Dünya, değişen güvenlik dengelerini ve NATO'nun geleceğini konuşurken gözler bu kez Ankara'ya çevrildi. Savunma sanayisindeki yükselişi, diplomatik ağırlığı ve krizlerde üstlendiği dengeleyici rolle Türkiye, yalnızca bir zirveye ev sahipliği yapmıyor; yeni küresel düzenin şekillendiği masada belirleyici aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Dünya bazen sessizce yön değiştirir.
Haritalar aynı kalır ama güç merkezleri değişir. Dün sadece izleyenler, bugün yön verenler olur. İşte böylesine kritik bir dönemde dünyanın gözü Ankara'ya çevrilmiş durumda.
Çünkü bu kez Ankara yalnızca bir zirveye ev sahipliği yapmıyor.
Yeni küresel dengelerin konuşulduğu masanın en önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.
7-8 Temmuz'da düzenlenecek NATO Zirvesi, sıradan bir diplomatik toplantının çok ötesinde anlam taşıyor. Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirdiği, Orta Doğu'da çatışmaların derinleştiği, küresel güç rekabetinin her geçen gün daha da sertleştiği bir dönemde, NATO'nun otuz iki lideri Ankara'da bir araya geliyor. Üstelik Türkiye, 22 yıl aradan sonra yeniden böylesine önemli bir zirveye ev sahipliği yaparak yalnızca organizasyon gücünü değil, uluslararası sistemdeki ağırlığını da ortaya koyuyor.
Dikkat çekici olan ise yalnızca zirvenin Ankara'da yapılacak olması değil...
Daha dikkat çekici olan, dünyanın dört bir yanındaki saygın medya kuruluşlarının farklı başkentlerden aynı gerçeğe işaret etmesi.
Türkiye artık yalnızca NATO'nun bir üyesi olarak değil; ittifakın geleceğini etkileyebilecek stratejik aktörlerden biri olarak görülüyor.
Amerikan gazetesi Washington Post'un değerlendirmesi bunun en somut örneklerinden biri oldu. Gazete, Türkiye'nin gelişen savunma sanayisinin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki doğrudan iletişimin, Ankara'nın NATO içindeki etkisini belirgin biçimde artırdığına dikkat çekti. Trump'ın, "Zirve Türkiye'de ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ev sahipliği yaptığı için katılıyorum." yönündeki açıklaması da iki lider arasındaki diyaloğun uluslararası diplomaside nasıl yankı bulduğunu gösteren önemli bir mesaj olarak yorumlandı.
Washington Post'un bir başka tespiti ise Avrupa'nın değişen güvenlik anlayışıydı.
ABD'nin kıtadaki askeri varlığını azaltabileceği yönündeki tartışmalar sürerken, Avrupa ülkeleri savunma sanayilerini hızla güçlendirmeye çalışıyor. İşte tam bu noktada Türkiye, güçlü üretim kapasitesiyle dikkat çeken ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Bir zamanlar savunma ihtiyaçlarının önemli bölümünü dışarıdan karşılayan Türkiye'nin bugün kendi insansız hava araçlarını, savaş gemilerini, mühimmatını, füzesini ve birçok kritik sistemi geliştirebilen ülkeler arasında gösterilmesi elbette tesadüf değildir.
Bu, uzun yıllara yayılan planlamanın, yatırımların ve kararlılığın sonucudur.
İngiltere'nin saygın gazetesi Financial Times da zirvenin ana gündemini savunma harcamaları ve üretim kapasitesinin oluşturacağını yazarken, Türkiye'nin bu başlıklarda dikkat çeken ülkeler arasında yer aldığını vurguluyor. NATO ülkelerinin daha fazla savunma yatırımı yapmaya hazırlandığı bir dönemde Ankara'nın üretim gücü, yalnızca ulusal güvenlik açısından değil, ittifakın geleceği bakımından da önem kazanıyor.
Fransa'dan RFI ise Ankara'nın bu zirveyi sadece diplomatik bir organizasyon olarak görmediğini, aynı zamanda savunma sanayisini uluslararası ölçekte daha ileri taşıyacak önemli bir fırsat olarak değerlendirdiğini aktarıyor. Türkiye'nin Ukrayna'dan Orta Doğu'ya uzanan geniş kriz kuşağının merkezinde bulunması, NATO açısından stratejik değerini her geçen gün daha da artırıyor.
Japon yayın kuruluşu Nikkei Asia'nın dikkat çektiği nokta ise belki de en önemli başlıklardan biri...
Türkiye artık sadece güçlü bir savunma üreticisi değil.
Aynı zamanda krizlerde konuşabilen, taraflarla diyalog kurabilen ve gerektiğinde arabuluculuk yapabilen bir ülke.
Günümüz dünyasında en büyük güç yalnızca silah sahibi olmak değildir.
En büyük güç, herkesin konuşabildiği ülke olabilmektir.
