Türkiye, yıllardır kanayan en büyük yaralarından birini kapatmak için tarihi bir dönemeçten geçiyor.
“Terörsüz Türkiye” hedefi artık sadece siyasi açıklamalardan ibaret değil. Konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne gelen yasal düzenlemelerle yeni bir aşamaya taşınıyor.
Burada en önemli nokta şudur:
Türkiye terörle mücadeleden vazgeçmiyor; tam tersine terörün tamamen sona ermesi için devletin hukuk zeminini oluşturuyor.
Meclis’e sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” 12 maddeden oluşuyor. Düzenlemenin temel şartı ise çok net: PKK/KCK terör örgütünün fiili varlığının sona ermesi, silahların tamamen teslim edilmesi ve bu durumun güvenlik kurumlarınca tespit edilerek Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi.
İşte bence meselenin en kritik noktası burasıdır.
Önce silah bırakılacak, sonra hukuk işleyecek.
Yani ortada “önce taviz verelim, sonra terör bitsin” anlayışı olmamalıdır.
Tam tersine;
Silah bırakılacak.
Örgüt feshedilecek.
Güvenlik kurumları bunu tespit edecek.
Devlet teyit edecek.
Ardından kanuni mekanizmalar devreye girecek.
Bu sıralama Türkiye açısından son derece önemlidir.
Çünkü bu mesele yalnızca bir siyasi pazarlık meselesi değildir.
Bu mesele, 40 yılı aşkın süredir terör nedeniyle evlatlarını kaybeden Türkiye’nin meselesidir.
Şehit ailelerinin meselesidir.
Güneydoğu’da yıllarca terörün gölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın meselesidir.
Türkiye’nin ekonomik kaynaklarını terörle mücadeleye harcamak yerine kalkınmaya, eğitime, savunma sanayisine ve refaha yönlendirebilmesinin meselesidir.
Dolayısıyla bu süreci değerlendirirken duygularımız kadar devlet aklıyla da hareket etmek zorundayız.
“Af mı geliyor?” tartışması
Düzenlemeyle ilgili kamuoyunda en fazla tartışılan başlıklardan biri de “genel af” iddiası.
Burada kavramları birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Teklifte kasten öldürme suçlarının kapsam dışında tutulduğu, ayrıca 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bazı suçların da kapsam dışında bırakıldığı aktarılıyor. (Reddit)
Bu nedenle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi gerekiyor.
Çünkü böylesine hassas bir konuda birkaç başlık üzerinden yapılan yorumlar, toplumda gereksiz bir gerilim oluşturabilir.
Devletin burada yapması gereken şey nettir:
Hiçbir belirsizliğe izin vermeden, hangi suçun kapsamda olduğunu, hangi suçun kapsam dışında olduğunu millete açıkça anlatmak.
Çünkü şehit ailelerinin hassasiyeti, bu ülkenin ortak hassasiyetidir.
Meclis’in sorumluluğu çok büyük
Şimdi gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde.
Meclis, millet iradesinin tecelli ettiği yerdir.
Dolayısıyla bu düzenleme görüşülürken iktidarıyla, muhalefetiyle bütün siyasi partilerin sorumluluğu büyüktür.
Eleştiri yapılmalıdır.
Soru sorulmalıdır.
Eksik görülen maddeler tartışılmalıdır.
Gerekirse maddeler üzerinde değişiklikler yapılmalıdır.
Ama Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böyle tarihi bir konuda, siyasi hesaplarla terör meselesinin birbirine karıştırılmaması gerekir.
TBMM’nin daha önce oluşturduğu Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da terörün ve şiddet ikliminin sona erdirilmesi, toplumsal huzurun güçlendirilmesi ve hukuk düzeninin korunması ekseninde çalışmalar yürüttü. Komisyonun taslak raporunda da “af” algısı oluşturacak yaklaşımlardan uzak durulması ve hukukta belirlilik ilkesinin esas alınması vurgulandı. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Bu yaklaşım korunmalıdır.
Erdoğan’ın ortaya koyduğu hedef
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Terörsüz Türkiye” hedefi, Türkiye’nin sadece güvenlik politikasını değil, geleceğini de ilgilendiriyor.
Terörün olmadığı bir Türkiye;
daha güçlü ekonomidir.
Daha güçlü savunma sanayidir.
Daha fazla yatırım demektir.
Daha güvenli şehirler demektir.
Daha güçlü bir Türkiye demektir.
Ama burada bir parantez açmak gerekiyor:
Terörsüz Türkiye demek, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerinden taviz veren Türkiye demek değildir.
Tam tersine;
hukuk devleti güçlenecek,
devletin güvenliği korunacak,
milletin birliği korunacak,
şehitlerin emaneti korunacak,
vatandaşlarımızın eşitliği ve kardeşliği güçlenecek.
Türkiye’nin ihtiyacı olan da budur.
Şimdi herkes sorumluluk almalı
Bugün Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor.
Ancak fırsat kadar risk de vardır.
Bu nedenle süreçte ne romantizme ne de gereksiz korkuya ihtiyaç var.
Devlet aklına ihtiyaç var.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür.
Kendi kararını kendi verir.
Kendi hukukunu kendi yapar.
Terör örgütlerinin değil, milletin iradesini esas alır.
Eğer gerçekten silahlar bırakılır, örgüt feshedilir ve Türkiye topraklarında terör tehdidi sona ererse, bunun Türkiye için tarihi bir kazanım olacağı açıktır.
Fakat bunun karşılığı Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, bayrağı, vatanı ve milli egemenliği üzerinden pazarlık konusu olamaz.
Burada kırmızı çizgi nettir.
Türkiye Cumhuriyeti tektir.
Millet tektir.
Vatan tektir.
Bayrak tektir.
Terörsüz Türkiye hedefi de işte bu güçlü devlet ve güçlü millet anlayışı üzerine kurulmalıdır.
Şimdi söz Meclis’te.
Milletvekillerinin görevi, bu tarihi düzenlemeyi bütün yönleriyle tartışmak ve Türkiye’nin geleceğini güvence altına alacak en doğru hukuki çerçeveyi ortaya koymaktır.
Ben inanıyorum ki Türkiye, terörün konuşulduğu bir ülkeden, terörün tarih kitaplarında kaldığı bir ülkeye dönüşebilir.
Terörsüz Türkiye sadece bir siyasi slogan değil; 86 milyonun ortak geleceği olmalıdır.
Ve bu hedefe ulaşırken en büyük rehberimiz;
devlet aklı, millet iradesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü olmalıdır.