Ankara’da yine bir baba ocağına Türk bayrağı asıldı… Görevi başında şehit düşen Polis Memuru Ahmet Türkoğlu, ardında üç evlat, bir eş, tarifsiz bir acı ve adına “vatan” denilen kutsal emanet bıraktı. Biz onun ardından ağlarken, bir anne evladını, üç çocuk babasını, bir eş hayat arkadaşını uğurluyor. Bu acının tarifi var mı? Benim lügatımda yok…
Yine bir ocak söndü. Yine bir evin kapısına ay yıldızlı bayrak asıldı. Yine bir anne evladının ardından gözyaşlarına sarıldı, bir baba evladının tabutuna bakarak içine sığmayan acıyla baş başa kaldı.
Ve yine biz, bu acıyı uzaktan seyredenler olarak, kelimelerin kifayetsiz kaldığı o yerde bulduk kendimizi.
Ankara’nın Pursaklar ilçesinde, görev başındaki polis memuru Ahmet Türkoğlu şehit oldu.
Olay, 6 Ekim’i 7 Ekim’e bağlayan gece saat 23.25 sıralarında, Karacaören TOKİ yolu üzerindeki polis uygulama noktasında meydana geldi. Polis ekipleri içerisinde üç kişinin bulunduğu bir aracı durdurdu. Kimlik kontrolü sırasında arka koltukta bulunan şüpheli araçtan inerek polis memuru Ahmet Türkoğlu’na iki el ateş etti. Ağır yaralanan Türkoğlu, kaldırıldığı Pursaklar Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu. Olayın ardından araçta bulunan iki kişi yakalanırken, ateş açan şüphelinin de kendisini vurduğu ve ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı açıklandı.
Bir haber metninde birkaç cümle…
Ama bir ailenin hayatında koca bir ömür.
Çünkü Ahmet Türkoğlu yalnızca bir polis memuru değildi.
O bir evlattı.
Bir eşti.
Ve en acısı…
Üç çocuğun babasıydı.
İşte insanın boğazında düğümlenen yer tam da burası…
Bizler dışarıdan baktığımızda tarifsiz bir şekilde üzülüyoruz.
Peki ya annesi?
Peki ya babası?
Ya eşi?
Ya babalarının onurlu gidişinin ardından hayatlarının en ağır günlerinden birini yaşayan yavruları?
Bir çocuğa “Baban artık gelmeyecek” demenin acısı hangi kelimeye sığar?
Bir annenin evladının tabutuna son kez bakmasının tarifi var mıdır?
Bir eşin, hayat arkadaşının ardından bayrağa sarılı bir tabuta bakarken içinden neler geçirdiğini biz bilebilir miyiz?
Benim lügatımda bunun tarifi yok.
Belki de bazı acılar anlatılmak için değil, yalnızca susularak anlaşılmak içindir.
Bazı Geceler Ankara’nın Sessizliği Değişir
O gece Ankara uyuyordu belki…
Evlerde ışıklar sönüyor, insanlar ertesi günün telaşına hazırlanıyordu.
Kimi çocuklarının üzerini örtüyordu.
Kimi sabah işe nasıl yetişeceğini düşünüyordu.
Kimi sıcak yatağında huzurla uyuyordu.
Ama o huzurun görünmeyen bir tarafında, görev başında bir polis vardı.
Bizler evlerimizde güven içinde oturabilelim diye gecenin karanlığında görev yapanlardan biri…
Ahmet Türkoğlu…
Belki ailesine “Görevdeyim” demişti.
Belki çocuklarının sesini son kez telefonda duymuştu.
Belki evden çıkarken sıradan bir günün akşamında yeniden evine döneceğini düşünmüştü.
İnsan bazen son vedanın son veda olduğunu bilmeden yaşar.
İşte şehadet de belki biraz böyledir…
Bir insan görevine gider.
Ardından bir millet onun adını öğrenir.
Ve bir anda o isim, hepimizin yüreğinde yer eder.
“Onlara Ölüler Demeyin…”
Böyle zamanlarda aklıma Kur’an-ı Kerim’deki o büyük hakikat geliyor.
Bakara Suresi, 154. ayet:
“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.”
Belki biz bu dünyanın penceresinden bakıyoruz.
Gördüğümüz şey bir tabut…
Bir bayrak…
Bir gözyaşı…
Bir ayrılık…
Ama inanan insan bilir ki ölüm, her zaman son değildir.
Hele ki vatanına, milletine, görevine adanmış bir ömrün ardından gelen şehadet…
İşte o başka bir makamdır.
Biz Ahmet Türkoğlu için “gitti” diyeceğiz.
Ama aslında biliyoruz ki bazı insanlar gittikleri yerde bile kalırlar.
Bir milletin hafızasında…
Bir çocuğun yüreğinde…
Bir bayrağın gölgesinde…
Bir annenin duasında…
Bir meslektaşının omzunda…
Ve sonsuza kadar.
