Aylardır ha bugün ha yarın denilen anlaşma, başta İsrail, İran rejim destekçileri ve ABD'deki Şahin Kanat'a rağmen imzalandı.
Savaşın ilk günlerinde de belirttiğimiz üzere, ABD bu savaşın içine çekilmiştir. Ara seçim baskısı, Trump'a yönelik operasyon alanlarının nispeten pasivize edilmesi (FED başkanının değişmesi, Epstein dosyalarının yayınlanması, göçmen karşıtı olayların dinmesi vb.) ve ABD kamuoyunda artan İsrail karşıtlığıyla Trump, deyim yerindeyse savaştan kaçtı.
Anlaşmanın Trump tarafından G7 zirvesinde imzalanmasını, başta İngiltere olmak üzere "müesses nizamın" bu anlaşmayı desteklediğinin bir göstergesi olarak okuyabiliriz.
Anlaşmanın temel bağlayıcı noktası, adı geçmese de İsrail dahil, tüm tarafların Lübnan'a saldırılara girişmeyeceği ve toprak bütünlüğüne saygı duyacağı yönünde görülüyor. Oysa İsrail'den gelen açıklamalar, anlaşmaya rağmen saldırı ve katliamların süreceğine işaret ediyor. İsrail'in durmayacağını öngörmek hiç zor değilken, taraflar neden bile bile lades dedi?
Hesap başka olabilir.
ABD'de kim başa gelirse gelsin hiçbir şeyin değişmeyeceği ezberinin artık geçerliliğini yitirdiğini artık anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Çünkü yeni bir dünya düzeni kuruluyor; yalnızca ABD ekseninde değil, bütün beşeri kalıplar, kabuller ve dengeler yıkılmayla ve yeniden şekillenmeyle yüzleşiyor, yüzleşecek.
İngiliz kraliyeti ve İsrail siyonizmiyle, petro-doların gücü ve askeri caydırıcılıkla süper güç haline gelen ABD, yeni yüzyıla küresel süper güç olarak geçemeyeceğini kabullenmiş durumda. Yeni perspektifi, çok kutuplu bir dünya düzeninde bölgesel ortaklıklar kurarak kendi kıtasına çekilmek olduğunu düşünüyoruz. Bu çekilme eğilimini uzun yıllardır dile getiriyoruz, ama ABD'nin dış politika adımlarını sadece Çin ile rekabet üzerinden okuma alışkanlığı hâlâ sürüyor.
ABD-Türkiye yakınlaşmasına bölgesel ortaklık penceresinden bakıldığında daha anlamlı hale gelecektir.
Peki kadim dostu İsrail ile ABD neden aynı yolda yürüyemiyor da bölgede Türkiye ile ilişki geliştiriyor?
İsrail siyonizmi, tarih boyunca ortaklık kurduğu herkesi satmış, üstelik eski ortağının üzerine basarak yeni ortağını güçlendirmiştir. 2000'li yıllarda Çin, üretim yapmayı bir anda öğrenmedi; İsrail siyonizmiyle bağlantılı sermaye Çin'e kaymaya başladı. Üstüne 2008 krizinde başta ABD olmak üzere devletler yine bu ekip tarafından soyuldu, o paraları da yine Çin'e aktardılar. Çin yeterince "siyonist" olamadığından, saldırmaya daha hevesli Hindistan ise yedek güç olarak öne çıkarılıyor.
Öte yandan Gazze ve Filistin yıllardır işgal ve zulüm altındayken, neden ancak 7 Ekim'den sonra dünya gündemine bu kadar oturdu? Çünkü İsrail artık masada bir unsur olmanın ötesinde, lider olmaya çalışıyor.
JD Vance'in "İsrail'in tek müttefiki kaldı, onu da kaybetmesin" uyarısı, İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İTamar Ben-Gvir'in ABD elçiliğine vize başvurusu nedeniyle parmak izi vermeye çağrılması, Trump ile Netanyahu'nun telefonda küfürleştiğinin basına yansıması gibi gelişmeler, aradaki çatlağın derinleştiğini ve bu çatlağın artık gösterilmek istendiğinin nişanesidir.
ABD artık kendi "FETÖ"sünden kurtulmak istiyor. Bunu yaparken de FETÖ ile mücadelede deneyimli olan ve İsraillilere göre en büyük yeni düşman sayılan Türkiye ile yol yürümenin doğru olduğunu düşünüyor MAGA'cı ABD'liler.
300 Milyar Dolarlık MARSHALLımsı Fon
ABD-İran anlaşmasının bir diğer önemli noktası, 300 milyar dolarlık fon meselesi. Bu fonla çeşitli projeler hayata geçirilecek ve ABD'li şirketler İran'a yatırım yapacak. Böylece ABD, Türkiye'ye Marshall yardımlarıyla yaptığını şimdi İran'a yapmaya çalışıyor gibi görünüyor. Bir yandan İsrail'i Türkiye ile dengelerken, diğer yandan da orta-uzun vadede Sünni süper güç haline gelecek Türkiye'yi, Şii İran ile dengelemeyi planlıyor.
İran ise Şii hilalinin çökmesi, Suriye'de yıllarca harcanan emeğin boşa gitmesi, rejim karşıtlığının tavan yapması ve ekonominin dar boğazda olmasıyla, savaş öncesinde yaşadığı bölünme riskini neredeyse atlatmış görünüyor. ABD eliyle İran'ın Şahin kanadının da tasfiye olmasıyla da İran'da yeni bir dönem başlıyor. Artık merkezinde rejime itaat değil, İran'a itaat olan bir sosyolojik denklem ve zamanla sekülerleşen bir İran görmek hiç de zor bir öngörü değil.
Velhasıl, ABD emperyalizmi ilk kez İsrail siyonizmi olmadan bir toprağa giriş yapıyor; hem de dünyanın en çetrefilli coğrafyasında, en çetrefilli döneminde.
İsrail’in anlaşmaya uymayarak Lübnan’a saldırılara devam etmesi durumunda, ABD İran ile yapılan anlaşma ve ara seçimleri bahane ederek İsrail’e sırt dönecektir. Bu da ABD İsrail boşanmasını hızlandıracak bir durum olur.
Eğer İsrail durursa, zaten takvimlerine göre geriye düşmüşken bir de üstüne karşılarında Türkiye ve Suriye entegrasyona eklenen Irak’ı bulacaklardır.
*Bilgi Notu: ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Baracak’ın ABD Siyonistlerine rağmen yeniden atanması, hatta üzerine Suriye’nin yanında Irak’ı da alacak şekilde bölge sefir ilan edilmesi ve Irak’a giderek Türkiye’ye mesajlar vermesi
ABD kalkanı olmadan İran’a karşı Arap ülkelerinin nasıl bir tutum alacağını, Hürmüz’ün rolünü, bize yansımalarını önümüzdeki günlerde Kanal 5'te anlatmaya çalışacağız inşallah.
Selametle.