Birini sevmek, sadece kalp atışlarını hızlandırmak ya da yanında olmayı istemek değildir. Bazen adı konmamış, derin bir bağ kurmaktır; kendinle ve onunla yeniden tanışmak…

Sevgi, aşk ve bağlılığın ötesinde bir his...

Kıymetli okurlarım, kütüphaneme yeni eklediğim ve bu günlerde okumaya başladığım bir kitabın içinde yer alan bazı bölümler öyle dokundu ki yüreğime, sizinle de paylaşmak istedim. Bu muhteşem kalem, sevgi, bağlılık ve aşkın ötesinde adını koyamadığımız bir duyguyu öyle güzel anlatıyor ki…

Birini çok sevmek… Sevgili mi dersin, aşk mı, yoksa bağlılık mı? Hiçbiri tam olarak karşılamaz içindekini. Belki de literatürde henüz tanımı yapılmamış bir şeydir bu.

Birini çok seversin… Ama bu yalnızca kalbinin hızla çarpması değil, gözlerinin ona her baktığında ışıldaması da değildir.

Birini çok seversin… Ama bu sadece özlemek ya da yanında olmayı istemekle sınırlı değildir.

Bu his, insana kendini aşmayı öğretir; onunla var olmak, aynı zamanda kendinle yeniden tanışmak gibidir.

Sevgi desen eksik kalır, aşk desen dar gelir, bağlılık desen anlatmaya yetmez. Bu, birbirine dokunan ruhların birbirini büyütmesidir. Kimi zaman göz göze geldiğinde sessizlikte konuşmaktır, kimi zaman söze ihtiyaç duymadan anlaşılmaktır.

Belki de bu yüzden adı yoktur. Çünkü isimlendirilemeyecek kadar derin, anlatılamayacak kadar kendine özgüdür. Ve insanın iç sözlüğünde tek bir karşılığı vardır:

“Seninle olduğumda ben, benden fazlayım.”

İşte bu satırlar bana şunu hatırlattı: İnsan kalbini tamamen açtığında, bazen sözler yetmez; ama hisler, en derin bağları kurar. Belki de asıl önemli olan, bir kelimeye sığdırmak değil, o duyguyu yaşamak ve hissettiğini hissettirebilmektir.

Peki siz hiç bu adı konmamış duyguyu yaşadınız mı?

Mukadder ben; bu duygularla varlığını hissettiren biri varsa hayatınızda ,ne mutlu size, sizin adınıza sevinen ve Kıymetini bilin önerisinde bulunan...

Sevgilerimle...