Mehmet Âkif’in Mısralarında Bir Şehidin Alnı
Türk edebiyatının en güçlü kalemlerinden Mehmet Âkif Ersoy, Çanakkale’de toprağa düşen Mehmetçikleri anlatırken bugün Ahmet Türkoğlu’nun ardından da yüreğimize dokunan o unutulmaz dizeleri bırakmıştı:
“Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.”
Mehmet Âkif’in “Çanakkale Şehitlerine” şiirinden bu dört mısra, yalnızca bir şiirin dizeleri değildir.
Bir milletin şehidine bakışıdır.
Bir annenin evladına duyduğu gururdur.
Bir babanın suskunluğudur.
Bir çocuğun anlayamadığı ama ömrü boyunca taşıyacağı eksikliktir.
Ve bugün o dizeleri okurken Ahmet Türkoğlu’nun ay yıldızlı bayrağa sarılı naaşı geliyor gözlerimizin önüne.
Bugün Bir Polis Değil, Bir Baba Uğurlanacak
Duyurulan programa göre Ahmet Türkoğlu için bugün Ankara İl Emniyet Müdürlüğünde resmî tören düzenlenecek.
Sonra naaşı Çubuk’a götürülecek.
Çubuk Büyük Camii’nde ikindi namazına müteakip cenaze namazı kılınacak.
Ardından Ağılcık Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
Belki orada binlerce insan olacak.
Meslektaşları…
Devlet erkânı…
Yakınları…
Hemşehrileri…
Ve onu hiç tanımadığı halde “Ahmet bizim evladımız” diyerek oraya gelen insanlar…
Ama kalabalıkların içinde üç çift göz özellikle aranacak.
Babalarını son kez uğurlayan üç çocuğun gözleri…
Onlar belki bugün her şeyi anlayamayacak.
Belki yıllar sonra babalarının fotoğrafına baktıklarında bazı şeyler daha da ağır gelecek.
Belki arkadaşları “Senin baban şehit olmuş” dediğinde göğüsleri kabaracak.
Belki babalarının adını her duyduklarında hem gurur hem özlem aynı anda çökecek yüreklerine.
Çünkü bazı çocuklar babalarını yalnızca kaybetmez.
Babalarının onurunu da ömür boyu taşırlar.
Bir Bayrak Asıldı Bir Baba Ocağına…
Ahmet Türkoğlu’nun Çubuk’taki baba ocağına Türk bayrağı asıldı.
Bir evin duvarında artık ay yıldız var.
Ama o bayrak, yalnızca bir evin duvarında değil…
Bugün hepimizin yüreğinde.
Çünkü şehitlik, insanın kendi evinden çıkıp milletin ortak hafızasına yürüdüğü yerdir.
Ahmet Türkoğlu’nun adı artık yalnızca ailesinin değil, Türk Polis Teşkilatı’nın da hafızasında.
Ve bizler ona borçluyuz.
Çünkü bizler geceleri huzur içinde uyurken, birileri gecenin karanlığında görev başında.
Biz çocuklarımızı güvenle okula gönderirken, birileri onların güvenliği için sokaklarda.
Biz evimize dönerken, birileri görev yerinde kalıyor.
Bazen de…
Bir daha evine dönemiyor.
Acımız Büyük, Duamız Daha Büyük
Bugün söyleyebildiğimiz belki birkaç kelimeden ibaret:
Allah rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Ruhu şad, makamı âli olsun.
Ama biliyoruz ki hiçbir cümle bir annenin acısını dindirmeyecek.
Hiçbir taziye bir çocuğun “Babam nerede?” sorusunu tamamen susturmayacak.
Ve bugün Ahmet Türkoğlu için dua edeceğiz.
Ailesi için sabır dileyeceğiz.Üç evladı için güç dileyeceğiz.Türk Polis Teşkilatı için başsağlığı dileyeceğiz.
Ve bu ülkenin bir daha böyle acılar yaşamaması için dua edeceğiz.
Ahmet Türkoğlu…
Adın artık bir tutanakta, bir haber metninde, bir görev çizelgesinde kalmayacak.
Adın, üç çocuğunun kalbinde yaşayacak.
Ailende yaşayacak.
Meslektaşlarının hafızasında yaşayacak.
Ve bu milletin duasında yaşayacak.Sen bayrağa sarıldın.
Biz bayrağa her baktığımızda seni hatırlayacağız.
Ve biz bugün bir kez daha anlayacağız:
Bazı insanlar ölmez.
Çünkü geride bıraktıkları hayat, fedakârlık ve vatan sevgisi onların ardından yaşamaya devam eder.
Ruhun şad olsun Aziz Şehidimiz…
Mukadder ben,
Polis Memuru Ahmet Türkoğlu'nun ailesine sabır, evlatlarına güç, sevenlerine metanet dileyen...
Şehidimizin Makamı âli, mekânı cennet olsun duasında bulunan...
Sevgilerimle...