Bazı tarihler vardır; sadece takvim yapraklarında kalmaz, bir ülkenin siyasi hafızasına yerleşir. 14 Ağustos 2001 de Türkiye için böyle bir tarihtir.

Türkiye, 2001 yılına ağır bir ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık, koalisyon hükümetleri, yüksek enflasyon ve toplumda oluşan ciddi bir gelecek kaygısıyla girdi. Siyasete güvenin zedelendiği, vatandaşın çözüm beklediği bir dönemde Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu.

Aradan 25 yıl geçti.

Bugün AK Parti 25 yaşında.

Fakat AK Parti’nin 25 yılını anlamak için önce 2001 Türkiye’sini hatırlamak gerekiyor.

Çünkü bugün ile 25 yıl önceki Türkiye arasında yalnızca zaman farkı yok. Ekonomiden ulaşıma, sağlıktan savunma sanayisine, teknolojiden dış politikaya kadar Türkiye’nin birçok alanında ciddi bir dönüşüm yaşandı.

AK Parti’nin kuruluşuyla birlikte Erdoğan’ın ortaya koyduğu temel iddia, siyasetin merkezine milleti ve milletin iradesini koymaktı.

2002 seçimleri ise bu iddianın sandıktaki karşılığını gösterdi.

AK Parti tek başına iktidara geldi.

Ve Türkiye’de yeni bir siyasi dönem başladı.

Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca karşılaştığı engeller ise hiç az olmadı.

Geçmişte yaşanan siyasi yasaklar, 28 Şubat’ın gölgesi, kapatma davası, 17-25 Aralık süreci, Gezi olayları ve 15 Temmuz darbe girişimi…

Bütün bu süreçlerde Erdoğan’ın siyasi mücadelesinin temelinde iktidarı koruma kadar, kendi ifadesiyle milli iradeyi koruma söylemi de önemli yer tuttu.

Özellikle 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin demokrasi tarihinin en kritik gecelerinden biri oldu.

Tankların karşısına çıkan millet, darbe girişimine izin vermedi.

Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara çıkan milyonlar, Türkiye’nin siyasi tarihinde unutulmayacak bir sayfa açtı.

Sonrasında Türkiye’nin yönetim sistemi de değişti.

2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi.

Erdoğan, halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Bugün geldiğimiz noktada AK Parti’nin 25 yıllık hikâyesine baktığımızda, en dikkat çekici noktalardan biri de savunma sanayiindeki değişimdir.

İHA’lar, SİHA’lar, savaş gemileri, helikopterler, füze sistemleri ve milli savunma projeleri…

Türkiye artık savunma sanayisinde kendi teknolojisini geliştiren ve ihraç eden ülkeler arasında daha güçlü bir konuma sahip.

Ulaşım yatırımları, şehir hastaneleri, bölünmüş yollar, köprüler, tüneller, havalimanları ve altyapı projeleri de AK Parti döneminin en çok konuşulan başlıkları arasında yer aldı.

Elbette 25 yıllık dönemi sadece başarılar üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.

Ekonomik krizler yaşandı.

Enflasyon ciddi bir sorun oldu.

Siyasi kutuplaşmalar arttı.

Muhalefetle iktidar arasındaki mücadele zaman zaman çok sertleşti.

AK Parti içinde de önemli değişimler yaşandı.

Kurucu kadronun bir bölümü zaman içinde siyasetten ayrıldı.

Parti, yıllar içerisinde kendisini defalarca yenilemek zorunda kaldı.

İşte bugün AK Parti’nin 25. yılında en önemli meselelerden biri de burada ortaya çıkıyor.

25 yıl önce kurulan bir siyasi hareket, 25 yıl sonra aynı yöntemlerle siyaset yapabilir mi?

Bence yapamaz.

Çünkü Türkiye artık 2001 Türkiye’si değil.

Bugünün gençleri 2001 yılında doğan bir Türkiye’yi hatırlamıyor bile.

Onların dünyasında internet, sosyal medya, yapay zekâ, dijital ekonomi, yeni nesil teknoloji ve küresel rekabet var.