Türkiye, Washington ile de konuşabiliyor.
Avrupa ile de...
Moskova ile de...
Karadeniz'in güvenliğinde de söz sahibi.
Orta Doğu'nun karmaşık denkleminde de etkin.
İşte Ankara'nın uluslararası ağırlığını artıran temel unsur tam da budur.
Table Briefings'in değerlendirmesi de bu tabloyu destekliyor.
Avrupa ülkeleri, geçmişte yaşanan siyasi görüş ayrılıklarına rağmen bugün Türkiye'ye daha pragmatik bir pencereden bakıyor. Güvenlik kaygıları arttıkça Türk savunma sanayisine olan ilgi de büyüyor. Çünkü uluslararası ilişkilerde bazen ideolojik söylemlerden daha güçlü olan şey, ortak güvenlik ihtiyacıdır.
Katar merkezli Al Jazeera ise zirvenin sembolik anlamına dikkat çekiyor.
Yirmi iki yıl sonra yeniden Türkiye'de düzenlenen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik bir takvim maddesi değil; aynı zamanda Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu pekiştiren önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Londra merkezli Al Majalla ise zirve kapsamında düzenlenecek Savunma Sanayi Forumu'nun önemini vurguluyor. Dünyanın önde gelen savunma şirketleri, sektör temsilcileri ve üst düzey yetkilileri Ankara'da bir araya gelirken, Türk savunma sanayisinin son yirmi yılda gösterdiği büyük dönüşüm uluslararası çevrelerin dikkatini çekmeye devam ediyor.
Azerbaycan'ın AZ News haber sitesi ise zirvenin perde arkasındaki dev organizasyona dikkat çekiyor.
Yaklaşık üç bin gazetecinin akreditasyon başvurusu yaptığı, on binlerce güvenlik görevlisinin görev aldığı, binlerce teknik personelin çalıştığı ve gelişmiş siber güvenlik önlemlerinin devreye alındığı bu organizasyon, Türkiye'nin uluslararası etkinlik düzenleme kapasitesini de gözler önüne seriyor.
Wall Street Journal ise zirvenin perde arkasındaki asıl tartışmayı öne çıkarıyor.
ABD, Avrupa'daki askeri varlığını azaltacak mı?
Avrupa kendi güvenliğini ne kadar üstlenebilecek?
NATO yeni tehditlere nasıl cevap verecek?
Bu soruların her biri önümüzdeki yılların güvenlik mimarisini şekillendirecek nitelikte.
Ve dikkat edin...
Bu soruların hemen hepsinde Türkiye'nin adı geçiyor.
Çünkü Türkiye artık yalnızca coğrafi konumuyla değil; savunma sanayisi, diplomatik girişimleri, kriz yönetme kapasitesi ve bölgesel etkisiyle de küresel güvenlik denkleminde önemli bir yere sahip.
Elbette uluslararası ilgi tek başına başarı anlamına gelmez.
Asıl başarı, bu ilginin kalıcı kazanımlara dönüşebilmesidir.
Savunma sanayisinde üretilen teknolojinin ekonomiye değer katması...
Diplomaside kurulan köprülerin bölgesel barışa hizmet etmesi...
Türkiye'nin yalnızca krizlerin konuşulduğu değil, çözümlerin üretildiği ülke olarak anılması...
İşte gerçek güç budur.
Bugün dünya Ankara'yı konuşuyor.
Fakat asıl mesele, dünyanın konuştuğu bu ilgiyi yarının güçlü Türkiye'sine dönüştürebilmektir.
Çünkü devletlerin büyüklüğü yalnızca ordularıyla ölçülmez.
Ürettikleriyle...
Güven verdikleriyle...
Barış için kurdukları köprülerle...
Ve söyledikleri sözün dünyada oluşturduğu karşılıkla ölçülür.
Temennimiz odur ki Ankara'da kurulacak her diplomatik temas, sadece NATO'nun geleceğine değil, bölgemizin ve dünyanın daha istikrarlı, daha güvenli ve daha barışçıl bir geleceğine katkı sunsun.
Çünkü bazen bir zirve, sadece birkaç günlük diplomatik görüşmelerden ibaret değildir.
Bazen bir zirve, bir ülkenin dünyadaki yerini yeniden tarif eder.
Ve görünen o ki...
Dünya bu kez Ankara'yı yalnızca dinlemiyor.
Aynı zamanda dikkatle izliyor.
Mukadder ben;
Yarının Türkiye'sine tanıklık edecek nesillerin, bugünü yalnızca Ankara'da gerçekleştirilen bir NATO Zirvesi'nin tarihi olarak değil; Türkiye'nin dünyada sözünün daha güçlü duyulduğu, diplomaside ağırlığının daha da hissedildiği yeni bir dönemin başlangıcı olarak hatırlamasını dileyen...
Sevgilerimle...