görünen bir deniz oluyor. Bazen de içinden çıkamayacağımızı düşündüğümüz bir kuyunun içinde buluyoruz kendimizi.
“Bu neden benim başıma geldi?” diye soruyoruz.
“Ne zaman geçecek?” diye bekliyoruz.
“Bundan sonra ne olacak?” diye düşünüyoruz.
Oysa insan, hikâyenin ortasındayken sonunu göremez.
Hz. Musa denizin karşısında durduğunda, denizin ikiye ayrılacağını bilmiyordu.
Hz. Yusuf kuyuya bırakıldığında, bir gün o kuyudan çıkıp Mısır’da bambaşka bir hayat yaşayacağını bilmiyordu.
Onlar hikâyelerinin sonunu bilmiyorlardı.
Ama Allah biliyordu.
Belki bizim hayatımızda da bugün böyle bir dönem vardır.
Belki bir kapının önünde bekliyoruz.
Belki bir kaybın acısını taşıyoruz.
Belki yıllardır verdiğimiz bir mücadelenin sonucunu göremiyoruz.
Belki de ne kadar çabalarsak çabalayalım hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi geliyor.
Ama belki de tam burada bize düşen, sonucu görmek değil; üzerimize düşeni yapmaya devam etmek.
Çünkü sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Sabır; canın yanarken umudunu kaybetmemek, zorlanırken mücadeleyi bırakmamak, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir.
Tevekkül de vazgeçmek değildir.
Tevekkül; elinden geleni yaptıktan sonra, artık gücünün yetmediği yerde Rabb’ine güvenebilmektir.
Biz çoğu zaman her şeyi bilmek istiyoruz.
Ne zaman olacak?
Nasıl olacak?
Hangi kapı açılacak?
Hangi yol bizi nereye götürecek?
Oysa bazen bize düşen sadece bir sonraki adımı atmak.
Yolun tamamını görmek değil…
Bir sonraki adımı görebilmek yeterlidir.
Bugün yapabileceğimiz ne varsa yapalım.
Çabalayalım.
Dua edelim.
Sabredelim.
Gücümüz yettiğince mücadele edelim.
Ama gücümüzün yetmediği yerde de kendimizi tüketmek yerine Rabb’imize sığınalım.
Çünkü Allah’a güvenmek, her şeyin bizim istediğimiz gibi olacağına inanmak değildir.
Allah’a güvenmek; her ne olursa olsun, O’nun bizi sahipsiz bırakmayacağını bilmektir.
Belki şu an hayatının en zor yerindesin.
Belki kimse ne kadar yorulduğunu bilmiyor.
Belki dışarıdan güçlü görünürken içinde sessizce dağılıyorsun.
Belki de “Buradan nasıl çıkacağım?” diye kendine soruyorsun.
Ama unutma…
Hz. Musa denizi görüyordu, çıkış yolunu görmüyordu.
Hz. Yusuf kuyuyu görüyordu, sarayı görmüyordu.
Sen de bugün sadece kuyuyu görüyor olabilirsin.
Sadece denizi görüyor olabilirsin.
Ama hikâyenin tamamını bilmiyorsun.
Ve bazen mucize, tam da “Artık buradan çıkamam” dediğimiz yerde başlar.
O yüzden bugün biraz daha sabır…
Biraz daha gayret…
Biraz daha dua…
Ve biraz daha tevekkül.
Çünkü biz hikâyenin yalnızca bir sayfasını görüyoruz.
Allah ise kitabın tamamını biliyor.
Öyleyse sonunu bilmeden de yürüyelim.
Kalbimiz yorulsa da umudumuzu kaybetmeyelim.
Çünkü belki de bugün bizi ağlatan şey, yarın dönüp baktığımızda;
“İyi ki o gün sabretmişim.”
diyeceğimiz en güzel hikâyenin başlangıcıdır.
Mukadder Ben;
Çabalayan, sabreden, dua eden…
Yolunu yürürken elinden geleni yapan, gücünün yetmediği yerde Rabb’ine güvenen…
Sonunu bilmeden yürümeyi,
cevabını bilmeden beklemeyi,
her şeye rağmen umudu diri tutmayı seçen…
Sevgilerimle...