Dolayısıyla AK Parti’nin ikinci 25 yılı, ilk 25 yılından çok daha farklı olmak zorunda.

Erdoğan’ın önündeki en büyük sınavlardan biri de genç kuşağın beklentilerini okuyabilmek.

Ekonomide vatandaşın alım gücünü artırmak, adalet duygusunu güçlendirmek, liyakat tartışmalarını geride bırakmak ve toplumun her kesimine ulaşabilmek bundan sonraki dönemin temel meseleleri olacaktır.

Çünkü seçim kazanmak başka, toplumsal güveni sürekli canlı tutmak başka bir meseledir.

AK Parti’nin 25 yıllık iktidarının en büyük gücü sandıktan aldığı toplumsal destektir.

Bu desteğin devam edebilmesi ise geçmiş başarıları anlatmaktan çok geleceğe dair güven verebilmesine bağlıdır.

Bugün Erdoğan açısından da AK Parti açısından da yeni bir sayfa açılıyor.

“Türkiye Yüzyılı” hedefi, savunma sanayii, enerji bağımsızlığı, teknolojik dönüşüm ve “Terörsüz Türkiye” hedefi yeni dönemin ana başlıkları arasında.

Ancak bütün bu hedeflerin gerçekleşmesi için toplumun beklentilerinin de doğru okunması gerekiyor.

Çünkü siyaset sadece büyük projelerden ibaret değildir.

Vatandaşın pazara gittiğinde ne hissettiği, gençlerin geleceğe nasıl baktığı, emeklinin, işçinin, esnafın ve çiftçinin hayatını nasıl sürdürdüğü de siyasetin gerçek gündemidir.

AK Parti 25 yaşında.

Bir siyasi parti için 25 yıl çok uzun bir süre.

Ama Türkiye’nin geleceği açısından bakıldığında asıl hikâye şimdi başlıyor.

2001’de “yeni” olarak ortaya çıkan AK Parti, bugün 25 yıllık bir tecrübeye sahip.

Bu tecrübe büyük bir avantaj.

Fakat aynı zamanda büyük bir sorumluluk.

Çünkü 25 yıl boyunca ülkeyi yöneten bir siyasi hareketin artık sadece geçmişte yaptıklarıyla değil, bundan sonra yapacaklarıyla da değerlendirilmesi gerekiyor.

Erdoğan’ın siyasi kariyerinin en önemli özelliklerinden biri, şartlar değiştikçe siyasi pozisyonunu ve söylemini yenileyebilmesi oldu.

Şimdi aynı yenilenme AK Parti’nin tamamı için gerekli.

Teşkilatlar yenilenmeli.

Gençler daha fazla sorumluluk almalı.

Toplumun farklı kesimleriyle bağ güçlendirilmeli.

Ve en önemlisi, vatandaşın günlük hayatındaki sorunlara daha güçlü çözümler üretilmeli.

Çünkü siyasetçinin gerçek karnesi sandıkta ortaya çıkar.

25 yıl önce AK Parti’ye iktidar yolunu açan millet, bugün de siyasi hareketlerin kaderini belirleyecek.

Sonuçta AK Parti’nin 25 yıllık hikâyesi, Erdoğan’ın hikâyesinden bağımsız okunamaz.

Erdoğan, AK Parti’nin lideri olmanın ötesinde Türkiye’nin son 25 yılına damga vuran siyasi aktörlerden biri oldu.

Sevenleri onun Türkiye’yi dönüştürdüğünü söylüyor.

Eleştirenleri ise birçok uygulamaya itiraz ediyor.

Ama herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir gerçek var:

AK Parti, 25 yıldır Türkiye siyasetinin merkezinde.

Şimdi soru şu:

Erdoğan’la AK Parti’nin ilk 25 yılı geride kaldı. İkinci 25 yılda Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Cevabını yine zaman değil, millet verecek.

Çünkü Türkiye’de son sözü her zaman olduğu gibi yine sandık söyleyecek.